“Olmayasun” mu, “Olamazsın” mı?
Çoğunlukla üç belde olarak söylenir: Darende’den, Divriği’den, Gürün’den… “Olmayasın üç beldenin birinden” denir. Biz de yıllardır böyle duyar, böyle söyleriz. Peki ya aslı? Aslı beş belde: Darende, Divriği, Gürün, Arapkir ve Eğin.
İşte bu yazıyı, yıllardır söylenegelen bu sözün aslını, astarını öğrenmek için kaleme aldım.
Bir sohbet ortamında “Nerelisin, neresinden?” diye sorulur. Sen gururla “Darendeliyim” dersin. Oradan biri çıkar: “Olmayasın üç beldenin birinden; Darende’den, Divriği’den, Gürün’den…” der. O an ne diyeceğini bilemezsin. Bilen cevabı hemen verir, bilmeyen de lafı geveler durur. Gelin, bu sözün aslını birlikte öğrenelim.
Çünkü yıllardır üç belde diye söylenen bu sözün, anlatılan rivayetlere göre beş beldesi var.
Koca Ragıp Paşa, 18. yüzyıl Osmanlı devlet adamlarından; devlet adamlığının yanında şairliği, yazarlığı ve ilme olan ilgisiyle de tanınmış bir isimdir. Nüktedanlığıyla da döneminin önemli şahsiyetlerinden biri olmuştur. Kendisine ait olduğu bilinen ve zamanla darbımesel hâline gelen meşhur sözlerden biri, “Merd-i Kıptî şecaatin arz ederken sirkatin söyler.” sözüdür. Kısaca, insan kendisini överken farkında olmadan kendi kusurunu da ortaya çıkarabilir anlamına gelir.
Ragıp Paşa’nın kitaplara ve ilme düşkün olduğu, İstanbul Koska’da kendi adına bir kütüphane yaptırdığı bilinir. 1763 yılında vefat etmiş ve kendi yaptırdığı külliye içerisindeki türbesine defnedilmiştir.
BİRİNCİ RİVAYET
Koca Ragıp Paşa’nın aslen Arapkirli olduğu anlatılır. Devlet hizmetinde çeşitli görevlerde bulunmuş, sonunda sadrazamlığa kadar yükselmiştir. Rivayete göre sadrazamlığı döneminde Osmanlı ülkesindeki medrese, öğrenci, cami ve kütüphanelerle ilgili sayımlar yapılır. Bu sayımlarda Divriği, Arapkir, Eğin, Darende ve Gürün gibi beldelerde medrese ve öğrencilerin sayısının oldukça fazla olduğu görülür.
Yani karşımıza yine aynı beş belde çıkar: Divriği, Arapkir, Eğin, Darende ve Gürün.
Anlatılanlara göre bazıları Ragıp Paşa’yı küçümsemek amacıyla “Arapkir’den geldi, devlete erdi.” gibi sözler söyler. Ragıp Paşa da kendine has nüktedanlığıyla: “Divriği’nden, Eğin’den, Arapkir’den, Darende’den, Gürün’den olamazsınız; bu beş beldenin birinden…” diye cevap verir.
İKİNCİ RİVAYET
Bir başka rivayet ise şöyledir: Koca Ragıp Paşa’nın yanında biri Arapkirli, diğeri Eğinli olmak üzere iki hattat bulunuyormuş. Sadrazam olduktan sonra işlerinin çoğalması üzerine üç hattat daha alınmasını istemiş. Yapılan sınavın ardından üç hattat seçilmiş ve Paşa’nın huzuruna çıkarılmış.
Paşa, yazılarını beğenmiş ve “Olmayasun Arapkir’den, Eğin’den?” diye sormuş. Yeni hattatların Gürün, Darende ve Divriği’den olduğu anlaşılınca Ragıp Paşa’nın: “Olamayasun beş beldenin birinden; Gürün’den, Darende’den, Divriği’den, Eğin’den, Arapkir’den… İlla da Arapkir’den!” dediği anlatılır.
Böylece üç yeni hattatın geldiği beldelerle Paşa’nın yanında bulunan iki hattatın memleketleri birleşince beş belde ortaya çıkar: Gürün, Darende, Divriği, Eğin ve Arapkir.
Peki “olmayasun” ne demek? Bugün kulağımıza farklı gelen bu sözün eski söyleyişinde “oralı mısın, oralı değil misin?” anlamında kullanıldığı anlatılır. Zaten bugün de “O gelen sen olmayasın?”, “Onu diyen sen olmayasın?” gibi benzer söyleyişleri kullanıyoruz. Sözler zamanla değişir, söyleyişler değişir; bazen anlam unutulur, geriye yalnızca söz kalır.
BEŞ BELDENİN ORTAK KÜLTÜRÜ
Darende, Divriği, Gürün, Arapkir ve Eğin… Bugün farklı illerin ilçeleri olarak biliniyor. Geçmişte idarî bağlılıkları da zaman zaman değişmiş. Bu nedenle bu beş beldenin her zaman aynı sancağa veya aynı yönetime bağlı olduğunu söylemek doğru olmaz. Ancak mesele yalnızca idarî sınırlar değil.
Bu beş belde, yüzyıllardır aynı bölgenin birbirine yakın, birbirini etkileyen kadim yerleşimleridir. İnsanları arasında gidiş gelişler olmuş, akrabalıklar kurulmuş, alışveriş yapılmış; gelenekleri ve yaşayışları birbirine karışmıştır. En önemlisi de okuyanı, yetişmiş insanı çok olan beldeler olarak anılmışlardır. Medreseleri, mektepleri, âlimleri, hocaları, hattatları, devlet adamları ve yetiştirdikleri nice değerli insanla bu coğrafyanın ayrı bir yeri vardır.
Bugün haritaya baktığımızda sınırları ayrı görürüz. Birinin Sivas’a, birinin Malatya’ya, birinin Erzincan’a bağlı olduğunu biliriz. Fakat tarihî ve kültürel hafızaya baktığımızda bu sınırlar o kadar keskin değildir. Belki de yıllardır dilden dile dolaşan “üç belde” sözünün içine beş beldenin adının karışması da biraz bundan.
Darende, Divriği, Gürün, Arapkir ve Eğin… Aynı yönetimin altında oldukları için değil; aynı kültür coğrafyasının, aynı kadim bölgenin birbirine yakın beş beldesi oldukları için birlikte anılmışlar.
Bazen bir söz, yalnızca söylediği şeyi değil, arkasında sakladığı tarihi de taşır. “Üç belde” diye bildiğimiz sözün içinde beş beldenin adının yaşaması da bize bunu hatırlatıyor. Sınırlar değişir, bağlılıklar değişir, ilçelerin adı ve yeri değişir; ama kültürün hafızası kolay kolay değişmez.
OKUYAN, ÖĞRENEN, YETİŞTİREN BİR COĞRAFYA
Şu bir gerçek ki yöremizin insanı okumayı, öğrenmeyi sever. Asırlardır mekteplerinde, medreselerinde ilim ve irfan öğrenenler; âlimler, ulemalar, devlet görevlileri, paşalar ve sadrazamlar yetişmiştir.
Darende’de 36 paşanın bir araya geldiği, böylesi bir durumun nadir görüldüğü anlatılır. Nadir Mahallesi ve Nadir Köprüsü adlarının da bu olayla ilişkilendirildiği söylenir.
Balaban’da Cumhuriyet’ten sonra açılan ilkokul ve biçki-dikiş kurslarında kadınlar, yeni gelinler ve genç kızlar okutulmuş, eğitim almaları için gönderilmişlerdir. Çocuklarını okutmak için imkânlarını zorlayan ailelerden “Sırtımdaki ceketimi satar, seni okuturum.” sözünü çok duymuşuzdur. Bu söz, bizim insanımızın eğitime verdiği değeri anlatmaya yeter.
Geçmişte kız çocuklarının okutulması, kadınların eğitim görmesi, gençlerin başka yerlere gönderilip öğrenim görmesi hiç de kolay değildi. Bütün bunlar, bu toprakların insanının okumaya ve öğrenmeye verdiği değerin göstergesidir.
Kısacası değerli hemşerilerim, ister şaka yollu söylensin, ister başka bir niyetle… Bizim memleketimizden çıkan âlimler, bilim insanları, siyasetçiler, tüccarlar ve nice değerli insan; bu toprakların kültürüyle, ilme ve öğrenmeye verdiği önemle yoğrulmuştur.
Biz nereden geldiğimizi bilelim, memleketimizin değerini bilelim. Yıllardır üç belde diye söylenip duran o sözün aslını da unutmayalım.
Üç değil, beş belde…
Darende’den, Divriği’den, Gürün’den, Arapkir’den, Eğin’den…
İyi ki bu beldelerde doğmuşuz. İyi ki bu toprakların insanıyız.
Sınırlar değişse de kültürümüzün ortak hafızası yaşasın.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Nermin Yılmaz Akbalaban
3 BELDE Mİ, 5 BELDE Mİ?
“Olmayasun” mu, “Olamazsın” mı?
Çoğunlukla üç belde olarak söylenir: Darende’den, Divriği’den, Gürün’den… “Olmayasın üç beldenin birinden” denir. Biz de yıllardır böyle duyar, böyle söyleriz. Peki ya aslı? Aslı beş belde: Darende, Divriği, Gürün, Arapkir ve Eğin.
İşte bu yazıyı, yıllardır söylenegelen bu sözün aslını, astarını öğrenmek için kaleme aldım.
Bir sohbet ortamında “Nerelisin, neresinden?” diye sorulur. Sen gururla “Darendeliyim” dersin. Oradan biri çıkar: “Olmayasın üç beldenin birinden; Darende’den, Divriği’den, Gürün’den…” der. O an ne diyeceğini bilemezsin. Bilen cevabı hemen verir, bilmeyen de lafı geveler durur. Gelin, bu sözün aslını birlikte öğrenelim.
Çünkü yıllardır üç belde diye söylenen bu sözün, anlatılan rivayetlere göre beş beldesi var.
Koca Ragıp Paşa, 18. yüzyıl Osmanlı devlet adamlarından; devlet adamlığının yanında şairliği, yazarlığı ve ilme olan ilgisiyle de tanınmış bir isimdir. Nüktedanlığıyla da döneminin önemli şahsiyetlerinden biri olmuştur. Kendisine ait olduğu bilinen ve zamanla darbımesel hâline gelen meşhur sözlerden biri, “Merd-i Kıptî şecaatin arz ederken sirkatin söyler.” sözüdür. Kısaca, insan kendisini överken farkında olmadan kendi kusurunu da ortaya çıkarabilir anlamına gelir.
Ragıp Paşa’nın kitaplara ve ilme düşkün olduğu, İstanbul Koska’da kendi adına bir kütüphane yaptırdığı bilinir. 1763 yılında vefat etmiş ve kendi yaptırdığı külliye içerisindeki türbesine defnedilmiştir.
BİRİNCİ RİVAYET
Koca Ragıp Paşa’nın aslen Arapkirli olduğu anlatılır. Devlet hizmetinde çeşitli görevlerde bulunmuş, sonunda sadrazamlığa kadar yükselmiştir. Rivayete göre sadrazamlığı döneminde Osmanlı ülkesindeki medrese, öğrenci, cami ve kütüphanelerle ilgili sayımlar yapılır. Bu sayımlarda Divriği, Arapkir, Eğin, Darende ve Gürün gibi beldelerde medrese ve öğrencilerin sayısının oldukça fazla olduğu görülür.
Yani karşımıza yine aynı beş belde çıkar: Divriği, Arapkir, Eğin, Darende ve Gürün.
Anlatılanlara göre bazıları Ragıp Paşa’yı küçümsemek amacıyla “Arapkir’den geldi, devlete erdi.” gibi sözler söyler. Ragıp Paşa da kendine has nüktedanlığıyla: “Divriği’nden, Eğin’den, Arapkir’den, Darende’den, Gürün’den olamazsınız; bu beş beldenin birinden…” diye cevap verir.
İKİNCİ RİVAYET
Bir başka rivayet ise şöyledir: Koca Ragıp Paşa’nın yanında biri Arapkirli, diğeri Eğinli olmak üzere iki hattat bulunuyormuş. Sadrazam olduktan sonra işlerinin çoğalması üzerine üç hattat daha alınmasını istemiş. Yapılan sınavın ardından üç hattat seçilmiş ve Paşa’nın huzuruna çıkarılmış.
Paşa, yazılarını beğenmiş ve “Olmayasun Arapkir’den, Eğin’den?” diye sormuş. Yeni hattatların Gürün, Darende ve Divriği’den olduğu anlaşılınca Ragıp Paşa’nın: “Olamayasun beş beldenin birinden; Gürün’den, Darende’den, Divriği’den, Eğin’den, Arapkir’den… İlla da Arapkir’den!” dediği anlatılır.
Böylece üç yeni hattatın geldiği beldelerle Paşa’nın yanında bulunan iki hattatın memleketleri birleşince beş belde ortaya çıkar: Gürün, Darende, Divriği, Eğin ve Arapkir.
Peki “olmayasun” ne demek? Bugün kulağımıza farklı gelen bu sözün eski söyleyişinde “oralı mısın, oralı değil misin?” anlamında kullanıldığı anlatılır. Zaten bugün de “O gelen sen olmayasın?”, “Onu diyen sen olmayasın?” gibi benzer söyleyişleri kullanıyoruz. Sözler zamanla değişir, söyleyişler değişir; bazen anlam unutulur, geriye yalnızca söz kalır.
BEŞ BELDENİN ORTAK KÜLTÜRÜ
Darende, Divriği, Gürün, Arapkir ve Eğin… Bugün farklı illerin ilçeleri olarak biliniyor. Geçmişte idarî bağlılıkları da zaman zaman değişmiş. Bu nedenle bu beş beldenin her zaman aynı sancağa veya aynı yönetime bağlı olduğunu söylemek doğru olmaz. Ancak mesele yalnızca idarî sınırlar değil.
Bu beş belde, yüzyıllardır aynı bölgenin birbirine yakın, birbirini etkileyen kadim yerleşimleridir. İnsanları arasında gidiş gelişler olmuş, akrabalıklar kurulmuş, alışveriş yapılmış; gelenekleri ve yaşayışları birbirine karışmıştır. En önemlisi de okuyanı, yetişmiş insanı çok olan beldeler olarak anılmışlardır. Medreseleri, mektepleri, âlimleri, hocaları, hattatları, devlet adamları ve yetiştirdikleri nice değerli insanla bu coğrafyanın ayrı bir yeri vardır.
Bugün haritaya baktığımızda sınırları ayrı görürüz. Birinin Sivas’a, birinin Malatya’ya, birinin Erzincan’a bağlı olduğunu biliriz. Fakat tarihî ve kültürel hafızaya baktığımızda bu sınırlar o kadar keskin değildir. Belki de yıllardır dilden dile dolaşan “üç belde” sözünün içine beş beldenin adının karışması da biraz bundan.
Darende, Divriği, Gürün, Arapkir ve Eğin… Aynı yönetimin altında oldukları için değil; aynı kültür coğrafyasının, aynı kadim bölgenin birbirine yakın beş beldesi oldukları için birlikte anılmışlar.
Bazen bir söz, yalnızca söylediği şeyi değil, arkasında sakladığı tarihi de taşır. “Üç belde” diye bildiğimiz sözün içinde beş beldenin adının yaşaması da bize bunu hatırlatıyor. Sınırlar değişir, bağlılıklar değişir, ilçelerin adı ve yeri değişir; ama kültürün hafızası kolay kolay değişmez.
OKUYAN, ÖĞRENEN, YETİŞTİREN BİR COĞRAFYA
Şu bir gerçek ki yöremizin insanı okumayı, öğrenmeyi sever. Asırlardır mekteplerinde, medreselerinde ilim ve irfan öğrenenler; âlimler, ulemalar, devlet görevlileri, paşalar ve sadrazamlar yetişmiştir.
Darende’de 36 paşanın bir araya geldiği, böylesi bir durumun nadir görüldüğü anlatılır. Nadir Mahallesi ve Nadir Köprüsü adlarının da bu olayla ilişkilendirildiği söylenir.
Balaban’da Cumhuriyet’ten sonra açılan ilkokul ve biçki-dikiş kurslarında kadınlar, yeni gelinler ve genç kızlar okutulmuş, eğitim almaları için gönderilmişlerdir. Çocuklarını okutmak için imkânlarını zorlayan ailelerden “Sırtımdaki ceketimi satar, seni okuturum.” sözünü çok duymuşuzdur. Bu söz, bizim insanımızın eğitime verdiği değeri anlatmaya yeter.
Geçmişte kız çocuklarının okutulması, kadınların eğitim görmesi, gençlerin başka yerlere gönderilip öğrenim görmesi hiç de kolay değildi. Bütün bunlar, bu toprakların insanının okumaya ve öğrenmeye verdiği değerin göstergesidir.
Kısacası değerli hemşerilerim, ister şaka yollu söylensin, ister başka bir niyetle… Bizim memleketimizden çıkan âlimler, bilim insanları, siyasetçiler, tüccarlar ve nice değerli insan; bu toprakların kültürüyle, ilme ve öğrenmeye verdiği önemle yoğrulmuştur.
Biz nereden geldiğimizi bilelim, memleketimizin değerini bilelim. Yıllardır üç belde diye söylenip duran o sözün aslını da unutmayalım.
Üç değil, beş belde…
Darende’den, Divriği’den, Gürün’den, Arapkir’den, Eğin’den…
İyi ki bu beldelerde doğmuşuz. İyi ki bu toprakların insanıyız.
Sınırlar değişse de kültürümüzün ortak hafızası yaşasın.