Kadın… Yuvanın ışığı, sabrın ta kendisi. Her yerde sorumluluk ister, zordur. Ama Anadolu’da kadın olmak daha da zordur. Nerede olursa olsun ağır işçidir; hem anadır, hem evin direği, hem de her şeydir. Evi, eşi, çoluk çocuğu onun hayatıdır.
Ben Anadolu kadınının nasıl yaşadığını görerek büyüdüm. Sabah ezanıyla kalkar o kadın… Üzerine güneş doğmadan işinin başına geçer. Ahıra girer, hayvanını yemler, avlusunu süpürür, tandırını yakar. Daha gün ağarmadan bir evin yükünü omuzlar.
Anadolu kadını deyince aklıma memleketim gelir; analarımız, büyük analar… Elleri nasırlı, emektar, çileli… Biz dizlerinin dibinde oturarak, hikâyelerini dinleyerek büyüdük. Seferberlik analarıydı onlar, gelinleriydi, kızlarıydı… Cepheden cepheye koşan babalarını, kardeşlerini, eşlerini uğurlarken gidip gelmeyeceklerini bile bile:
“Bizleri düşünmeyin.” derlermiş.
Öyle bir ağır yükü omuzladılar ki… Hem ana hem baba oldular. Yüreği yanık analar, eli kınalı gelinler, nişanlı kızlar… Zor yaşam koşullarında hem kendilerini korudular hem evlatlarını büyüttüler. Cephede savaşan Nene Hatun, Kara Fatma gibi niceleri, yeri geldi silah kuşandı, yeri geldi cephe gerisinde yaraları sardı. Yetim, öksüz çocuklara sofralarını açtılar; olmayan ekmeklerini paylaştılar, kol kanat gerdiler. İsimsiz kahramanlardı onlar… Orak biçtiler, düven sürdüler, sırtlarında şelek taşıdılar. Arpa unundan ekmek pişirdiler, bin bir meşakkatle büyüdüler.
Kadınlarımız çalışkan, sabırlı, fedakârdır. Aklıyla, fikriyle sınırları aşar. Anadolu kadını kocasının bir adım arkasında durur derler. Saygılıdır, ferasetlidir. Ama işin gerçeği şudur: Son sözü çoğu zaman kadınlarımız söyler. Nerede nasıl davranacağını bilir; hayatın zorlukları onu olgunlaştırmıştır.
Kadınlar… unutmayın: Çocuklar sizi örnek alır. Siz nasıl yaşarsanız, neyi doğru bilip yaparsanız, onlar da öyle öğrenir. Önce biz örnek olmalıyız ki, yarının insanları sağlam ve vicdanlı büyüsün.
Her kadın anadır… Çocuğu olsun ya da olmasın. Yaşamıyla, emeğiyle, sevgisiyle örnek olur. Bir kadının ana olması için doğurması gerekmez; ana olmak, vermek, korumak, yaşatmaktır.
Ama ne acıdır ki… Bugün hâlâ ülkemizde kadınlar öldürülüyor, şiddete uğruyor. Sayı her geçen gün artıyor. Bir toplumun değeri, kadına verdiği değerle ölçülür. Kadına şiddetin olduğu yerde ne huzur vardır, ne adalet, ne de umut.
Dünya küçüldü diyoruz. Bir yerde savaşta çocuklar ölürken, başka bir yerde kadınlar şiddetin kurbanı oluyor. Oysa kadın hayatın kendisidir. Bir kadına kıymak, bir aileyi, bir geleceği yok etmektir.
Dünyada iz bırakmış kadınları hatırlayalım; bilimde, sanatta, eğitimde…
Marie Curie, Malala Yousafzai (Afganistan’da eğitim için mücadele eden, en genç Nobel ödüllü kız), Fatima al-Fihri… ve niceleri…
Ülkemizde de Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren iz bırakmış kadınlar vardır:
Halide Edip Adıvar, Afife Jale, Türkan Saylan…
Cesaretleri ve çalışkanlıklarıyla yol açmış, toplumun önünü açmışlardır.
Kadın sadece evin direği değildir. Savaş meydanında da vardır, okulda da, sokakta da, sahnede de, bilimde de… Hayatın her alanında vardır. Bir çocuğun ilk öğretmeni, bir evin yüreği, bir toplumun vicdanıdır.
Bir elin değdiği her işte kadının emeği vardır. Sabır vardır, emek vardır, alın teri vardır.
Kadın olmak zor ama kutsaldır. Tarih de, bugün de, yarın da kadınlar olmasa… Dünya eksik kalır.
Velhasıl… Kadınların korkmadan yaşayabildiği bir dünya kurulmadan insanlık huzur bulamaz. Çünkü kadınların öldüğü bir dünyada insanlık yaşayamaz. “Emekleri ve cesaretleriyle hayatın her alanında iz bırakan tüm kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Nermin Yılmaz Akbalaban
Kadın: Hayatın direği, geleceğin umudu
Kadın… Yuvanın ışığı, sabrın ta kendisi. Her yerde sorumluluk ister, zordur. Ama Anadolu’da kadın olmak daha da zordur. Nerede olursa olsun ağır işçidir; hem anadır, hem evin direği, hem de her şeydir. Evi, eşi, çoluk çocuğu onun hayatıdır.
Ben Anadolu kadınının nasıl yaşadığını görerek büyüdüm. Sabah ezanıyla kalkar o kadın… Üzerine güneş doğmadan işinin başına geçer. Ahıra girer, hayvanını yemler, avlusunu süpürür, tandırını yakar. Daha gün ağarmadan bir evin yükünü omuzlar.
Anadolu kadını deyince aklıma memleketim gelir; analarımız, büyük analar… Elleri nasırlı, emektar, çileli… Biz dizlerinin dibinde oturarak, hikâyelerini dinleyerek büyüdük. Seferberlik analarıydı onlar, gelinleriydi, kızlarıydı… Cepheden cepheye koşan babalarını, kardeşlerini, eşlerini uğurlarken gidip gelmeyeceklerini bile bile:
“Bizleri düşünmeyin.” derlermiş.
Öyle bir ağır yükü omuzladılar ki… Hem ana hem baba oldular. Yüreği yanık analar, eli kınalı gelinler, nişanlı kızlar… Zor yaşam koşullarında hem kendilerini korudular hem evlatlarını büyüttüler. Cephede savaşan Nene Hatun, Kara Fatma gibi niceleri, yeri geldi silah kuşandı, yeri geldi cephe gerisinde yaraları sardı. Yetim, öksüz çocuklara sofralarını açtılar; olmayan ekmeklerini paylaştılar, kol kanat gerdiler. İsimsiz kahramanlardı onlar… Orak biçtiler, düven sürdüler, sırtlarında şelek taşıdılar. Arpa unundan ekmek pişirdiler, bin bir meşakkatle büyüdüler.
Kadınlarımız çalışkan, sabırlı, fedakârdır. Aklıyla, fikriyle sınırları aşar. Anadolu kadını kocasının bir adım arkasında durur derler. Saygılıdır, ferasetlidir. Ama işin gerçeği şudur: Son sözü çoğu zaman kadınlarımız söyler. Nerede nasıl davranacağını bilir; hayatın zorlukları onu olgunlaştırmıştır.
Kadınlar… unutmayın: Çocuklar sizi örnek alır. Siz nasıl yaşarsanız, neyi doğru bilip yaparsanız, onlar da öyle öğrenir. Önce biz örnek olmalıyız ki, yarının insanları sağlam ve vicdanlı büyüsün.
Her kadın anadır… Çocuğu olsun ya da olmasın. Yaşamıyla, emeğiyle, sevgisiyle örnek olur. Bir kadının ana olması için doğurması gerekmez; ana olmak, vermek, korumak, yaşatmaktır.
Ama ne acıdır ki… Bugün hâlâ ülkemizde kadınlar öldürülüyor, şiddete uğruyor. Sayı her geçen gün artıyor. Bir toplumun değeri, kadına verdiği değerle ölçülür. Kadına şiddetin olduğu yerde ne huzur vardır, ne adalet, ne de umut.
Dünya küçüldü diyoruz. Bir yerde savaşta çocuklar ölürken, başka bir yerde kadınlar şiddetin kurbanı oluyor. Oysa kadın hayatın kendisidir. Bir kadına kıymak, bir aileyi, bir geleceği yok etmektir.
Dünyada iz bırakmış kadınları hatırlayalım; bilimde, sanatta, eğitimde…
Marie Curie, Malala Yousafzai (Afganistan’da eğitim için mücadele eden, en genç Nobel ödüllü kız), Fatima al-Fihri… ve niceleri…
Ülkemizde de Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren iz bırakmış kadınlar vardır:
Halide Edip Adıvar, Afife Jale, Türkan Saylan…
Cesaretleri ve çalışkanlıklarıyla yol açmış, toplumun önünü açmışlardır.
Kadın sadece evin direği değildir. Savaş meydanında da vardır, okulda da, sokakta da, sahnede de, bilimde de… Hayatın her alanında vardır. Bir çocuğun ilk öğretmeni, bir evin yüreği, bir toplumun vicdanıdır.
Bir elin değdiği her işte kadının emeği vardır. Sabır vardır, emek vardır, alın teri vardır.
Kadın olmak zor ama kutsaldır. Tarih de, bugün de, yarın da kadınlar olmasa… Dünya eksik kalır.
Velhasıl… Kadınların korkmadan yaşayabildiği bir dünya kurulmadan insanlık huzur bulamaz. Çünkü kadınların öldüğü bir dünyada insanlık yaşayamaz.
“Emekleri ve cesaretleriyle hayatın her alanında iz bırakan tüm kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.