Medyayı yakından takip eden biri olarak görüyorum ki güncel konular her gün gündemimizde. Siyaset, sağlık, spor, magazin, sanat…
Peki, insan ilişkilerimizde davranışlarımızı ve kararlarımızı belirleyen mekanizmaları ne kadar konuşuyoruz? İnsanı anlamaya, psikolojisini tanımaya ve kararlarımızın arkasındaki nedenleri sorgulamaya ne kadar zaman ayırıyoruz?
Oysa insanı tanımak, hayatı tanımaktır.
Her insan bir okyanustur. Suyunu boşalt boşalt bitmez, derler. Her birimizin kendine özgü düşünceleri, duyguları, yaşanmışlıkları, korkuları ve beklentileri vardır.
Şahsi kitaplığımın yaklaşık yüzde yetmişini insan psikolojisiyle ilgili kitaplar oluşturuyor. Çünkü hayatımızın neredeyse her anında insanlarla iletişim hâlindeyiz. Ailede, işte, sosyal çevremizde ve günlük yaşamımızda başarılı ilişkiler kurabilmek için önce insanı anlamamız gerekiyor.
Peki, insanı nasıl tanıyacağız?
Öncelikle kendi egomuzu, nefsimizi ve kişisel çıkarlarımızı sorgulayarak… Karşımızdaki insanı peşin hükümlerle değerlendirmek yerine onu dinleyerek, anlamaya çalışarak ve kendimizi onun yerine koyarak…
Felsefe yapmadan, kısaca söyleyelim: Kararlarımızda karşımızdaki kişinin durumunu dikkate almak, ihtiyacı olana maddi ve manevi destek sağlamak, insan ilişkilerinin temel taşlarındandır.
Atalarımız boşuna söylememiş:
“Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır.”
Bazen bir tatlı söz, bir tebessüm, bir hâl hatır sormak, bir insanın gönlüne ulaşmaya yeter. Bunlar küçük davranışlar gibi görünse de insanlar arasında yakınlık kurmanın, güven oluşturmanın ve sağlıklı diyaloglar geliştirmenin önemli yollarıdır.
İnsan hata yapabilir. Hatasız kul olmaz. Hata yapmaktan korkarak hiçbir işe girişmemek, gelişmenin önünde engel oluşturur. Önemli olan, yaptığımız hatalardan ders çıkarmak ve aynı yanlışları tekrarlamamaya çalışmaktır.
KARARLARIMIZI NASIL VERİYORUZ?
Aile hayatımızda, sosyal çevremizde, iş yaşamımızda, resmî ve özel ilişkilerimizde gün geçmiyor ki bir karar vermeyelim.
Peki, kararlarımızı nasıl veriyoruz?
Beynimiz, karar verme süreçlerimizin merkezinde yer alıyor. Ancak beynin işleyişi, bilinç, irade ve karar verme arasındaki ilişki henüz bütün ayrıntılarıyla çözülebilmiş değil.
Bilimsel deneylerde, bazı kararlarla ilişkili beyin etkinliklerinin kişinin kararını bilinçli olarak bildirmesinden önce ortaya çıktığı gözlemlenmiştir. Bu bulgular, karar verme sürecinin sandığımızdan daha karmaşık olduğunu göstermektedir.
Öyleyse aklımızı kullanmak, düşüncelerimizi sorgulamak ve kararlarımızı irdelemek zorundayız.
Akıl, yalnızca düşünmek değil; düşüncelerimizi değerlendirmek, nedenleri araştırmak, sonuçları öngörmek ve doğruyla yanlışı ayırt etmeye çalışmaktır. İdrak ise anladığımızı kavramak, anlamlandırmak ve olaylar arasındaki ilişkileri görebilmektir.
Akıl, idrak ve bilinç günlük hayatımızda sıkça kullandığımız kavramlar. Ancak bunların birbirleriyle ilişkisini ne kadar biliyoruz?
Asıl mesele, yalnızca karar vermek değil, verdiğimiz kararın kendimize ve başkalarına ne getireceğini de düşünebilmektir.
OKUMAK, YALNIZCA KİTAP OKUMAK MIDIR?
İnanç dünyamızda insanın aklını kullanması, düşünmesi ve ibret alması önemli bir yere sahiptir.
Yüce Yaradan'ın ilk vahyinin “Oku!” emriyle başlaması üzerinde düşünelim.
Ortada henüz okunacak bir kitap yoksa neyi okuyacağız?
İnsanı, kâinatı, doğayı, hayatı ve yaşamı okuyacağız. İnsanla bütün bunlar arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışacağız.
Bir damla sudan yaratılan insanın yaratılış gayesini sorgulayacağız. Kendimize şu soruyu soracağız:
“Ben bu dünyaya ne için geldim?”
Hayat yalnızca yaşamak, çalışmak, kazanmak, biriktirmek ve tüketmekten mi ibaret? Yoksa kendimizi geliştirmek, insanlara faydalı olmak, iyilik yapmak ve ardımızda güzel izler bırakmak da yaşamın bir parçası mı?
Bence insan, bu soruları kendisine sormadan hayatın anlamını bütünüyle kavrayamaz.
ÖLÜMÜ HATIRLAMAK, HAYATI ANLAMAKTIR
Gençlik yıllarımda ölümü pek düşünmezdim. Sanki ölüm başkalarının başına gelecek bir olaydı.
Annem ve babam rahmetli olduktan, yaşım yetmişleri aştıktan sonra hayatın başka bir yüzünü daha iyi anlamaya başladım.
Bir zamanlar “Ben ölürüm, onlar ölmez.” diye düşündüğümüz insanların bugün aramızda olmadığını görüyoruz. Geride bıraktıkları malları, mülkleri ve biriktirdikleri servetleri ise dünyada kalıyor.
Bu gerçek üzerinde düşündükçe nefsimizin, egomuzun ve kişisel çıkarlarımızın peşinde koşarken zamanımızı nasıl tükettiğimizi daha iyi anlıyorum.
Elbette çalışmak, üretmek, kazanmak ve geleceğimiz için birikim yapmak yanlış değildir. Sorun, bunları hayatın tek amacı hâline getirmek; kendi çıkarlarımız uğruna başkalarının haklarını, duygularını ve ihtiyaçlarını görmezden gelmektir.
Karşımızdaki insanı düşünmeden, kendimizi onun yerine koymadan verdiğimiz kararlar, bazen telafisi mümkün olmayan kırgınlıklara ve kayıplara yol açabilir.
Oysa biraz empati, biraz vicdan, biraz anlayış ve zamanında uzatılan bir yardım eli, bir insanın hayatında büyük fark yaratabilir.
Ömrümüzün ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Fakat yaşadığımız zamanı nasıl değerlendireceğimiz konusunda seçimler yapabiliriz.
İnsanları kırmak yerine anlamaya, yalnızca kendimiz için kazanmak yerine paylaşmaya, önyargılarımızı büyütmek yerine sorgulamaya çalışabiliriz.
Çünkü geride bırakacağımız en değerli miras, yalnızca maddi varlıklarımız değil; insanlara yaşattığımız güzellikler, gösterdiğimiz merhamet ve bıraktığımız güzel hatıralardır.
Unutmayalım: İnsanı tanımak için önce kendimizi tanımalıyız. Hayatı anlamak için insanı anlamalıyız. Kararlarımızı güzelleştirmek için de aklımızı vicdanımızla birlikte kullanmalıyız.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mehmet Fuat ERGÜN
İNSANI TANIMAK HAYATI TANIMAKTIR
Medyayı yakından takip eden biri olarak görüyorum ki güncel konular her gün gündemimizde. Siyaset, sağlık, spor, magazin, sanat…
Peki, insan ilişkilerimizde davranışlarımızı ve kararlarımızı belirleyen mekanizmaları ne kadar konuşuyoruz? İnsanı anlamaya, psikolojisini tanımaya ve kararlarımızın arkasındaki nedenleri sorgulamaya ne kadar zaman ayırıyoruz?
Oysa insanı tanımak, hayatı tanımaktır.
Her insan bir okyanustur. Suyunu boşalt boşalt bitmez, derler. Her birimizin kendine özgü düşünceleri, duyguları, yaşanmışlıkları, korkuları ve beklentileri vardır.
Şahsi kitaplığımın yaklaşık yüzde yetmişini insan psikolojisiyle ilgili kitaplar oluşturuyor. Çünkü hayatımızın neredeyse her anında insanlarla iletişim hâlindeyiz. Ailede, işte, sosyal çevremizde ve günlük yaşamımızda başarılı ilişkiler kurabilmek için önce insanı anlamamız gerekiyor.
Peki, insanı nasıl tanıyacağız?
Öncelikle kendi egomuzu, nefsimizi ve kişisel çıkarlarımızı sorgulayarak… Karşımızdaki insanı peşin hükümlerle değerlendirmek yerine onu dinleyerek, anlamaya çalışarak ve kendimizi onun yerine koyarak…
Felsefe yapmadan, kısaca söyleyelim: Kararlarımızda karşımızdaki kişinin durumunu dikkate almak, ihtiyacı olana maddi ve manevi destek sağlamak, insan ilişkilerinin temel taşlarındandır.
Atalarımız boşuna söylememiş:
“Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır.”
Bazen bir tatlı söz, bir tebessüm, bir hâl hatır sormak, bir insanın gönlüne ulaşmaya yeter. Bunlar küçük davranışlar gibi görünse de insanlar arasında yakınlık kurmanın, güven oluşturmanın ve sağlıklı diyaloglar geliştirmenin önemli yollarıdır.
İnsan hata yapabilir. Hatasız kul olmaz. Hata yapmaktan korkarak hiçbir işe girişmemek, gelişmenin önünde engel oluşturur. Önemli olan, yaptığımız hatalardan ders çıkarmak ve aynı yanlışları tekrarlamamaya çalışmaktır.
KARARLARIMIZI NASIL VERİYORUZ?
Aile hayatımızda, sosyal çevremizde, iş yaşamımızda, resmî ve özel ilişkilerimizde gün geçmiyor ki bir karar vermeyelim.
Peki, kararlarımızı nasıl veriyoruz?
Beynimiz, karar verme süreçlerimizin merkezinde yer alıyor. Ancak beynin işleyişi, bilinç, irade ve karar verme arasındaki ilişki henüz bütün ayrıntılarıyla çözülebilmiş değil.
Bilimsel deneylerde, bazı kararlarla ilişkili beyin etkinliklerinin kişinin kararını bilinçli olarak bildirmesinden önce ortaya çıktığı gözlemlenmiştir. Bu bulgular, karar verme sürecinin sandığımızdan daha karmaşık olduğunu göstermektedir.
Öyleyse aklımızı kullanmak, düşüncelerimizi sorgulamak ve kararlarımızı irdelemek zorundayız.
Akıl, yalnızca düşünmek değil; düşüncelerimizi değerlendirmek, nedenleri araştırmak, sonuçları öngörmek ve doğruyla yanlışı ayırt etmeye çalışmaktır. İdrak ise anladığımızı kavramak, anlamlandırmak ve olaylar arasındaki ilişkileri görebilmektir.
Akıl, idrak ve bilinç günlük hayatımızda sıkça kullandığımız kavramlar. Ancak bunların birbirleriyle ilişkisini ne kadar biliyoruz?
Asıl mesele, yalnızca karar vermek değil, verdiğimiz kararın kendimize ve başkalarına ne getireceğini de düşünebilmektir.
OKUMAK, YALNIZCA KİTAP OKUMAK MIDIR?
İnanç dünyamızda insanın aklını kullanması, düşünmesi ve ibret alması önemli bir yere sahiptir.
Yüce Yaradan'ın ilk vahyinin “Oku!” emriyle başlaması üzerinde düşünelim.
Ortada henüz okunacak bir kitap yoksa neyi okuyacağız?
İnsanı, kâinatı, doğayı, hayatı ve yaşamı okuyacağız. İnsanla bütün bunlar arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışacağız.
Bir damla sudan yaratılan insanın yaratılış gayesini sorgulayacağız. Kendimize şu soruyu soracağız:
“Ben bu dünyaya ne için geldim?”
Hayat yalnızca yaşamak, çalışmak, kazanmak, biriktirmek ve tüketmekten mi ibaret? Yoksa kendimizi geliştirmek, insanlara faydalı olmak, iyilik yapmak ve ardımızda güzel izler bırakmak da yaşamın bir parçası mı?
Bence insan, bu soruları kendisine sormadan hayatın anlamını bütünüyle kavrayamaz.
ÖLÜMÜ HATIRLAMAK, HAYATI ANLAMAKTIR
Gençlik yıllarımda ölümü pek düşünmezdim. Sanki ölüm başkalarının başına gelecek bir olaydı.
Annem ve babam rahmetli olduktan, yaşım yetmişleri aştıktan sonra hayatın başka bir yüzünü daha iyi anlamaya başladım.
Bir zamanlar “Ben ölürüm, onlar ölmez.” diye düşündüğümüz insanların bugün aramızda olmadığını görüyoruz. Geride bıraktıkları malları, mülkleri ve biriktirdikleri servetleri ise dünyada kalıyor.
Bu gerçek üzerinde düşündükçe nefsimizin, egomuzun ve kişisel çıkarlarımızın peşinde koşarken zamanımızı nasıl tükettiğimizi daha iyi anlıyorum.
Elbette çalışmak, üretmek, kazanmak ve geleceğimiz için birikim yapmak yanlış değildir. Sorun, bunları hayatın tek amacı hâline getirmek; kendi çıkarlarımız uğruna başkalarının haklarını, duygularını ve ihtiyaçlarını görmezden gelmektir.
Karşımızdaki insanı düşünmeden, kendimizi onun yerine koymadan verdiğimiz kararlar, bazen telafisi mümkün olmayan kırgınlıklara ve kayıplara yol açabilir.
Oysa biraz empati, biraz vicdan, biraz anlayış ve zamanında uzatılan bir yardım eli, bir insanın hayatında büyük fark yaratabilir.
Ömrümüzün ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Fakat yaşadığımız zamanı nasıl değerlendireceğimiz konusunda seçimler yapabiliriz.
İnsanları kırmak yerine anlamaya, yalnızca kendimiz için kazanmak yerine paylaşmaya, önyargılarımızı büyütmek yerine sorgulamaya çalışabiliriz.
Çünkü geride bırakacağımız en değerli miras, yalnızca maddi varlıklarımız değil; insanlara yaşattığımız güzellikler, gösterdiğimiz merhamet ve bıraktığımız güzel hatıralardır.
Unutmayalım: İnsanı tanımak için önce kendimizi tanımalıyız. Hayatı anlamak için insanı anlamalıyız. Kararlarımızı güzelleştirmek için de aklımızı vicdanımızla birlikte kullanmalıyız.