23 Nisan, yalnızca bir takvim yaprağının değişimi değil; bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun ve bu dirilişi çocukların masumiyetine emanet edilişinin en asil simgesidir. Meclis’in dualarla açıldığı o gün, egemenlik kişilerin iradesinden alınarak doğrudan millete emanet edildiği büyük bir dönüm noktasıdır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu bayram, sadece bir sevinç günü değil; aynı zamanda bir sorumluluk çağrısıdır. Çünkü çocuk; bugünün neşesi olduğu kadar, yarının aklı, vicdanı ve devletidir.
Ve ben…
Bu duygunun en saf hâlini, Balaban’da okula başladığım 1958 yılında yaşadım.
İlk okul binam…
İki tarafı sütunlu, kemerli bir yapı…
Ağır, kanatlı kapısından girince geniş bir salon…
Etrafında sınıflar, öğretmenler odası, kitaplık ve küçük bir müze…
Ve yerden bir metre yüksekte bir sahne…
O yıllarda farkında değildik belki ama bugün dönüp baktığımda şunu açıkça söyleyebilirim:
Günümüzün birçok okulundan daha düzenli, daha özenliydi.
Özenliydik.
O yıl, okulumuzun yıkıldığını öğrendim.
Çocuk yaşımda başka bir şey hatırlamıyorum o günün ardından…
Sanki bir dönem birden kapandı.
İki yıl sonra yeni okulumuza taşındık.
Yeni binamızda dersler, oyunlar ve bayram hazırlıkları devam etti.
Ama ilk okulun bıraktığı iz hiç silinmedi.
Millî bayramlar yaklaşınca günler öncesinden hazırlanırdık.
İçimizde tarifsiz bir heyecan olurdu.
Öğretmenlerimiz bize sadece ders öğretmezdi;
Çanakkale’yi anlatır, vatanı, milleti, bayrağı yüreğimize işlerdi. Günümüzün çoğu okullarından donanımlıydı okulumuz ."biz gelmeden okullarda şu ,bu yoktu" diyenler Anadolu'daki küçük bir kasabada 1964 yıllarıydı anlattığım
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Nermin Yılmaz Akbalaban
23 NİSAN RUHU
23 Nisan, yalnızca bir takvim yaprağının değişimi değil; bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun ve bu dirilişi çocukların masumiyetine emanet edilişinin en asil simgesidir. Meclis’in dualarla açıldığı o gün, egemenlik kişilerin iradesinden alınarak doğrudan millete emanet edildiği büyük bir dönüm noktasıdır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu bayram, sadece bir sevinç günü değil; aynı zamanda bir sorumluluk çağrısıdır. Çünkü çocuk; bugünün neşesi olduğu kadar, yarının aklı, vicdanı ve devletidir.
Ve ben…
Bu duygunun en saf hâlini, Balaban’da okula başladığım 1958 yılında yaşadım.
İlk okul binam…
İki tarafı sütunlu, kemerli bir yapı…
Ağır, kanatlı kapısından girince geniş bir salon…
Etrafında sınıflar, öğretmenler odası, kitaplık ve küçük bir müze…
Ve yerden bir metre yüksekte bir sahne…
O yıllarda farkında değildik belki ama bugün dönüp baktığımda şunu açıkça söyleyebilirim:
Günümüzün birçok okulundan daha düzenli, daha özenliydi.
Özenliydik.
O yıl, okulumuzun yıkıldığını öğrendim.
Çocuk yaşımda başka bir şey hatırlamıyorum o günün ardından…
Sanki bir dönem birden kapandı.
İki yıl sonra yeni okulumuza taşındık.
Yeni binamızda dersler, oyunlar ve bayram hazırlıkları devam etti.
Ama ilk okulun bıraktığı iz hiç silinmedi.
Millî bayramlar yaklaşınca günler öncesinden hazırlanırdık.
İçimizde tarifsiz bir heyecan olurdu.
Öğretmenlerimiz bize sadece ders öğretmezdi;
Çanakkale’yi anlatır, vatanı, milleti, bayrağı yüreğimize işlerdi. Günümüzün çoğu okullarından donanımlıydı okulumuz ."biz gelmeden okullarda şu ,bu yoktu" diyenler Anadolu'daki küçük bir kasabada 1964 yıllarıydı anlattığım
Müsamereye günler öncesinden hazırlanır, coşkuyla kutlardık.
Sahnede piyes oynadık,
Savaş…
Cephe…
Asker…
Vatan…
Bayrak…
O çocuk yaşımızda bizler bunları sahnede canlandırırdık.
Belki tam idrak edemezdik ama hissederdik…
Bir milletin yükünü, bir tarihin izini.
23 Nisan günü coşkuyla kutlanır, akşamına , Balabanlılar salona doluşur, biz sahnede oynardık.
Gözler dolu dolu izlenirdi.
Balabanlılar gözyaşlarıyla alkışlardı.
Ve biz o sahnede…
Çanakkale’yi, vatanı, bayrağı, bağımsızlığı anlatırdık.
Ve içimize kazınan o söz:
“Ne mutlu Türküm diyene.”