Sıcak bir yaz günü, gençlerin hayal dünyasına renkli bir pencere açıldığı çok önemli bir olay yaşanıyor. Balaban'ın dört mahallesinden biri olan Davutlu Mahallesi'nde, çarşıdaki tarihi çeşmenin yanındaki sokaktan girince, Balaban'ın kale gibi kapanan dört kapısından biri... Kayabaşı'na doğru giderken, dört duvarıyla bir kapı yeri kalan yıkık kerpiç evin içinde bir hazırlık dikkat çekiyor.
Komşular bakıyor, Memili çalışıyor.
- Kolay gelsin Memili, ne yapıyorsun burada?
- Sinema açıyaam. (Şiveli konuşurdu, geliyaam, gidiyaam gibi)
Şakacı olduğu için yine şaka sanıyorlar. Burası açık hava sineması olacak, duvarlar yıkılıp düzleniyor. Duvara beyaz kocaman bir perde asılıyor. Yerde motora benzer bir alet var. Gelen geçen soruyor, çoluk çocuk burada, herkes bir işin ucundan tutuyor.
Çarşıdaki kahvenin kullanılmayan kırık tahta sandalyeleri getiriliyor. Bir yandan tamir ediliyor, bir yandan diziliyor. Yardım etmesi için önceden sinemada çalışmış bir genci getiriyor Memili... "Sinemacı Metin" diyor Balabanlılar.
Hazırlıklar sona doğru gelirken; bağda, bahçede, çarşıda, okulda gündemde hep sinema.
- "Memili başka iş bulamamış mı?"
- "Bir sinemamız eksikti"
- "Ne gereği varmış sinemanın" diyen yaşlılar...
O yıllarda Balaban'da elektrik yoktu. Çalışkan, iş bitirici Belediye Başkanı rahmetli Hacı Ali Yılmaz'ın (Hacı Ali Çavuş) gayretli çalışmalarıyla elektrik santrali yaptırılıyor, akşamdan akşama 4-5 saat elektrik veriliyor. Sinemanın çevresi, kapısı ışıklandırılıyor, zor deneme yayınları başlıyor. Aksaklıklar peş peşe geliyor. Bazen filmin makarası ters konunca film baş aşağı gösteriyor. Hala Balaban'da sinema deyince bunu hatırlayanlar var.
Ama Memili kendiyle barışık biri, tıpkı Vizontele filmindeki gibi umutsuzluğa düşmüyor. Ve nihayet beklenen gün; eski tahtalardan yapılan üç ayaklı tabelaya o gün gösterilecek filmin afişleri takılıyor. Çocuklar Balaban sokaklarında duyuracak.
- MEMİLİAAA! MEMİLİAAA!
Ben taşıyayım diye peşindeler. 3-5 açıkgöz çocuk iş yapıyor. Akşama filmi bedava seyredecekler karşılığında...
Herkes merakla bakıyor. O güne kadar radyodan arkası yarınları dinleyen genç kızlar, gelinler, şimdi görerek seyredecekleri için heyecanlanıyorlar. Duyan duymayana, çeşme başında, damdan dama arkadaşlarına haber veriyorlar.
Açık hava sineması gösterime giriyor. İlk gün gençler, çocuklar, sokak sakinleri sinemayı izliyorlar. Balaban'da gündeme oturuyor Memili'nin sinemasında akşam izlenen film... Gören görmeyene anlatıyor.
Akşamdan akşama yeni filmler gösterilirken, inşaat ve iyi bir kerpiç kesme ustası olan Memili; kapalı sinema hazırlıklarına başlıyor. Çakır peeaa dediğimiz sokağımızdaki oyun alanımız olan arsaya sinemanın temelini atıyor. Kerpiçler kuruyunca bir hafta içinde, bayanlara asma katta locası olan sinema açılıyor.
O zamana kadar sinemanın seyircisi günden güne çoğalıyor. Ben de sık giderdim, sokağımızdaydı. Acıklı film gelmiş denirdi. Yeni gelen hanımlar duygusal sahnelerde hıçkıra hıçkıra ağlardı. Sinema ağzına kadar dolardı.
Çocuklar her gün sinemanın kapısında beklerdi. Parası olmayanlar giremezdi. Merhametli olan Memili, kıyamazdı çocuklara... Önce kapıyı kapatır, film başladıktan sonra kapıyı açar, geri çağırırdı yarı fiyatına... Daha sonra ikinci yarıda da dışarıda kalan tüm çocukları içeri doldururdu.
Peki kim bu Memili?
Gafarlar sülalesinden Gafar Hamza'nın oğlu Mehmet Akbalaban. Ona kısaca Memili derlerdi. Benim amcamdı. Gayretli, çalışkan, nüktedan bir kişiliği vardı. Kendisi ile barışıktı ve herkes tarafından sevilirdi.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Nermin Yılmaz Akbalaban
MEMİLİNİN SİNEMASI
Yer: Balaban
Yıl: 1972
Sıcak bir yaz günü, gençlerin hayal dünyasına renkli bir pencere açıldığı çok önemli bir olay yaşanıyor. Balaban'ın dört mahallesinden biri olan Davutlu Mahallesi'nde, çarşıdaki tarihi çeşmenin yanındaki sokaktan girince, Balaban'ın kale gibi kapanan dört kapısından biri... Kayabaşı'na doğru giderken, dört duvarıyla bir kapı yeri kalan yıkık kerpiç evin içinde bir hazırlık dikkat çekiyor.
Komşular bakıyor, Memili çalışıyor.
- Kolay gelsin Memili, ne yapıyorsun burada?
- Sinema açıyaam. (Şiveli konuşurdu, geliyaam, gidiyaam gibi)
Şakacı olduğu için yine şaka sanıyorlar. Burası açık hava sineması olacak, duvarlar yıkılıp düzleniyor. Duvara beyaz kocaman bir perde asılıyor. Yerde motora benzer bir alet var. Gelen geçen soruyor, çoluk çocuk burada, herkes bir işin ucundan tutuyor.
Çarşıdaki kahvenin kullanılmayan kırık tahta sandalyeleri getiriliyor. Bir yandan tamir ediliyor, bir yandan diziliyor. Yardım etmesi için önceden sinemada çalışmış bir genci getiriyor Memili... "Sinemacı Metin" diyor Balabanlılar.
Hazırlıklar sona doğru gelirken; bağda, bahçede, çarşıda, okulda gündemde hep sinema.
- "Memili başka iş bulamamış mı?"
- "Bir sinemamız eksikti"
- "Ne gereği varmış sinemanın" diyen yaşlılar...
O yıllarda Balaban'da elektrik yoktu. Çalışkan, iş bitirici Belediye Başkanı rahmetli Hacı Ali Yılmaz'ın (Hacı Ali Çavuş) gayretli çalışmalarıyla elektrik santrali yaptırılıyor, akşamdan akşama 4-5 saat elektrik veriliyor. Sinemanın çevresi, kapısı ışıklandırılıyor, zor deneme yayınları başlıyor. Aksaklıklar peş peşe geliyor. Bazen filmin makarası ters konunca film baş aşağı gösteriyor. Hala Balaban'da sinema deyince bunu hatırlayanlar var.
Ama Memili kendiyle barışık biri, tıpkı Vizontele filmindeki gibi umutsuzluğa düşmüyor. Ve nihayet beklenen gün; eski tahtalardan yapılan üç ayaklı tabelaya o gün gösterilecek filmin afişleri takılıyor. Çocuklar Balaban sokaklarında duyuracak.
- MEMİLİAAA! MEMİLİAAA!
Ben taşıyayım diye peşindeler. 3-5 açıkgöz çocuk iş yapıyor. Akşama filmi bedava seyredecekler karşılığında...
Çocuklar sokaklarda, ellerinde mikrofon:
- Dikkat dikkat! Akşama Memili'nin sinemasında "Susuz Yaz" falan... filan... artistler...
Herkes merakla bakıyor. O güne kadar radyodan arkası yarınları dinleyen genç kızlar, gelinler, şimdi görerek seyredecekleri için heyecanlanıyorlar. Duyan duymayana, çeşme başında, damdan dama arkadaşlarına haber veriyorlar.
Açık hava sineması gösterime giriyor. İlk gün gençler, çocuklar, sokak sakinleri sinemayı izliyorlar. Balaban'da gündeme oturuyor Memili'nin sinemasında akşam izlenen film... Gören görmeyene anlatıyor.
Akşamdan akşama yeni filmler gösterilirken, inşaat ve iyi bir kerpiç kesme ustası olan Memili; kapalı sinema hazırlıklarına başlıyor. Çakır peeaa dediğimiz sokağımızdaki oyun alanımız olan arsaya sinemanın temelini atıyor. Kerpiçler kuruyunca bir hafta içinde, bayanlara asma katta locası olan sinema açılıyor.
O zamana kadar sinemanın seyircisi günden güne çoğalıyor. Ben de sık giderdim, sokağımızdaydı. Acıklı film gelmiş denirdi. Yeni gelen hanımlar duygusal sahnelerde hıçkıra hıçkıra ağlardı. Sinema ağzına kadar dolardı.
Çocuklar her gün sinemanın kapısında beklerdi. Parası olmayanlar giremezdi. Merhametli olan Memili, kıyamazdı çocuklara... Önce kapıyı kapatır, film başladıktan sonra kapıyı açar, geri çağırırdı yarı fiyatına... Daha sonra ikinci yarıda da dışarıda kalan tüm çocukları içeri doldururdu.
Peki kim bu Memili?
Gafarlar sülalesinden Gafar Hamza'nın oğlu Mehmet Akbalaban. Ona kısaca Memili derlerdi. Benim amcamdı. Gayretli, çalışkan, nüktedan bir kişiliği vardı. Kendisi ile barışıktı ve herkes tarafından sevilirdi.