Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

DÜN ŞERİFE, BUGÜN ARİFE, YARIN BAYRAM

Yazının Giriş Tarihi: 21.03.2026 07:15
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.03.2026 07:21

Bayramlar sadece takvimdeki rakamlardan ibaret değildir; bir toplumun ortak hafızası, çocukluğun en sıcak sığınağı ve aile bağlarının perçinlendiği en güçlü zamanlardır. İnsan yaş aldıkça bayramın rengi değişir; sevinçlerin yanına özlemler, hatıraların yanına ince bir hüzün eklenir. Ama bayram, her şeye rağmen paylaşmanın, gönül almanın ve insana değer vermenin günüdür.

Çocukluğumun bayramları gözümün önünde bir film şeridi gibi geçer. Balaban’da hazırlıklar günler öncesinden başlardı. Bizde sıralama biraz farklıydı: Bayramdan iki gün önce Şerife, bir gün önce ise Arife günü olurdu. Çocuklar daha beş-altı yaşındayken bu günlerde oruca alıştırılırdı. Akşama doğru acıkan çocuklar, büyüklerin sırtında gezdirilerek oyalanırdı. Bu güzel bir gelenekti. İftarlıklar hazırlanır, buna “orucu satın alma” denirdi. Büyükler çocuğa talip olur, “Bana sat orucunu,” diyerek onu ödüllendirirdi. Bayram akşamı yaşanan bu sevinç bambaşkaydı.

Bayram temizliği de ayrı bir gelenekti. Komşular sokakta ya da çeşme başında kısa sohbetler ederken hangi işi yaptıklarını anlatırlardı. Zahralıktaki kalaylı bakır kaplar parlatılır, pırtılar yıkanır, her köşe bucak temizlenirdi. Sokak çeşmesinden taşınan sular tandırda, bakır kazanlarda ısıtılırdı. “İğneden ipliğe ne varsa yudum” denirdi. Her evde aynı hazırlık, aynı heyecan…

Biz altı kardeştik. Babam bayram alışverişini yapar; annem ise el dikişiyle süslü bayramlık elbiselerimizi günler öncesinden diker, kömür ütüsüyle ütüler ve odanın duvarındaki elbise örtüsünün altına asardı. Çocuklara alınan kınalı şekerler ise o günün en tatlı sevinciydi. Babam ayaklarımızı iple ölçer, şeherden (Darende) ayakkabılarımızı alırdı. Sevincimizi vakarımızdan çok belli edemezdik ama gözlerimiz her şeyi anlatırdı.

Şerife günü aynı zamanda mezarlık ziyareti günüydü. Akşamüzeri mezarlığa gidilir; kabirler temizlenir, Kur’an okunur ve dualar edilirdi. Bu adetler sanki gidenlere “Sizi unutmadık,” demenin bir yoluydu. Çocuklar da gelir, onlara şekerler ve çeşitli ikramlar dağıtılırdı. Bu gelenek hâlâ devam ediyor.

Annem akşam ellerimize kına yakardı. Sabah babam bayram namazına giderken biz kardeşler, kimin kınası daha güzel tutmuş diye birbirimizinkine bakardık. Gece bayramlıklarımızın üzerine elimizi koyup öyle uyurduk; sabahı beklemek en zor işti. O zamanlar Ramazan Bayramı’na “Şeker Bayramı” denirdi. Bir de bayram gezmeleri vardı…

Çocuklar gruplar hâlinde dolaşır; bayram sabahı kapılar hep açık tutulurdu. Gidilen yerlerde mendil, şeker ve harçlık verilirdi.

Şimdi şehirlerde çocuklar sokakları eskisi gibi şenlendirmiyor. Kapı kapı dolaşan o sesler yok artık. İnsanlar birbirini, hatta kapı komşusunu bile tanımıyor; güven duygusu zayıflamış durumda.

Ben yıllardır büyükşehirdeyim ama gördüklerim beni düşündürüyor. Atadan, anadan ne gördüysek gelecek nesillere aktarmayı bir görev sayıyorum. Bu yüzden biz yine bayram temizliğimizi yaptık. Eski günleri unutmamak için geleneksel bayram yemeklerimizi ve tatlılarımızı hazırlamaya devam ediyoruz.

Çocuklar sokaktan çekildi, teknoloji hayatın tam ortasına yerleşti. Evler büyüdükçe sokaklar küçüldü; kalabalıklar arttıkça yalnızlık çoğaldı.

Dünya da değişti… Bir zamanlar uzak sandığımız acılar şimdi yanı başımızda. Komşu ülkeler ateş çemberi; bombalar yağıyor, ocaklar sönüyor, çocuklar bayram sabahına umutla değil korkuyla uyanıyor.

Böyle bir dünyada bayram yaşamak insanın içini hem dolduruyor hem sızlatıyor.

Hayat inişli çıkışlı; acılar ve kayıplar var, bunlar en çok da bayramlarda hissediliyor.

Vefat eden bir yakını olan evlere bayramın ilk günü taziye ziyaretine gidilir. Çünkü biliriz ki bayramın sevinci kadar, eksikliğin sızısı da vardır o evlerde.

Atalarımız ne güzel demiş:

“Acılar paylaştıkça azalır.”

İşte bayram, tam da bunun içindir:

Sevinci çoğaltmak, hüznü paylaşmak ve insanın insana omuz vermesi için…

Ve bugün, eğer biz hâlâ aynı duyguyu taşıyabiliyor, hâlâ bir kapıyı çalabiliyor ve bir yüreğe dokunabiliyorsak bayramın ruhu yaşıyor demektir.

Şeker tadında bayramlar dilerim.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.