Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

BUGÜN

Yazının Giriş Tarihi: 09.08.2025 19:37
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.08.2025 19:39

Bugün bir adamla tanıştım; hep konuştuk, o sordu ben anlattım, ben sordum o anlattı. Gelmişimiz, geçmişimiz, gizlimiz saklımız kalmayana kadar konuştuk. O döktü ben topladım, ben döktüm o topladı, tanıdık birbirimizi.

Bugün kendimle konuştum; düşünmemek ne büyük özgürlük diye düşündüm. ‘İnsan kendi duygularına kör olunca başkasının duygusuna da kör kalıyor. Böylece duygusal yükün hafifliyor’ dedim. Sonra da ‘Düşünmek büyük aptallık, büyük hamallık’dedim kendi kendime.

Bugün bir atasözü okudum; “Balıklar ve misafirler üç gün sonra kokarlar” diyordu. Çin atasözüymüş.

Bugün yaşlı bir adamla oturdum; “Eski tadı olan tek şey tatlılar” diyordu.

Bugün bir adam ve bir kadınla yanyana yürüdüm sokakta; “Her kelimen bıçak gibi keskin” diyordu adam kadına.

Bugün bir arkadaşım sordu, “Baban nasıl bir adamdı? dedi. “Dine düşman değildi ama dinle de pek işi olmazdı” dedim.

Bugün bir kitap okudum; “İnsanlar ölen kişileri çok sever. Onlar hakkında iyi konuşmak için ölmelerini beklerler” diye yazıyordu.

Bugün sokakta bir kadın gördüm; ehlileşmeyen bir kısrak gibi çekiciydi. Baştan çıkarıcıydı.

Bugün dolmuşta iki kadının konuşmasını dinledim; genç olan daha yaşlı olana annesini anlatıyordu. “Doğduğumdan beri o var. Hiç ayrılmadık. Bıktım. Kendi hayatım olsun istiyorum. Boğuluyorum. Katlanmakta çok zorlanıyorum artık.”

Bugün bir arkadaşıma neden evlenmediğini sordum. “İnsana alışamıyorum, insana alışsam evlenirdim. Alışamıyorum. Aynı anda aynı yatakta bir insanla bütün gece beraber olmak beni zıvanadan çıkarıyor” dedi.

Bugün televizyonda bir doktoru dinledim. “Ağzınızı kapalı tutup, burnunuzdan nefes alıp verirseniz yutak, gırtlak, bronş ve akciğer hastalıklarından korunmuş olursunuz” diyordu.

Bugün yalnız yaşayan annemi aradım. “Ölmemeliydi. İyi kötü evin erkeğiydi” diyordu yıllar önce ölen babam için.

Bugün okuduğum bir kitapta, “Derin yarası olanlar susarak konuşur. Susan insanların hikayeleri çok derinlerde saklıdır, oradan ancak kanaya kanaya çıkarlar” yazıyordu.

Bugün bir sokak sanatçısı gördüm; elindeki çalgı dayak yemiş bir çocuk gibi inliyordu.

Bugün parkta bir çocuk gördüm; sanki çocuğun yüzünü, gözünü bisiklet pompasıyla şişirmişlerdi.

Bugün bir arkadaşıma, “Hüzün ne renktir?” desen, “Kankırmızısıdır derim” diye cevap verdim.

Bugün başka bir kitap okudum; “Efendinin bokuyla gururlanmak sadakatin önemli bir göstergesidir” diyordu kitabın yazarı.

Bugün yatalak babasına bakan bir kadının günlüğünü okudum. “Buna hakkın yok baba! Sızınca işediğin çarşafları yıkıyorum. Hasta olduğunda kaşık kaşık çorbanı içiriyorum, yutmayı bile beceremiyorsun, ağzının kenarından döküyorsun, sabunlu bezle siliyorum. Sümüklü kağıt mendillerini çöpe atıyorum. İçine tükürdüğün, aksırdığın kavanozu yıkıyorum. Tıraş ediyorum seni. Çapaktan birbirine yapışan gözkapaklarını aralayıp ilaç damlatıyorum. Terden sararmış, iğrenç kokan fanilanı değiştiriyorum. Yıkanman için yalvarıyorum sana, zorla banyoya sokuyor, oranı buranı sabunluyorum. Tırnakların çok kalın, çok kuru baba, kesilmiyor çatır çatır kırılıp sağa sola sıçrıyor. Derisi kabuklaşmış, ağrıyan ayaklarını ovuyorum senin. Parmak aralarındaki mantarlara merhem sürüyorum. Ben seni seviyorum baba. Senden nefret etsem de seni çok seviyorum. Ama ölmeni istiyorum.”

Bugün hasta yatağındaki bir yaşlıyı ziyaret ettim; “İnançsızlığın iyi tarafı bu. Bir tek ölüme inanıyor insan” diyordu zor çıkan nefesiyle.

Bugün dul bir kadınla konuştum; eski kocasının her akşam bir ellilik içtiğini, kadına katlanabilmek için ihtiyacı olduğunu söylüyormuş.

Bugün sabah uyandığımda aynaya baktım; aynalara özgü o acımasız samimiyetiyle yanıt verdi, “Sen bir hiçsin!” dedi.

Bugün doktoruma bağırsaklarımın bozuk olduğunu söyledim. “Bağırsaklarımız ikinci beynimizdir. Hakkımızdaki her şeyi yansıtır” dedi.

Bugün yan masada konuşan iki kadına kulak kabarttım. Kocasını anlatıyordu. “Ben sanki onu yavaşlatan bir tümsek gibiymişim.”

Bugün bitişik dairenin duvarından gelen sesleri dinledim. Kadın, ilkokul öğretmeni tınlamasıyla bağırarak kocasını azarlıyordu. “Ben de senin kadar stresliyim ama ben senin gibi içimde tutmuyorum. Omuzunda dünyanın yükünü taşıyorsun. Etrafındakileri memnun etmek için çabalıyorsun. Kimseyi memnun edemeyeceğini bilmeni istiyorum” diyordu. Gerçek şu ki başkalarının evinde aslında neler döndüğünü hiçbir zaman bilemezsin.

Bugün günlüğüme, “İnsanlar başkalarının yanında karılarına ‘Sibelciğim’ falan diyorlar ama ellerinden gelse bir çuvala doldurup atacak yer ararlar” diye yazdım.

Bugün sahilde sırtını güneşe dönmüş bir kadın gördüm; kollarıyla memelerini örtüyordu.

Bugün düşündüm de insanların insanlara kullandığı laflar o kadar çürük geliyor ki…Lafların en çürüğü de ne biliyor musun? “Takma kafana.”

Bugün bir belgesel izledim. İki genç balık yan yana yüzüyordu. Daha yaşlı bir balıkla karşılaştılar. Yaşlı balık onlara selam verdi ve “Günaydın çocuklar, su nasıl bakalım” dedi. Ardından iki genç balık yüzmeye devam etti. Yaşlı balıktan bir müddet uzaklaştıktan sonra genç balıklardan biri diğerine döndü ve sordu… “Su ne demek?”

Bugün parkta bir ağaca yaslandım, “Dertliysen ağaca yaslanıp oturma evladım, derdin ağaca geçer” dedi yaşlı bir adam.

Bugün psikoloğumla telefonda konuştum. “İnsanlığın en büyük sorunu ikiyüzlülüktür.

Bazı insanların yokluğuna katlanmak, yaptıklarına katlanmaktan daha kolaydır” dedi.

Bugün babamla amcamı düşündüm. Habil ve Kabil geldi aklıma. Kardeş nefreti… İyi ki benim kardeşim yok, anlamıyorum bunu.

Bugün iki arkadaş tartışıyordu. Gözleri iri olan küçük gözlü olana, “Senin gözlerinin küçüklüğü bir göz kusuru olabilir mi?” dedi. “Bak senin gözlerin eşek gözü gibi ama hiçbir şeyi doğru dürüst göremiyorsun!” dedi. Bozuştular.

Bugün kahvede kulakları duymayan ve yüksek sesle konuşan bir adam gördüm; “Tek kelimemi anlayan yok, neden alçak sesle konuşayım?” diyordu.

Bugün aklıma ne takıldı biliyor musun? İki iyi insan birbirine cehennemi yaşatıyorsa bunlar hâlâ iki iyi insan mıdır?

Bugün sokakta birkaç sergerde gördüm. Tek olan diğer üçüne, “Ne yapıyorsunuz lan durumsuzlar! Sizin gibilerin üretimi halen devam mı ediyor oolum?” diye bağırıyordu.

Bugün kadın kocasına, “Dışarıya çıkıp bir şeyler yapalım evde bütün gün sıkıldım” dedi. Adam hiç düşünmeden, “Ben seninle bir şeyler yapmayı sevmiyorum. Seninle bir şeyler yapmamayı seviyorum.”

Bugün telefonum çalmadı. Telefon bir işkence silahıdır. Ya arayarak çıldırtır ya da aramayarak.

Bugün parkta genç bir anne gördüm; sana ne zaman yapma desem sadece “Yap” kısmını duyuyorsun diyordu çocuğuna.

Bugün günlüğüme sadece iki cümle yazdım; biri “Hayata devam edebilmek için geçmişi arkada bırakmak gerekir.” Diğeri de “Sen kendi hikayeni anlatmazsan herkes seninle ilgili hikayeler anlatır.”

Bugün pazarda elinde poşetlerle dolaşan bir kadın gördüm; bir kuzgunun kanatlarına benzeyen simsiyah gür saçlarıyla o tezgâhtan o tezgâha koşturuyordu.

Bugün düşündüm de; benim sadece dilim kekeme, ya senin? Senin kalbin kekeme!

Bugün okuduğum kitapları karıştırırken bir kitapta, “Korkusu yüksek insanlar daha muhafazakardır, farklı düşünme ve hareket kabiliyetleri ise daha zayıf” cümlesinin altını çizmişim.

Bugün ilk defa fark ettim yaşlandığımı. “Yaşlılık çok kahpedir, sessizce gelir” derdi büyük babam.

Bugün şiir okumak geldi içimden. Şiir kitaplarından birini çıkardım kütüphanemden. “Şiir yazmak soğan kesmeye benzer, biraz eğilirseniz gözleriniz yaşarır” diyordu Şükrü Erbaş… Gözlerim yaşardı.

Bugün yoksullar için dua etmeyi düşündüm. Allah kuluna bir şey vermeyecekse onunla ilgili dua bile ettirmiyor.

Bugün sevgilimin neden terk ettiğini düşündüm. Sabah binbir emekle yaptığı makyajı akşama hiç üşenmeden silen kadın, beni mi silmeyecek?

Bugün günlüğümün sayfalarını karıştırırken gördüm. Bir Pazar günü “Her insan bir melodidir, sen yeter ki dinlemeyi bil” diye yazmışım.

Bugün Gabriel Garcia Marquez’in bir kitabını okuyordum “Ahlak da bir zaman meselesidir” demiş. Bayılıyorum bu adamın sözlerine.

Bugün güneş doğarken uyandım. Herkesin üstüne eşit doğuyor ama gül başka, leş başka kokuyor.

Bugün rüyamda Dostoyevski’yi gördüm… Evlat, dedi, “İnsanın kendisiyle yüzleşmesinden daha zor bir şey yoktur” dedi. Uyandığımda üstüm açıktı.

Bugün durakta dolmuş beklerken dörde katlanmış bir kağıt parçası buldum. “Ben günlerdir uyuyamıyorum. Her gece seni rüyalarımda görüyorum. Rüyama girme diye uyumuyorum” yazıyordu çamurlu ayakkabı izi olan kağıtta. Ayaklar altına düşmemiş olsaydı keşke…

Bugün yaradana sığındım; değiştiremeyeceğim şeyleri kabulenmem için bana huzur, değiştirebileceklerimi değiştirmem içim cesaret…İkisi arasındaki farkı anlayabilmem için de bilgelik vermesi için yakardım.

Bugün Can Yücel’e bir kere daha hak verdim. “Fazla kurcalamayın hayatı; vicdanınız temizse, yüreğiniz de güzelse, yaşayın gitsin işte…” Ağustos 2025

Not: Bu yazı, İsveçli yazar-yönetmen Roy Andersson'ın 2019 yapımı “Sonsuzluk Üzerine” isimli filminden esinlenilerek kaleme alınmıştır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.