AKÇADAĞ’DA ÇAĞA(BEBEK) İKEN BEN KARADIR KAŞLARIN FERMAN YAZDIRIR
Yazının Giriş Tarihi: 23.01.2025 01:25
Yazının Güncellenme Tarihi: 23.01.2025 01:25
Bu türküyü ilk defa 1949 yılında Fahri Kayahan’ın taş plağından dinledim. Eserin Fahri Kayahan’a ait olabileceği inancımı halen taşıyorum. Türkü TRT’nin türkü arşivinin 2610 sırasında Zonguldak adına kayıtlıdır, Kaynak kişi İsmet Yeşilgül olup; Ahmet Yamacı tarafından 29 Kasım 1984 tarihinde incelenmiştir.
Mimar Sinan Üniversitesi Türk Halk Müziği öğretim görevlisi Melih Duygulu da benim düşüncelerimi paylaşıyor. Karadır Kaşların türküsünde bir derleme hatası olduğunu, aslında bu türkünün Fahri Kayahan’a ait olduğunu belirtiyor. En büyük hatanın bir yöreye ait bir türkünün başka yörelere mal edilmesi olduğunu belirtiyor. Ayrıca Karadır Kaşların türküsünün 1946 yılında Fahri Kayahan tarafından plak yapıldığını söylüyor.
Karadır Kaşların 1984 tarihinde inceleniyor. Derleme tarihi notada yazmıyor. Üstelik Derleyici Ahmet Yamacı’nın da Fahriye göre yeni olduğunu kabul edersek yanlışlık kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Bu yazımı facebook sahifesinde de yayınlamıştım. Oğlum cemal Ökmenden itiraz gibi bir cevap geldi.
-Baba sen 1946 yılına doğmadın mı ? diye. Yani sen o zamanlar üç yaşındaydın hatırlaman mümkün değil diye inceden bir dokunma yaptı. Ben de çağa iken Akçadağ’da yaşadığım günleri hatırladığım kadarı ile anlatmaya karar verdim. İşte Akçadağ, işte ben, işte siz ve işte Akçadağ’lılar.
Evet ben 1946 yılı Akçadağ doğumluyum. Doğumumdan sonra kaç sene Akçadağ’da yaşamışım tam hatırlamam mümkün değil tabii. Bereket ablam sağ ve aklı başında; ondan sormaya karar verdim. Ablam dedi ki :
Biz Malatya’ya geldiğimiz zaman ilk okul birinci sınıfa gidiyordum deyince iş açığa çıktı. Demek ki ben o zaman dört yaşları civarında imişim. O zamanlar Akçadağ’da radyo yok idi. Ancak bizim evlerde kurmalı gramofonlar vardı. Rahmetli dedem ve babam türkülere ve şarkılara çok hevesli idi. Plaklardan öğrendikleri türküleri söylerlerdi.
Babamın amcası kızı rahmetli Remziye ablanın eşi Kazım amca Akçadağ’ın en meşhur lokantacısı idi. Güzel kebaplar ve yemekler yapardı. Lokanta dükkanı da köşede yüksek kahve dediğimiz yerin kışlaya doğru giden yolun başında, yüksek kahvenin de yan tarafına düşüyordu. Yani çarşı merkezinde. Lokanta bizim eve çok yakın olduğundan oralarda dolaşırdım. Kazım amca gramofonu sonuna kadar açar adeta Akçadağlılara konser verirdi. Karadır kaşların türküsü de yeni çıkmış, yeni Akçadağ’a gelmişti. Türkü çok tutmuştu, türküyü Lokantacı Kazım arka arkaya çalıyordu. Hatta bir gün Kazım amca beni çağırmış lokantada lezzetli bir yemek yedirmişti.
AKÇADAĞ’DAKİ MAHALLEMİZ VE EVİMİZ
Bizim mahallemizin adına Doğu mahallesi denirdi. Çarşı meydanına en yakın ev altınlara aitti. Onun yanında galiba Teşdoğların evi vardı. O evin bitişiği Sofu dediğimiz en büyük amcamız Ahmet amcamıza aitti. Kolcu Zekeriya otururdu. Tek katlı kerpiç bir evdi.
Onun bitişiğindeki iki katlı çıkarmalı, kafesli ev bize aitti. Kapısı ortadan yola açılırdı ve devasa kanatlı bir kapı idi. İçeri girer girmez hayat denilen hole adım atardınız. Sol tarafta ikinci kata çıkan bir ayakçak (tahta merdiven) vardı. Holün sağında bir oda, onun arkasında da bir oda daha vardı. Bu odalarda kullanılmayan malzemeler vardı, depo gibi kullanılırdı. İkinci odanın ahır olarak kullanıldığını tahmin ediyorum. Kapı bahçeye açılırdı, ancak bahçeye varmadan üzeri kapalı tandır örtmesine benzer bir yere adım atardınız. Tandır yoktu ama davlumbazlı odun ocağı vardı, sacda eşgileme ekmeği pişirilirdi. Üst katta merdiven boşluğuna açılan iki oda vardı. Sağdaki bizim oda, karşıdaki büyük odada dedemlerin odası vardı. Bu evin ikinci katında kafes dediğimiz delikli tahtalarla kaplı idi. Bu kafeslerden dışarısı gözükür içerisi gözükmezdi. Bir nevi şimdiki tül görevi görürdü. Odaların arkası mutfağa açılırdı. Mutfağa bir iki basamakla çıkılırdı. Yerler pardahlı idi. Hafifçe sulanır ve her seher vakti süpürülürdü. Mutfağın önünde dam vardı. Damın sağ köşesinde tuvalet bulunurdu. Yasın akşamları çok güzel olurdu damımız. Amcam orada güvercin beslerdi. Babamın beni kucağına alıp ”Bak Selami bu ay dede dediğini ve ayı bana gösterdiğini hatırlıyorum. Onun yanında Muhammet amcanın evi vardı, bizim evin ikizi gibiydi. Bir aşağısındaki ev de Mahmut amcamıza aitti tek katlı idi. Bizim evlerimiz Akçadağ’da yapı özelliğini gösterilebilecek yapı özelliği bulunan evlerdendi. Tavanları ardıç ağaçlarından yapılmış idi.
Karşımızda daha çok esnaflar yer alırdı. Ayakkabıcı Nuri Ustayı ,demirci topal Hassiği hatırlıyorum.
Günlerden bir gün çok kar yağmıştı Akçadağ’a. Halil dedem beni kucağına almış kafesin arkacında hem sohbet ediyor hem de yolu seyrediyorduk. Dedem bana haydi Selami bir türkü söyle demez mi? Çağa ne bile türkü söylemeyi. Dedemi de kırmıyorum. Başladım söylemeye “Mırısda(Nuri usta) damı kürüyü” diye…
Bu ara Halil dedemle aramızda geçen bir anımı anlatayım. Nereden gördü isem gördüm evde yaprakları kullanılmış manzaralı takvim karton kapağa rastladım. Başladım dedemi sıkıştırmaya: dede bana kepkep(bir çeşit çivi) al diye. Amacım manzaralı takvim kartonunu duvara çivilemek idi. Dedem de hiç sormadı ne yapacaksın kepkebi diye. En sonunda benim elimden tuttu ve bir dükkandan on kuruşa bir avuç kepkep aldı. Oysa bana bir tane kepkep yetiyordu. Eve gelince soru üzerine amacımın takvim kapağını duvara çivilemek olduğunu söyledim. Tabii ki ben duvara manzarayı çivileyemezdim. Ama o resim üst katta ayakçak başında bir duvara çivilendi.
Çağa iken Akçadağ’da su da elektrik de yoktu. Sucularımız vardı, Ganıların pınarından sitillerle (bakır kova)su taşırlardı evlere. Ganıların Pınarı bizim karşı hizada Sökmenlerin evinin hemen arkasındaydı. Önünde yalak da vardı. Hayvanların ve insanların önemli ihtiyacını giderirdi. Suculardan insaf ve Hasret bacıyı duymuşluğum ve görmüşlüğüm vardır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Selami YÜCEL
AKÇADAĞ’DA ÇAĞA(BEBEK) İKEN BEN KARADIR KAŞLARIN FERMAN YAZDIRIR