TERZİ ÇIRAKLIĞINDAN DOKTORLUĞA UZANAN YOL, KOLAY OLMADI BE...
Yazının Giriş Tarihi: 04.08.2026 07:36
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.08.2026 07:37
Dikiş makinesiyle ilk tanışıklığım MALATYA'da, Adafı'daki Aşağıbağlar İlkokulu'nda 3. sınıftayken gerçekleşti. Yaz tatili döneminde Malatya Temelli Pasajı'nda gömlekçi çıraklığına adım atmıştım. İlkokulu tamamlayana dek her yaz tatilinde sürdürdüğüm bu çıraklık, mezuniyetimin ardından kadrolu çalışana dönüştü.
İşe başladığım ilk günlerde, sağ el orta parmağıma bir bağ ile YÜKSÜK bağlandı. Parmağın birinci eklemine takılan bu yüksük, avuç içine doğru 90 derecelik bir açıyla yatırılır ve üçüncü eklemden bir bez parçasıyla sabitlenirdi. Parmak alışana kadar yaklaşık 15 gün boyunca bunu çıkarmak yasaktı. Parmağım zonklasa, etrafında yaralar çıksa dahi uyurken bile çıkarmama izin verilmezdi. Bu süreçte, KIRPIK kumaşlar üzerinde boş iğneyle dikiş egzersizleri yapardık.
Bu 15 günlük hazırlık evresinden sonra, görevim düğme dikmek olarak belirlendi...
Çıraklık yapmak hiç de kolay değildi. Senden öncekilerin kaprislerine, "eşekoğlu eşek" gibi hakaretlere, ense köküne inen şaplaklara ve kulakların yarılana kadar çekilmesine katlanmak zorundaydın...
Ustalardan, kalfalardan ve yardımcılarından gelen azarlara, dayaklara tam bir yıl boyunca göğüs gerdim.
"İş yeri sırrı dört duvar arasında kalır, burada yaşananları evde anlatmayın"
bu telkinle sır tuttum, aileme hiçbir şey anlatmadım. Ancak aile terbiyem ve mesleki saygım nedeniyle sineye çektiğim kalfalardan biri, beni şiddetli şekilde dövüp kafama altın şövalye yüzüğünün taşıyla KOKLAR vurarak canımı yaktığında sabrım taştı. Onu iki kez dövdüm ve "iş yeri sırrı" kuralı hiçe sayılarak aileme şikayet edildim, sonuçta işten kovuldum…
Babam, "Zanaat altın bileziktir" diyerek beni bu kez Sıtma Pınarı'nda bir TÜCCAR TERZİNİN yanına, erkek terziliği çıraklığına verdi.
Orada çalıştığım bir yıl boyunca, benim yaşlarımdaki çocukların kravatlı, takım elbiseli ve kokartlı şapkalarıyla ne kadar havalı dolaştıklarını gözlemledim. Biz çıraklara her türlü hakareti eden, bizi aşağılayıp döven ustam ve kalfalarım, bu çocuklara karşı son derece saygılı ve takdirkardı. Elbiselerini ütületmeye gelen bazılarıyla konuşma fırsatı buldum ve şunları sordum:
"Siz ne yapıyorsunuz, nerede çıraklık yapıyorsunuz?"
Keşke sormasaydım...
"Biz ortaokula, liseye gidiyoruz, talebeyiz"
cevabını alınca, kalfa olmaya hazırlanan benim KARİZMAM ÇİZİLDİ, SÜNGÜM DÜŞTÜ.
Babam, annem ÜMMİ, komşular ve akrabalar da onlardan farksızdı. O an anladım ki; ilk mektebi bitirmekle iş bitmiyormuş, daha yüksek mektepler varmış.
"Ulan benim neyim eksik, ben de o mekteplere gideceğim, ben de takdir edilip saygı göreceğim"
diye karar verdim. Aldığım haftalıklar çok yüksek olmasa da, bir simit bile yemeyerek paramı biriktirmeye başladım.
Biriktirdiğim paralarla kendime bir takım elbise diktirdim; gömlek, kravat, kokartlı şapka, kitap, defter ve kalem aldım. Babamın zanaata devam etmem konusundaki ısrarı, komşuların desteği ve dayaklara, hakaretlere rağmen okuma isteğimi gören rahmetli ANNEM sayesinde kırıldı. Böylece ortaokula başladım ve lise bitene dek boş vakitlerimde terziliğe devam ettim.
Doktor olduktan sonra,
"Doktor değil misin, iki tık tık, bir şık şık yap, şu kadar para ver"
diyerek imalarda bulunan, emeğimi muayene süresiyle ölçen hastalarım ve hasta yakınları, benim hangi CENDERELERDEN geçerek buralara geldiğimi nereden bilebilirlerdi?
Dikeceği kumaşı ve terzilik malzemelerini kendisi sattığı için tüccar sıfatı alan terzi.
KARİZMASI ÇİZİLMEK
Saygınlığının, gücünün veya otoritesinin zarar görmesi.
SÜNGÜSÜ DÜŞMEK
Yaşanan bir durum nedeniyle eski gücünü, neşesini veya etkinliğini kaybetmek.
ÜMMİ
Okuma yazma bilmeyen.
CENDERE
Manevi baskı.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Dr.Hüseyin Aydıncak
TERZİ ÇIRAKLIĞINDAN DOKTORLUĞA UZANAN YOL, KOLAY OLMADI BE...
Dikiş makinesiyle ilk tanışıklığım MALATYA'da, Adafı'daki Aşağıbağlar İlkokulu'nda 3. sınıftayken gerçekleşti. Yaz tatili döneminde Malatya Temelli Pasajı'nda gömlekçi çıraklığına adım atmıştım. İlkokulu tamamlayana dek her yaz tatilinde sürdürdüğüm bu çıraklık, mezuniyetimin ardından kadrolu çalışana dönüştü.
İşe başladığım ilk günlerde, sağ el orta parmağıma bir bağ ile YÜKSÜK bağlandı. Parmağın birinci eklemine takılan bu yüksük, avuç içine doğru 90 derecelik bir açıyla yatırılır ve üçüncü eklemden bir bez parçasıyla sabitlenirdi. Parmak alışana kadar yaklaşık 15 gün boyunca bunu çıkarmak yasaktı. Parmağım zonklasa, etrafında yaralar çıksa dahi uyurken bile çıkarmama izin verilmezdi. Bu süreçte, KIRPIK kumaşlar üzerinde boş iğneyle dikiş egzersizleri yapardık.
Bu 15 günlük hazırlık evresinden sonra, görevim düğme dikmek olarak belirlendi...
Çıraklık yapmak hiç de kolay değildi. Senden öncekilerin kaprislerine, "eşekoğlu eşek" gibi hakaretlere, ense köküne inen şaplaklara ve kulakların yarılana kadar çekilmesine katlanmak zorundaydın...
Ustalardan, kalfalardan ve yardımcılarından gelen azarlara, dayaklara tam bir yıl boyunca göğüs gerdim.
"İş yeri sırrı dört duvar arasında kalır, burada yaşananları evde anlatmayın"
bu telkinle sır tuttum, aileme hiçbir şey anlatmadım. Ancak aile terbiyem ve mesleki saygım nedeniyle sineye çektiğim kalfalardan biri, beni şiddetli şekilde dövüp kafama altın şövalye yüzüğünün taşıyla KOKLAR vurarak canımı yaktığında sabrım taştı. Onu iki kez dövdüm ve "iş yeri sırrı" kuralı hiçe sayılarak aileme şikayet edildim, sonuçta işten kovuldum…
Babam, "Zanaat altın bileziktir" diyerek beni bu kez Sıtma Pınarı'nda bir TÜCCAR TERZİNİN yanına, erkek terziliği çıraklığına verdi.
Orada çalıştığım bir yıl boyunca, benim yaşlarımdaki çocukların kravatlı, takım elbiseli ve kokartlı şapkalarıyla ne kadar havalı dolaştıklarını gözlemledim. Biz çıraklara her türlü hakareti eden, bizi aşağılayıp döven ustam ve kalfalarım, bu çocuklara karşı son derece saygılı ve takdirkardı. Elbiselerini ütületmeye gelen bazılarıyla konuşma fırsatı buldum ve şunları sordum:
"Siz ne yapıyorsunuz, nerede çıraklık yapıyorsunuz?"
Keşke sormasaydım...
"Biz ortaokula, liseye gidiyoruz, talebeyiz"
cevabını alınca, kalfa olmaya hazırlanan benim KARİZMAM ÇİZİLDİ, SÜNGÜM DÜŞTÜ.
Babam, annem ÜMMİ, komşular ve akrabalar da onlardan farksızdı. O an anladım ki; ilk mektebi bitirmekle iş bitmiyormuş, daha yüksek mektepler varmış.
"Ulan benim neyim eksik, ben de o mekteplere gideceğim, ben de takdir edilip saygı göreceğim"
diye karar verdim. Aldığım haftalıklar çok yüksek olmasa da, bir simit bile yemeyerek paramı biriktirmeye başladım.
Biriktirdiğim paralarla kendime bir takım elbise diktirdim; gömlek, kravat, kokartlı şapka, kitap, defter ve kalem aldım. Babamın zanaata devam etmem konusundaki ısrarı, komşuların desteği ve dayaklara, hakaretlere rağmen okuma isteğimi gören rahmetli ANNEM sayesinde kırıldı. Böylece ortaokula başladım ve lise bitene dek boş vakitlerimde terziliğe devam ettim.
Doktor olduktan sonra,
"Doktor değil misin, iki tık tık, bir şık şık yap, şu kadar para ver"
diyerek imalarda bulunan, emeğimi muayene süresiyle ölçen hastalarım ve hasta yakınları, benim hangi CENDERELERDEN geçerek buralara geldiğimi nereden bilebilirlerdi?
Dr-Hüseyin Aydıncak
NOT 1
YÜKSÜK
Dikiş dikerken iğnenin parmağa batmasını önlemek amacıyla kullanılan, kesik koni biçimindeki gereç.
KIRPIK
Bölük pörçük.
KOK
Kök, dip, tamamı.
TÜCCAR TERZİ
Dikeceği kumaşı ve terzilik malzemelerini kendisi sattığı için tüccar sıfatı alan terzi.
KARİZMASI ÇİZİLMEK
Saygınlığının, gücünün veya otoritesinin zarar görmesi.
SÜNGÜSÜ DÜŞMEK
Yaşanan bir durum nedeniyle eski gücünü, neşesini veya etkinliğini kaybetmek.
ÜMMİ
Okuma yazma bilmeyen.
CENDERE
Manevi baskı.