Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

SAHİBİNE MEKTUP

Yazının Giriş Tarihi: 25.01.2026 22:11
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.01.2026 11:37

Sevgili Arkadaşım,

Uzun zamandır sana yazmayı düşündüğüm bu mektubumu ancak şimdi yazabiliyorum. Seninle, bizi birbirimize bağlayan çok güzel zamanlar geçirdik. Kimi zaman gevezelikler ettik, kimi zaman da birbirimize içimizi döktük. Ama abartmadık, ne gevezeliğimizi ne de gizli kalması gereken sırlarımızı. Özelimizi kendimize sakladık. Sen benden bir şey isteyip beklemedin, ben de senden. Benim için ayrıcalıklı bir arkadaştın. Elbette bütün zamanlarımızın çok mutlu geçtiğini söyleyemem. Aramızda yaşadığımız sorunları birbirimizi kırmadan çözdük. Birbirimizden çok da kopmadan, kısa süre ayrı kalarak gidermiştik ufak tefek kırgınlıklarımızı.

Yaşamın son çeyreğine girdim, son çeyreğinden de beşinci yılı devirdim. Yaşlandıkça azalacağını sandığım sohbet isteğimin son zamanlarda daha arttığını seziyorum. Bu zevkimi kendim ya da başkaları için yazarak gidermeye çalışıyorum. Zamanımın çoğunu okuyup yazmakla geçiriyorum. Yaşam deneyimlerimi çevremdekilere aktarmak istesem de buna kimse kulak asmıyor. Anlatacaklarıma kulak asmayan birinin zamanını çalmaktansa, yazarak kendimi rahatlatmaya çalışıyorum.

Alışkanlıklarımla başım dertte. Alışkanlıklarımı terk edemediğim için çocuklarım beni eleştiriyorlar. Bazı davranışlarımın doğru olmadığını kabul ediyorum. Buna karşın, ‘Neden vazgeçeyim ki alışkanlıklarımdan? Onları kolay mı kazandım sanki!’ diyerek kendimi aklamaya çalışıyorum.

Alışkanlıklarımın yadırganmasına aldırış etmesem de yavaşlamaya başladığıma üzülüyorum. Kamburumun çıkmasını ben istemedim, büzülüp ufalmayı da ben istemedim ama oldu işte… Elimde değil! Kaldırımda yürürken benden daha hızlı yürüyen genç yaşlılara çok kızıyorum. Arada bir nefeslenmek üzere durakladığımda, yanımdan hızla geçtiklerinde, bir süre sonra benim gibi olacaklarını akıl edememelerine şaşıp kalıyorum.

Bana gülme de sana bir şey söylemek istiyorum: Zamanım kısaldıkça daha farklı yerlere seyahat etmek geçiyor aklımdan. Görmediğim yerleri görmek istiyorum. Umulmadık bir zamanda bir çaresizlik içine düşersem belki elimden tutar diye tasarruf ettiğim parama da kıyamıyorum. Seyahat etme hevesimi sana yıllar önce de söylediğimde “Neden para biriktiriyorsun ki? Senden sonraya kalanlar için mi? Bırak kendileri kazansınlar paralarını? Sen hayatı doya doya yaşamana bak!” dediğini anımsıyor musun? Ben de ‘İnsan çocukları için tasarruf etmez mi?’ diyerek seni ayıplamıştım. O parayı kendim için biriktirdiğimi şimdilerde anlamaya başladım. Zaman seni mi haklı çıkardı beni mi bilemiyorum.

“Cinsellik nasıl gidiyor?” dediğini duyar gibiyim. Arada bir birbirimize bıyık oynatarak böyle muzipçe sorular sorardık. Biz erkekler birbirimizi anlarız. Biliyorsun cinsellik insanı diri tutar ama yaşlandım artık, cinsellik oldukça ürkütücü gelmeye başladı. Bir zamanlar azgınlaşan hormonlarım, ne kalbi ne de kan dolaşımını aklıma getiriyordu, ama şimdi öyle mi? Ayrıca, sen istesen de dur bakalım karşındaki onu isteyecek mi?

Burada karşılaştığım insanlardan bazıları bağ bahçe işlerini çok seviyor. Evlerinin önündeki bir evlek arsanın içinden çıkamıyorlar. İnsanların yaşlandıkça toprağa heves duymasını anlamış değilim. Alman yazar Wilhelm Schmid bu konuyu bir kitabında “İnsanlar bahçeleri niye severler? Çünkü bahçeler, tıpkı dinler gibi insanı tüm zamanlar boyu acıtmış olan fanilik yarasına merhemdirler” diye anlatmıştı.

Sevgili Arkadaşım, son zamanlarda sırt ve omuz ağrılarım azmaya başladı. Nedenini ve bu ağrılardan nasıl kurtulacağımı bilemiyorum. Ardından neler geleceğini de kestiremiyorum. Bazen kendimi çok bitkin hissediyorum, bütün kemiklerim sızlıyor. Ellerimdeki yaşlılık lekeleri acımıyor ama öyle görünmeleri beni çok huzursuz ediyor. Vücudumun değişik yerlerinde de var aynı lekelerden. Saçlarım seyrekleştikçe iyice belirginleşmeye başladı kafamın derisindeki siyah benekler. “Diş etlerin çekilmeye başlamış” diyor diş doktorum. Prostat denen musibetin adını daha ellili yaşlarımda duymuş, o yaşlarımda bile nefret etmeye başlamıştım o lanetten! Bir bebek gibi uyuduğum geceleri aramaya başladım, su içmeye korkuyorum.

Bu aralar bazen ayağa kalkarken başım da dönüyor. Azar yememek için evdekilere söylemiyorum “Baba sen canını çok dinliyorsun!” diye paylıyor oğlan. Bu oğlan oldubitti anacıydı zaten! Anası gibi dik dik konuşuyor. Kabul ediyorum, biraz abartıyor olabilirim, hastalık hastası değilim ama canımı da mı dinlemeyeyim oğlum! Senin anlayacağın, yaşam kalitem hayli düştü. Hareket kabiliyetim yavaşlamaya başladı. Daha çok da neye üzülüyorum biliyor musun? Sürücü ehliyetimin işe yaramaması beni kahrediyor. Ona veda edişim çok zoruma gidiyor, kendimi yaşamdan kopmuş gibi hissediyorum.

Doğar doğmaz bezlere sarıldığımızı ve giderken de bezlere sarılarak döneceğimizin bilincindeyim. Bizim yaşımızdaki insanların hepsi değil ama bazılarının, başkaları tarafından besleneceğini, yatırılıp kaldırılacağını, oradan oraya taşınacağını da biliyorum. Şimdilik yatağıma kendim gidebiliyorum. Gençlik yıllarımın bıçkın gecelerinde banyoya girmeye nasıl eriniyorsam, şimdi de aynı durumdayım. Tembellik ediyorum, küvete tırmanmak zor geliyor. İleri yaşlarda kalça kemiği kırılınca düşermiş insan. Bense tam tersinin olduğunu, kalça kemiğinin düşme sonucu kırıldığını sanıyordum.

Seni bilemem ama ben, iyisiyle, kötüsüyle bu yaşa kadar kimseye muhtaç olmadan yaşadım. Hayat bu… Hiçbirimiz son günlerimizin nasıl geçeceğini, hayatın bize hangi sürprizleri sunacağını asla bilemeyiz. Kendimden çok, çaresizlik içinde bocalayan insanların durumunu düşünüyorum. Duygusal çöküntü, ekonomik zorluk, aile trajedisi, beklenmedik kayıplar veya olaylar karşısında çaresizlik içinde yaşayanların, ekmek parası için bencil ya da zorba insanlara katlanmak zorunda kalanların yaşadığı çaresizliği düşündükçe bu sızlanmalarımın biraz da şımarıklık olduğunu itiraf etmeliyim.

Mektubuma son verirken en çok mutlu olduğum duygumu da seninle paylaşmak istiyorum. Torunumun günden güne gelişip serpilmesi beni çok sevindiriyor. Onu her gördüğümde “Dede boyum seni geçti” demesinden; onunla birlikte yaşıyor olmaktan, o büyürken yaşlanıyor olmaktan çok mutlu oluyorum.

Bak bu mektubumda da bencillik ettim, hep kendimi anlattım. Sen nasılsın? Neler yapıyorsun görüşmeyeli? Yazarsan sevinirim. Sağlıcakla kal…

25 Ocak 2026 Ankara

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.