6 Ağustos 2026 günü öğlene yakın Ankara Hekimhanlılar Derneği Başkanı Vahap Uzunoğlu aradı. Köyümüz Ballıkaya'ya Vayloğ Dede türbesine gelmişler. "Süleyman Garipağaoğlu ve Cengiz Otlu ile bekliyoruz" dedi.
5-6 dakikalık yolu adımlayarak yanlarına gittim. Geç kalmayalım hemen gidelim dedi Vahap Uzunoğlu Cengiz Otlu'nun arabasıyla yola koyulduk. Arguvan'a uğramadan yola devam ederken Kerimker'den geçerken Kenan dayıyla Sülmenlili Beböğ’ün kısa mizahi öykülerinden söz ettik.
Kenan dayıyı Kerimker’den gelin getirmeye gittiğimizde yakından tanımıştım. O zamanki kısa bir anımı aktarmak istiyorum.
Düğün günü hava oldukça sıcaktı, buna karşın herkes dışarıda halay çekiyordu. İçeriye girip biraz dinlenmek istedim. Makatta oturan bir adam vardı, selamlaştık, oturdum. Önünde bir dolu su bardağı, bir yarım rakı dolu çay bardağı, elinde sigara; rakıdan biraz içiyor, sonra su ekliyor, sigarasından bir nefes çekiyordu. Oldukça zayıf yapısı vardı. Rakıdan bir yudum alıp su eklemesinin nedenini sorduğumda yüzündeki gizli ve ince gülümsemeyle; “Eksiltmiyorum, eksiltmiyorum” dedi.
Arapgir yolunda ilerlerken Keban yoluna döndük. Keban’da Çırçır Şelalesini gezdik ve orada balık yedikten sonra yolumuza devam ettik. Yolda Onar köyündeki 802 yıllık cem evinden söz açıldı. Ben de Gürge köyündeki 500 yıllık Karakapı Cem Evi ve kocaman tek parça ardıçtan yapılı kapısından ve direklerden söz ettim.
Arapgir yolundan Ağın ilçesine yöneldik. Keban barajının uzantıları buralara kadar uzanıyordu. Ana caddede ilerlerken bir parkın önünde durduk. Bizi Yusuf Sümer Yalçın karşıladı. Yusuf Sümer Yalçın, çay içerken Ermenilere yapılanlarla ilgili yaşlı yakınlarının anlatımlarını aktardı.
Yusuf Sümer Yalçın, Turan Emeksiz Lisesi 77’liler Derneği'nin başkanlığını yapıyordu. Ankara'da da Hekimhan Derneği’ne uğrayan bir Ağınlı...
Arapgir, Eğin, Ağın üçgeni Ermenilerin yoğun olduğu yerleşim birimleridir. Tahta çivili ayakkabı, manusa dokumacılığı (kutnu kumaş), bervanik gibi zanaatlar halen yaşattıklarından bazılarıdır. Ermeni ulusundan ustaların yaptıkları köprüler, çeşmeler, kervansaraylar, hanlar, hamamlar, camiler ve dağ nice yapıların çoğu halen ayakta...
Ağın’a ilk kez gitmek elbette ki bana Ağınlı tanıdıklarımı, dostlarımı anımsattı. Malatya'da Başharık Mahallesi'nde mahalle bakkalımız ve emekli öğretmen Cevat Çakaralmaz ve oğlu Rüçhan, Ahmet, damadı Hikmet Tekin, yine meslektaşlarım Nazım Ercan, Asım Avcı, Nusret Avcı ve diğerleri. Ve ve 1995 yılında tanıdığım İsmail Nazım Beydemir...
Malatya'da yayın yapan Güneş TV'de ilk kez televizyon programına çıkmıştım. İnönü Üniversitesi’nden bir gencin hazırlayıp sunduğu programda müzik konusu ile ilgili soruları yanıtlayıp bir de deyiş okumuştum. Sorulara yanıt verirken bir yerde, “Ben tek kişilik bir ordu gibiyim” sözüm üzerine görev yaptığım okula gelen İsmail Nazım Beydemir benimle tanışmak istediğini belirtmişti.
İsmail Nazım Beydemir'in babası İsmail adına Nazım Hikmet'in adından dolayı Nazım’ı da ekler. İsmail Nazım Beydemir (1925-2007), Yöresiyle Ağın adıyla halk kültürü derlemelerini kitap olarak yayınladı. Bu kitabin hazırlık aşamasında bizzat ilgilenmiştim. Kitabın yayınını Nurettin kayan gerçekleştirmişti.
İsmail Nazım Beydemir, iyi bir klarnetçi, müzik bilgisi olan ve notalama yapabilen bir kişiydi...
Ankara'da tanıdığım ressam Prof. Dr. Zafer Gençaydın (1941-2024) da bir Ağınlıydı. Ankara'daki birçok resim sergisinde ve kültürel etkinlikler birlikteliğimiz olmuştu.
Elbette ki başka Ağınlı tanıdıklarım da olmuştu. Ancak bunlardan kısaca söz etmiş oldum.
Ağın, Ağın leblebisi ile birlikte anılır. Leblebi de aldıktan sonra Arapgir’in Kozluk çayına gittik. İyileştirme yapılan köprüyü geçip kamp alanında müzisyenlik yapan Nihat Aydın'ı bulduk. Çayın kenarında konaklama yeri ve çadırlar vardı. Nihat Aydın oturmamız için antika gibi eskimiş olan masa sandalye ve oturakları düzenledi, kendisi de suyun içine koyduğu oturağın üzerine oturdu, klarnet ve cümbüşü ile bize bir konser verdi. Arapgir Arguvan ve Hekimhan türkülerini çalıp söyledi. Kendisine hepsinde de eşlik ettim.
Akşam saatlerinde Arguvan'da Hurşit Eren Parkı’nda oturarak çayımızı içip sohbet ettik. Süleyman Nazif Garibağaoğlu, Arguvan'ın ilk belediye başkanı olan Hurşit Eren'in enişteleri olduğunu, oğlu Niyazi Eren'in de Arguvan’a ve bu parka oldukça destek verdiğini anlattı.
Güneş batmıştı ki köyümüz Ballıkaya'ya geldik. Kemaliye ve Arapgir ile İstanbul arasında sefer yapan otobüslerin yolcu alıp bindirdiği Kayadibi’nde arkadaşları akşamlığa davet ettim. Ancak gitmek istediklerini belirttiler ve Hekimhan’a doğru yollarına devam ettiler.
Böylelikle bir günde Keban, Ağın, Arapgir gezimiz sona erdi. Keban'da balık, avında leblebi, Kozluk ‘ta türkü gezimize damgasını vurdu.
Ülkemizin her bir yanının kendine özgü güzelliklerini ancak gezerek, görerek anlayabiliriz, öğrenebiliriz.
Gezmenizi dilerim...
Ballıkaya, 6 Ağustos 2026
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Süleyman ÖZEROL
Keban'da Balık, Ağın’da Leblebi, Kozluk’ta Türkü
6 Ağustos 2026 günü öğlene yakın Ankara Hekimhanlılar Derneği Başkanı Vahap Uzunoğlu aradı. Köyümüz Ballıkaya'ya Vayloğ Dede türbesine gelmişler. "Süleyman Garipağaoğlu ve Cengiz Otlu ile bekliyoruz" dedi.
5-6 dakikalık yolu adımlayarak yanlarına gittim. Geç kalmayalım hemen gidelim dedi Vahap Uzunoğlu Cengiz Otlu'nun arabasıyla yola koyulduk. Arguvan'a uğramadan yola devam ederken Kerimker'den geçerken Kenan dayıyla Sülmenlili Beböğ’ün kısa mizahi öykülerinden söz ettik.
Kenan dayıyı Kerimker’den gelin getirmeye gittiğimizde yakından tanımıştım. O zamanki kısa bir anımı aktarmak istiyorum.
Düğün günü hava oldukça sıcaktı, buna karşın herkes dışarıda halay çekiyordu. İçeriye girip biraz dinlenmek istedim. Makatta oturan bir adam vardı, selamlaştık, oturdum. Önünde bir dolu su bardağı, bir yarım rakı dolu çay bardağı, elinde sigara; rakıdan biraz içiyor, sonra su ekliyor, sigarasından bir nefes çekiyordu. Oldukça zayıf yapısı vardı. Rakıdan bir yudum alıp su eklemesinin nedenini sorduğumda yüzündeki gizli ve ince gülümsemeyle; “Eksiltmiyorum, eksiltmiyorum” dedi.
Arapgir yolunda ilerlerken Keban yoluna döndük. Keban’da Çırçır Şelalesini gezdik ve orada balık yedikten sonra yolumuza devam ettik. Yolda Onar köyündeki 802 yıllık cem evinden söz açıldı. Ben de Gürge köyündeki 500 yıllık Karakapı Cem Evi ve kocaman tek parça ardıçtan yapılı kapısından ve direklerden söz ettim.
Arapgir yolundan Ağın ilçesine yöneldik. Keban barajının uzantıları buralara kadar uzanıyordu. Ana caddede ilerlerken bir parkın önünde durduk. Bizi Yusuf Sümer Yalçın karşıladı. Yusuf Sümer Yalçın, çay içerken Ermenilere yapılanlarla ilgili yaşlı yakınlarının anlatımlarını aktardı.
Yusuf Sümer Yalçın, Turan Emeksiz Lisesi 77’liler Derneği'nin başkanlığını yapıyordu. Ankara'da da Hekimhan Derneği’ne uğrayan bir Ağınlı...
Arapgir, Eğin, Ağın üçgeni Ermenilerin yoğun olduğu yerleşim birimleridir. Tahta çivili ayakkabı, manusa dokumacılığı (kutnu kumaş), bervanik gibi zanaatlar halen yaşattıklarından bazılarıdır. Ermeni ulusundan ustaların yaptıkları köprüler, çeşmeler, kervansaraylar, hanlar, hamamlar, camiler ve dağ nice yapıların çoğu halen ayakta...
Ağın’a ilk kez gitmek elbette ki bana Ağınlı tanıdıklarımı, dostlarımı anımsattı. Malatya'da Başharık Mahallesi'nde mahalle bakkalımız ve emekli öğretmen Cevat Çakaralmaz ve oğlu Rüçhan, Ahmet, damadı Hikmet Tekin, yine meslektaşlarım Nazım Ercan, Asım Avcı, Nusret Avcı ve diğerleri. Ve ve 1995 yılında tanıdığım İsmail Nazım Beydemir...
Malatya'da yayın yapan Güneş TV'de ilk kez televizyon programına çıkmıştım. İnönü Üniversitesi’nden bir gencin hazırlayıp sunduğu programda müzik konusu ile ilgili soruları yanıtlayıp bir de deyiş okumuştum. Sorulara yanıt verirken bir yerde, “Ben tek kişilik bir ordu gibiyim” sözüm üzerine görev yaptığım okula gelen İsmail Nazım Beydemir benimle tanışmak istediğini belirtmişti.
İsmail Nazım Beydemir'in babası İsmail adına Nazım Hikmet'in adından dolayı Nazım’ı da ekler. İsmail Nazım Beydemir (1925-2007), Yöresiyle Ağın adıyla halk kültürü derlemelerini kitap olarak yayınladı. Bu kitabin hazırlık aşamasında bizzat ilgilenmiştim. Kitabın yayınını Nurettin kayan gerçekleştirmişti.
İsmail Nazım Beydemir, iyi bir klarnetçi, müzik bilgisi olan ve notalama yapabilen bir kişiydi...
Ankara'da tanıdığım ressam Prof. Dr. Zafer Gençaydın (1941-2024) da bir Ağınlıydı. Ankara'daki birçok resim sergisinde ve kültürel etkinlikler birlikteliğimiz olmuştu.
Elbette ki başka Ağınlı tanıdıklarım da olmuştu. Ancak bunlardan kısaca söz etmiş oldum.
Ağın, Ağın leblebisi ile birlikte anılır. Leblebi de aldıktan sonra Arapgir’in Kozluk çayına gittik. İyileştirme yapılan köprüyü geçip kamp alanında müzisyenlik yapan Nihat Aydın'ı bulduk. Çayın kenarında konaklama yeri ve çadırlar vardı. Nihat Aydın oturmamız için antika gibi eskimiş olan masa sandalye ve oturakları düzenledi, kendisi de suyun içine koyduğu oturağın üzerine oturdu, klarnet ve cümbüşü ile bize bir konser verdi. Arapgir Arguvan ve Hekimhan türkülerini çalıp söyledi. Kendisine hepsinde de eşlik ettim.
Akşam saatlerinde Arguvan'da Hurşit Eren Parkı’nda oturarak çayımızı içip sohbet ettik. Süleyman Nazif Garibağaoğlu, Arguvan'ın ilk belediye başkanı olan Hurşit Eren'in enişteleri olduğunu, oğlu Niyazi Eren'in de Arguvan’a ve bu parka oldukça destek verdiğini anlattı.
Güneş batmıştı ki köyümüz Ballıkaya'ya geldik. Kemaliye ve Arapgir ile İstanbul arasında sefer yapan otobüslerin yolcu alıp bindirdiği Kayadibi’nde arkadaşları akşamlığa davet ettim. Ancak gitmek istediklerini belirttiler ve Hekimhan’a doğru yollarına devam ettiler.
Böylelikle bir günde Keban, Ağın, Arapgir gezimiz sona erdi. Keban'da balık, avında leblebi, Kozluk ‘ta türkü gezimize damgasını vurdu.
Ülkemizin her bir yanının kendine özgü güzelliklerini ancak gezerek, görerek anlayabiliriz, öğrenebiliriz.
Gezmenizi dilerim...
Ballıkaya, 6 Ağustos 2026