Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

SITMA OLDUM İLAÇ DİYE İT BOKUNU SİGARA KAĞIDINA SARIP YUTTURDULAR

Yazının Giriş Tarihi: 14.04.2026 11:56
Yazının Güncellenme Tarihi: 14.04.2026 12:07

-Saatin yaşamımızdaki yeri tartışılmaz. Yaşamımızı saat dilimlerine göre düzenleriz. Okulumuza, işimize, randevularımıza saat sayesinde zamanında gideriz.Güneş saati,kum saati,mekanik saatler,dijital saatler gibi çeşitli saatler vardır.Bir de kullanım alanına göre masa saati,duvar saati,cep saati,kol saati gibi çeşit çeşit saatler vardır.

BEN BU TİK-TAK,TİK-TAK DİYE SES ÇIKARAN SAATLARDAN NEFRET EDİYORUM…

-1950'lerde her evde saat bulunmazdı.Babam okula gitmemiş ama okur yazardı. Saatlere karşı özel bir ilgisi vardı.Bozup,kırarak saat tamir edebilecek deneyime sahip olmuştu.Kol saati,köstekli saati vardı.Bir de eve zil çalar, masa saat almıştı.

-Ben 5 yaşlarındayken sıtma hastalığına yakalandım. Eve yakın bir "Kırmızı Göl" denilen bir gölet vardı.Bir de çıkmaz sokakta 15-16 m2 lik bir odalı evimizin önüne tüm sokağın suyu birikip göl olurdu,kapımızın önünde kapalı ahır ve onun önünde çit çevrili açık davar ahırı vardı.Kırmızı Gölde ve evimizin önüne biriken suyun ve hayvan sidiklerinin oluşturduğu gölcüklerde üreyen sivrisinekler o lanet hastalığın etkenini hasta kişilerin kanını emip alıp beni ısırarak benim kanıma bulaştırmış hastalanmama sebep olmuştu.Hastalık 3-4 günde bir 40 derece cıvarında ateş yükselmesi ile yatağa düşürüyor.Öyle bir lanet ki Ağustos ayı sıcağında bile evdeki battaniyelerin,yorganların tümü üzerinize örtülse bile üşür tir tir titrersiniz.Titreme bir tarafa, beynin de sana çeşitli oyunlar oynar.Hayaller,kabuslar görür,uykuda fırlar kalkarsın.Bir gece ben uyurken annem aynı avludaki amcamlara gitmişti.O gün ben ateşin etkisiyle gene kabuslar gördüm.Bu kabuslardan biri hiç aklımdan çıkmadı ve çıkmıyor…

El ele tutuşmuş erkekli kadınlı insanlar çalan davul eşliğinde oynuyorlar,dillan çekiyorlar (O ZAMANLAR HALAYIN NE OLDUĞUNU BİLMİYORUM).Zurna yok, sadece davul çalıyor.Kocaman kafalı çirkin mi çirkin bir adam davula her tokmağı dannn,dannn,dannn diye indirirken bana doğru kafasını sallayıp acayip acayip gülerek "baban öldü,baban öldü,baban öldü" diyor.Yattığım yerden fırlayıp karanlıkta etrafıma bakıyorum, kimse yok,Gazyağı lambamıza koyacak gazımız olmadığından ışık yok,zil karanlık…Hem karanlık hem de derin bir sessizlik…O zamanlar gürültü kirliliği yok,her yer sessiz.O sessizliği kulağımda tik-tak,tik-tak,tik-tak diye çınlayan saat sesi bozuyor.Her tik-tak davula vurulan tokmak sesini çağrıştırıyordu.BU NEDENLE SAAT SESİNDEN HALEN NEFRET EDERİM.

-Sıtmaya yakalandığım yıl babam askerdedeydi. O zamanlar Malatya'nın bir nahiyesi olan,sonraları ilçe yapılıp adı Battalgazi olan Eskimalatya Hanı'nda, Mahallesi Bayrolar çıkmazında yaşıyoruz. Para yok,doktor yok,hastane yok,ilaç yok.Baba asker…Hastalığa teslim olmaktan başka çare yok…

-Çare yok, dedim de, mahalle kocakarıları çaresizliklerden çare üretiyorlar.Annem de genç ve tecrübesiz hastalığım karşısında endişeli,korkuyor.Bir yaşlarında çok ağır bir kızamık geçirmişim,öldü diye gömmeye hazırlanırken "Anne coco (idrar,işek) var" demişim de gömülmekten kurtulmuşum.Annem gene böyle bir durum olur diye korku ve telaş içinde,büyüklerin ağzının içlerine bakıyor,çare arıyor.Büyükler çare olarak "İT BOKUNU HAP GİBİ SİGARA KAĞIDINA DOLA BURNUNU SIK AĞZINI AÇINCA KOY PEŞİNDEN SU İÇİR" diyorlar.Annem bana bağıra çağıra denileni bir tamam uyguladı.Bu çare de çare olmadı,her nöbette sarsıldığım gibi karnım da şişti,ağrımaya başladı…Hastalığım daha da ağırlaştı…

-Babam askerde sıhhiye onbaşısıydı.Adana Dörtyol'da askerlik yapıyordu. Hastalığım nedeniyle komutanlarına durumu anlatıp izin alıp geldi. İzine gelirken de revir doktoruna durumu anlatmış, onun önerisiyle toz kinin getirmişti.Bu kinin tozunun tadı da acımı acı zehir gibi meret… İçmek mümkün değil.Bunu da it boku gibi sigara kağıdına sarıp burnumu sıkıp,ağzıma koyup peşinden su içirerek yutturdular. İlacın dozu mu? Göz kararı...Zehirlenmedim,..Kurban olduğum Allah öldürmezse öldürmüyor işte. Günlerce uygulanan bu tedavi sonuç verdi.Hastalıktan kurtuldum. Şükürler olsun.

-Ama SAAT SESİNDEN HALEN NEFRET EDERİM

Dr-Hüseyin Aydıncak

NOT:

-Sıtma ile savaş çalışmaları ile bataklıklar kurutuldu,o zamanlar zararları bilinmeyen ve sivri sineklerin henüz direnç kazanmadığı için uygulanan DDT (Ölçüsüzce kullanılarak ekolojik dengeyi bozan,birçok zararlı etkileri ortaya çıkan DDT 1970'lerde yasaklandı) sonucu sıtma eradike edildi.

Ayrıca o zamanlar hayvanlar ile iç içe yaşadığımızdan bit,pire gibi haşereler de vücudumuzun ayrılmaz misafirleriydi.DDT çıkana kadar sabah yatakta uyananlar geceyi birlikte geçirdikleri kan kardeşlerini öfke ile tırnakları arasında kırarlar,yorgan yüzleri kandan görünmez olurdu,sabun yok,deterjan yok,soda ve küllü su ile bu lekeleri çıkartmak için anneler ablalar çok uğraşırlardı.

-Dedete çıktı,şimdiki pudra kutusu gibi kutularla evlerimize girdi.Cahil köylü çocuklarının başına bol bol döküp ölümlerine bile sebep olurlardı.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.