Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

SIRTIMDAKİ ŞELEK

Yazının Giriş Tarihi: 13.01.2026 13:13
Yazının Güncellenme Tarihi: 13.01.2026 13:15

1952 doğumluyum ben. Sekiz yaşında ya varım ya yokum, Babam memur, annem Münüre... Elbistan’dan gelin gelmiş; narin, şehirli kadın. Bizim Balaban’da kerpiç evler birbirine birleşik , daracıktır sokaklar. Kasabanın taa dışında kalır bahçeler, tarlalar.

Kışın almış babam tarlayı. Soba başındayız, müjdeyi verdi babam: "Çocuklarım için tarla aldım hanım, bizimde bahçemiz olacak; kayısı dikeceğim, çeşit çeşit meyveler dikeceğim." Sevinmedi pek annem bu habere, mutlu olmadığını anladım ben daha o an. Soba başında sitem ediyordu babama: "Bahçeden ne anlarsın ,Ben zaten hiç anlamam. Gittin Allah’ın dağındaki tarlalara yatırdın eldeki avuçtaki parayı."

Balabanlıydı babam ama ömrü gurbette çalışmakla geçmişti; pek anlamazdı köy işinden, toprağın kahrından. Heves etmişti toprağa gurbetin hasretiyle ama hesaba katmamıştı işin içindeki o ayrık otunu, nasırlı elleri.

Bahar geldi kış bitince; başladı tarlada iş. O gün annem 6 yaşındaki ,bacım Nevin'e çocuklara iyi bak ,kapıyı kimseye açma, aman ha dışarı çıkmayın biz çift süren Ali abinin azığını verip geliriz dedii sokağımızın sonunda Mametçe’den bakınca, aşağı vadi boyunca göğe doğru uzanan selvilikler... Meyve ağaçlarının arasında süzülerek akan Balaban çayı, karşıya bakınca etrafı dağlarla çevrili bahçeler, tarlalar ve uzaktan seçilen köyler görünüyor.

Ayaküstü sohbet ediyor annem bahçeye gidip gelenlerle, anlatıyor bir yandan bahçe dikeceğimizi. İşaret etti sonra o aşağı vadiyi: "Bak Nermin, bu yokuşu ineceğiz, çaydaki tahta köprüden geçip tekrar yokuştan şo gördüğün karşıya yürüyüp, uzakta görünen iki selvinin tam yanı bizim tarla."

Baktım o yöne, yollar bitmez gibi. "Çok uzak kızım, nasıl yürüyeceksin?" diyor annem bana, endişeli gözlerle bakıyor. "Ben giderim, giderim" dedim ama sanki başka bir şehir kadar uzak geldi gözüme orası.

Yola düştük. Annem önde, ben arkada... Ailenin büyük kızıydım ben, annemin bir elinde yemek bohçası bir elinde kalaylı küçük bakır sitil... Benim omzumda ise o kendir ipler, yük bağlamaya yarayan.

Pırıl pırıl hava, güneş tepede. Kırmızı naylon ayakkabılarım var ayağımda; öyle bir tozlu ki yollar, dönüp dönüp bakıyorum bastıkça çıkan o izlere. Hoşuma gidiyor ayak izlerim. Düşe kalka ilerlerken taşlı tozlu yollarda, söyleniyordu annem: "Allah’ım, bu kadar uzak yerde bahçe... Beş çocukla nasıl gidip geliriz buraya?"

Vardık tarlaya. Deviriyor toprağı atın arkasına takılı demir pulluk, sürüyor bahçeyi Ali Amca. Bir ağaç gölgesine hazırladı yemeği annem. "Yoruldun Nermin, otur ye şu peynir dürümünü" dedi. Ali Amca ben böylesine hiç denk gelmedim Münire bacı bu ayrık otu arsız olur kolay kolay kökü gelmez dedi.yerden o inatçı ayrık otları pulluk toprağı karıştırdıkça, fışkırıyordu babamın o hevesle aldığı tarladan. Durdu Ali Amca, sildi alnının terini: "Bacım, şelekle taşımakla biter mi bu tarlanın ayrığı? Bir eşek alsın Mevlüt Abi" dedi.

Üzgün annem... Elinde keser, başladı seçmeye o yaş topraktan ayrıkları. Oldu mu sana o gün ırgat, Elbistan’ın şehirli gelini... Baktım anneme, o narin ellerine, o bükülen beline... Dayanamadım annemin o haline. Utanmasın istedim o şelekten, tek başına bu yükün altında üzülmesin, yalnız kalmasın diye destek olmak geçti o çocuk kalbimden. "Anne bana da şelek yap, ben de taşıyayım" dedim. "Olmaz kızım" dedi ama ısrarcıyım ben. Bir ip verdi Ali Amca, boyuma göre küçük bir şelek hazırladı sırtıma annem. Annem önde, ben arkada o incecik tarla yollarında; sekiz yaşımda annemin yüküne omuz verdim ben. Biliyorum annemin de ilk şeleği... O an söz verdim kendi kendime: "Asla şelek taşımayacağım ben!"

Geniş yola çıktık, dinleniyoruz arada. Durdu yoldan geçen yaşlı bir kadın, baktı halimize, bir iç çekti:

"Oy kızım, bu dünyanın şeleğini çok erken sırtlamışsın sen..."

Anladım ben o sözün ağırlığını yıllar sonra. Olmadı okuma imkanım ilkokuldan sonra ama tuttum ben o günkü yeminimi. Profesyonel aşçı oldum, yazar oldum. Taşımadım sırtımda şelek ama ulaştırdım o günlerden gelen vefayla binlerce kitabı Balaban’ın ve çevre köylerin çocuklarına. Göçtü gitti babam o gurbet yorgunluğuyla genç yaşta; biz büyüdük, asla taşıtmadık annem Münüre’ye bir daha şelek. Ama o yaşlı kadının dediği gibi; meğer benim bu hayattaki azmimmiş o küçük yaşta sırtıma vurduğum o şelek.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.