- Küçüklüğümden beri metafizik konulara hep ilgi duymuşumdur.
Metafizik, felsefenin özel bir dalıdır. Burada, “Varlığın anlamı nedir?”, “Gerçek bir dış dünya var mı?”, “Beden ve ruh ilişkisi nasıldır?”, “Tanrı'nın varlığı mümkün mü?”, “Ruh ölümsüz mü, yoksa ölümcül mü?” gibi sorulara yanıtlar aranır. Metafizikte, evren, tanrı ve ruh esas araştırma konuları arasında yer alır.
Ölüm anındaki hastaları gözlemlerken ve bilincini kaybedip sonra geri gelen hastaların deneyimlerini dinlerken, pozitif bilimle açıklanamayan olaylara şahit oldum.
Bir gün, İbrahim Deniz acil bir hastaya bakmam için muayenehaneme geldi. Çantamı alarak, onun Mercedes arabasıyla Süleyman Cafrak'ın Allah Verdi Apartmanına gittik. Hangi kat olduğunu tam hatırlamıyorum, ama kapıyı çalıp içeri girdik. Hastanın başında deneyimli bir hekim ve bir sağlık memuru vardı.
Hasta tam şuuru açık olmadan, zorlanarak ve hırıltılı bir şekilde nefes alıyordu, gözleri adeta dışarı fırlayacak gibiydi. Tüm gücüyle karın kaslarını kullanarak solumaya çalışıyordu. Yüzü morarmıştı. Adı Ziya Ekmekçi'ymiş, ona KARA ZİYA diyorlardı. Astım hastasıymış ve nefes darlığı çekmeye başlamış. Getirtilen doktor ve sağlık memuru çaresiz kalınca, mevcut doktorun onayıyla beni çağırmışlar.
Hasta, ölüm korkusuyla, doktor, sağlık memuru ve ailesi ise paniğe kapılmıştı. Doktor bir flakondan enjektöre ilaç çekemediği için bana verdi.
"Hüseyin, bunu sen çek, ben oksijen tüpünü göndereyim" dedi ve gitti...
Ben de ilacı enjektöre çekmeye çalışırken hasta giysimden çekiştirip anlaşılmaz bir şeyler söylemeye çalıştı.
İlacın çekimini tamamlayarak seruma yavaşça enjekte ettim. Deneyimli sağlık memurundan birkaç ilaç daha eklemesini istediğimde
"Bu kadar ilaç fazla gelir," diyerek itiraz etti.
"Sorumluluk bende, dediğim ilaçları seruma ekle,"
dedim ama tecrübeli olduğu için yapmadı. İlaçları kendim seruma ekledim.
Bir süre sonra hastanın nefesi düzeldi, şuuru açıldı. Gönderilen oksijen tüpü ise hiç gelmedi. Hasta ile konuşmaya başladım.
"Sana iğne yaparken bir şey söylemeye çalışıyordun, anlamadım. Ne demek istiyordun?" dedim.
"Seni rüyamda gördüm... Beni sen kurtarıyordun, beni bırakma" dedi.
O günden sonra Kara Ziya başka bir doktora görünmedi. Zorlandığında hep beni çağırıyordu. Bazen kapıdan içeri girmemle birlikte nefesi düzeliyordu. Bazen de hafif bir ilaç uygulamam gerekebiliyordu.
- Ben 02 Adıyaman plakalı Renault TS aracımla keyfim yerinde yaşarken, Seher Lokantası'nın sahibi Necati Yıldırım'dan Almanya'dan getirdiği Ford Taunus 1.6 arabayı aldım. Renault'u üzerine para ekleyerek takas ettik. Yeni arabam güzeldi fakat alışmaya çalışırken kar yağdı.
Karda aracın performansını test etmek için Ayancık'ta bir iki tur attım ve ara sokaklara girdim.
Gece, deniz dalgalarıyla duvarımıza çarpıp taş atan bir fırtına vardı.
Saat sabah 07:00 civarında telefon çaldı. Kara Ziya'nın eşi "Ziya biraz zorlanıyor, lütfen gelebilir misiniz?" dedi.
Aynı anda arka plandan Kara Ziya'nın "Çabuk gelsin, çabuk gelsin," diye bağırışları duyuldu.
Elimi yüzümü yıkamadan evden çıktım ve arabayı çalıştırdım. Otomatik jikle devreye girdi ve motorun ısınması için 5-6 dakika beklemek gerekiyordu. Evimizin önü, denizin taşlarıyla doluydu. Motor ısınmasını beklemeden, gaz pedalına basmadan yola çıktım. Ara sokakta sağa dönmem gerekti, fakat buzlanan yolda araba kayarak bir duvara çarptı.
Yeni arabamın hasarı umrumda değildi, manevra yapıp yola devam ettim. Allah Verdi Apartmanına ulaşıp Kara Ziya'nın dairesine geldim, kapıyı çalmadan karşılandım. Ayakkabılarımı çıkararak içeri girdim. Kara Ziya'nın nefesi, beni görünce düzeldi.
"Rahatladım," dedi.
Yanında oturan annesine "Bu adam beni iyileştiriyor, onu görünce nefesim açılıyor," dedi.
Bu durum birkaç sene böyle sürdü. Gece gündüz, Kara Ziya’nın astım nöbeti geldiğinde çağrılırdım, içeri girince nefesi açılırdı.
"İyiyim," derdi.
Dr-Hüseyin Aydıncak
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Dr.Hüseyin Aydıncak
METAFİZİKİ BİR ANI
- Küçüklüğümden beri metafizik konulara hep ilgi duymuşumdur.
Metafizik, felsefenin özel bir dalıdır. Burada, “Varlığın anlamı nedir?”, “Gerçek bir dış dünya var mı?”, “Beden ve ruh ilişkisi nasıldır?”, “Tanrı'nın varlığı mümkün mü?”, “Ruh ölümsüz mü, yoksa ölümcül mü?” gibi sorulara yanıtlar aranır. Metafizikte, evren, tanrı ve ruh esas araştırma konuları arasında yer alır.
Ölüm anındaki hastaları gözlemlerken ve bilincini kaybedip sonra geri gelen hastaların deneyimlerini dinlerken, pozitif bilimle açıklanamayan olaylara şahit oldum.
Bir gün, İbrahim Deniz acil bir hastaya bakmam için muayenehaneme geldi. Çantamı alarak, onun Mercedes arabasıyla Süleyman Cafrak'ın Allah Verdi Apartmanına gittik. Hangi kat olduğunu tam hatırlamıyorum, ama kapıyı çalıp içeri girdik. Hastanın başında deneyimli bir hekim ve bir sağlık memuru vardı.
Hasta tam şuuru açık olmadan, zorlanarak ve hırıltılı bir şekilde nefes alıyordu, gözleri adeta dışarı fırlayacak gibiydi. Tüm gücüyle karın kaslarını kullanarak solumaya çalışıyordu. Yüzü morarmıştı. Adı Ziya Ekmekçi'ymiş, ona KARA ZİYA diyorlardı. Astım hastasıymış ve nefes darlığı çekmeye başlamış. Getirtilen doktor ve sağlık memuru çaresiz kalınca, mevcut doktorun onayıyla beni çağırmışlar.
Hasta, ölüm korkusuyla, doktor, sağlık memuru ve ailesi ise paniğe kapılmıştı. Doktor bir flakondan enjektöre ilaç çekemediği için bana verdi.
"Hüseyin, bunu sen çek, ben oksijen tüpünü göndereyim" dedi ve gitti...
Ben de ilacı enjektöre çekmeye çalışırken hasta giysimden çekiştirip anlaşılmaz bir şeyler söylemeye çalıştı.
İlacın çekimini tamamlayarak seruma yavaşça enjekte ettim. Deneyimli sağlık memurundan birkaç ilaç daha eklemesini istediğimde
"Bu kadar ilaç fazla gelir," diyerek itiraz etti.
"Sorumluluk bende, dediğim ilaçları seruma ekle,"
dedim ama tecrübeli olduğu için yapmadı. İlaçları kendim seruma ekledim.
Bir süre sonra hastanın nefesi düzeldi, şuuru açıldı. Gönderilen oksijen tüpü ise hiç gelmedi. Hasta ile konuşmaya başladım.
"Sana iğne yaparken bir şey söylemeye çalışıyordun, anlamadım. Ne demek istiyordun?" dedim.
"Seni rüyamda gördüm... Beni sen kurtarıyordun, beni bırakma" dedi.
O günden sonra Kara Ziya başka bir doktora görünmedi. Zorlandığında hep beni çağırıyordu. Bazen kapıdan içeri girmemle birlikte nefesi düzeliyordu. Bazen de hafif bir ilaç uygulamam gerekebiliyordu.
- Ben 02 Adıyaman plakalı Renault TS aracımla keyfim yerinde yaşarken, Seher Lokantası'nın sahibi Necati Yıldırım'dan Almanya'dan getirdiği Ford Taunus 1.6 arabayı aldım. Renault'u üzerine para ekleyerek takas ettik. Yeni arabam güzeldi fakat alışmaya çalışırken kar yağdı.
Karda aracın performansını test etmek için Ayancık'ta bir iki tur attım ve ara sokaklara girdim.
Gece, deniz dalgalarıyla duvarımıza çarpıp taş atan bir fırtına vardı.
Saat sabah 07:00 civarında telefon çaldı. Kara Ziya'nın eşi "Ziya biraz zorlanıyor, lütfen gelebilir misiniz?" dedi.
Aynı anda arka plandan Kara Ziya'nın "Çabuk gelsin, çabuk gelsin," diye bağırışları duyuldu.
Elimi yüzümü yıkamadan evden çıktım ve arabayı çalıştırdım. Otomatik jikle devreye girdi ve motorun ısınması için 5-6 dakika beklemek gerekiyordu. Evimizin önü, denizin taşlarıyla doluydu. Motor ısınmasını beklemeden, gaz pedalına basmadan yola çıktım. Ara sokakta sağa dönmem gerekti, fakat buzlanan yolda araba kayarak bir duvara çarptı.
Yeni arabamın hasarı umrumda değildi, manevra yapıp yola devam ettim. Allah Verdi Apartmanına ulaşıp Kara Ziya'nın dairesine geldim, kapıyı çalmadan karşılandım. Ayakkabılarımı çıkararak içeri girdim. Kara Ziya'nın nefesi, beni görünce düzeldi.
"Rahatladım," dedi.
Yanında oturan annesine "Bu adam beni iyileştiriyor, onu görünce nefesim açılıyor," dedi.
Bu durum birkaç sene böyle sürdü. Gece gündüz, Kara Ziya’nın astım nöbeti geldiğinde çağrılırdım, içeri girince nefesi açılırdı.
"İyiyim," derdi.
Dr-Hüseyin Aydıncak