Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

YALNIZLAŞIRSIN…

Yazının Giriş Tarihi: 18.06.2026 11:57
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.06.2026 11:59

Yaşam alanlarımız teknolojiyle donatıldı. Trafikte, sokak aralarında ve meydanlardaki davranışlarımız kameralarla denetim altına alındı. Bu uygulamaya özel hayata müdahale diyenler de var, kamera kayıtları nedeniyle güvenliğimiz sağlanıyor diyenler de… Kamu kurumlarında, alışveriş merkezlerinde ve özel şirketlerde iş daha da ciddiye alınmaya başlandı. Önce giriş kapısında özel güvenlik görevlilerinin gözetiminde x-ray cihazlarından geçiyoruz. Çantalarımız ve ellerimizdeki paketler görüntülü cihazlardan geçtikten sonra girebiliyoruz o mekânlara. Çalışanların mesaiye giriş çıkışları elektronik kartlarla denetleniyor. Yüksek güvenlikli kurumlarda odadan odaya, koridordan koridora elektronik kartlarla geçiş sağlanıyor. Yadırgamamak gerek. Bütün bu yapılanlar kamu düzeninin sağlanmasından öte bir şey değil elbette.

​Yıllar önce bir kamu kurumunda daire başkanı olarak görev yapıyorum. Dairede çalışan ve sayıları yirmi yirmi beş olan personelin mesaiye giriş çıkışlarını denetim altında tutmak için imza uygulaması başlattım. İmza kartonu başkan makam odasının girişinde tutuluyor, işe gelenler imzalıyor, mesai saatinin başlamasından on beş dakika sonra da kaldırılıyordu. Aynı uygulama mesai bitiminde de tekrarlanıyordu. O gün işe gelen ve gelmeyenler belli oluyor, geç gelenler mazeret belirtmek zorunda kalıyorlardı. Geç kalanlar ya servisi kaçırmış oluyor, ya trafiğe takılmış oluyor ya da açıklamak zorunda olmadıkları özel nedenlerle geciktiklerini belirtiyorlar, akşam erken çıkışlar da engellenmiş oluyordu.

Çalışanlar bu uygulamaya ilk zamanlarda homurdansalar da zaman içerisinde kanıksamaya başladılar ve sistem oturmuş oldu. Dairede otoriter bir yönetim uyguladığım konusunda düşünceler olduğu yönünde duyumlar almamın yanında, “İyi yaptı, önceleri neydi öyle, dairede işe gelen gelmeyen belli değildi” diye pohpohlayanların olduğunu da seziyordum. Yaptığım uygulamayla kendi aralarındaki kıskançlığı ve haseti, benim üzerimden intikam aracına dönüştürenleri bile görebiliyordum.

Zaman içerisinde üst katımızdaki başka bir dairenin başkanı senelik izne ayrıldı ve yerine bir şube müdürünü vekâleten görevlendirdi. Göreve başladığının ikinci günü yanıma gelen şube müdürü “Başkanım bizim personel, başkanımızın zamanında mesaiye uyumda ciddiyetsiz davranıyordu, bu alışkanlıklarını benim görevde olduğum süre içerisinde de sürdürmelerini istemiyorum. Sizin yaptığınız uygulamayı getirip bunların mesaiye uyumunu dizginlemek istiyorum. Artık kendilerine çekidüzen versinler. Ne dersiniz?” dedi.

Şube müdürü arkadaşıma misafir koltuğunu işaret ederek oturmasını söyledim. Ben de karşısına oturdum. Kulakları çınlasın, kahveyi sevmesem de onun sade kahveyi çok sevdiğini bildiğimden, yalnız kalmasın diye ikimize de birer sade kahve söyledim. Kahvelerimizi höpürdedip sigaralarımızı tellendiriken:

“Oturduğun koltuğun asıl sahibi sen değilsin, o dairenin kadrolu bir başkanı var ve seni çok uzun değil sadece bir aylık süreyle görevlendirmiş, bu süre çok çabuk geçer. Ondan aldığın yetkiyi kullanarak durup dururken biriminizin ayarlarıyla oynamaya kalkışma. Yapacağın uygulama kısa süreliğine de olsa seni rahatlatabilir ama diğer arkadaşlarını ciddi oranda rahatsız eder ve görev süreni tamamlayıp asli görevine döndüğünde dairenin iç huzurunu bozmakla suçlanır, doğacak olan telafisi imkânsız zararların müsebbibi sen olursun. Daha da kötüsü, yalnızlaşırsın, kalabalıklar içerisinde yalnızlaşmanın ağırlığını taşımakta zorlanırsın. O uygulamaya bizim uyumumuz o kadar da kolay olmadı, iş verimimiz düştü, çalışma arkadaşlarımın bana karşı olan tutumları olumsuz yönde değişti, otoriterlikle yaftalandığım zamanlar bile oldu. Zaman içinde gevşetmek zorunda kaldım. Bu yüzden dairenizin rutinini bozma, arkadaşlarınla da kötü olma” dedim. Teşekkür etti, sözlerimin kendisini rahatlattığını, düşüncesinden vazgeçtiğini söyledi ve ayrıldı.

Bu hikâyeciği kimseye değil, sana anlattım Kemal Abi…

Anımsarsan sana daha önce de “ Kamil ol Kemal Abi, bunlar sana yakışmıyor” demiştim ama dinletemedim. Sinsi demeye dilim varmıyor ama biraz da sinsice oldu planların. Kusurumu bağışlarsan gizlilikle sinsiliği birbirinden ayırt ederek kullanıyorum bu sözlerimi.

Velhasıl, karpuzu taşımayı beceremediniz, elbirliğiyle, tam ortasından olmasa da yardınız. O karpuzun her parçası birinizin elinde kaldı, asla bir bütün olmayacak. Suyunu saça saça herbiriniz birer dilim yeseniz bile ne yazık ki geriye kalanı çürüteceksiniz.

Sana daha birkaç gün önce “Tartışmalı bir hukuksal desteğin olsa da ne yazık ki toplumsal desteğin yok. Toplumsal desteği olmayan hiçbir hareketin başarılı olduğu görülmemiştir. Yine de sen bilirsin…” dedim Kemal Abi.

Kemal Abi, bundan dört ya da beş sene önce partinizdeki siyaseti eleştirirken “Şu anda CHP de tek adamcağız siyaseti işliyor” diyerek küçümsenmen hedeflenmişti. Oyumuzu attığımız ana muhalefet partisi genel başkanının bu denli küçümsenmesi ve aşağılanması onurumuza dokunmuştu. Üzülerek belirtmeliyim ki bugünkü tutum ve davranışlarınla o küçümsemeleri haklı çıkarmaya başladın, “Adamcağız” olmaya başladın Kemal Abi.

Etrafındaki birkaç goygoycunun gazına gelerek geçici bir süreliğine oturduğun, Mustafa Kemal Atatürk’ün miras bıraktığı o değerli koltuğun saygınlığını kişisel hırsların uğruna daha fazla zedelemeye, fabrika ayarlarıyla daha fazla oynamaya hakkın yok Kemal Abi!

Böyle devam edersen yalnızlaşacak ve sadece kendinle yarışır hale geleceksin… Kalabalıklar içerisinde yalnızlaşmanın ağırlığını üzerinden atabilmek için sokağa çıkmaya bile cesaretin kalmayacak Kemal Abi. Gene de sen bilirsin…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.