BEN ÖĞRETMENLİĞİ DE, DOKTORLUĞU DA ÇOK SEVEREK YAPTIM.
BUGÜN BİR ÖĞRETMENLİK ANIMI PAYLAŞACAĞIM
Çocukluğum Malatya'nın Eskimalatya'sında Hanardı Mahallesi'nde geçti.
Bizim çocukluğumuzda köy yerinde,yiyecek ekmeğimiz yoktu; ailece tarlada,bahçede çalışmak,hayvan bakımı,çobanlık yapmak zorundaydık.Kızlar da öyle,küçük kardeşlerine bakmak,tütün toplamak,iplere dizmek,hayvan bakımı derken ezim ezim ezilirdiler.Ergenliğe erer ermez , biriyle adı çıkmasın diye gelin ederlerdi.Nüfus kağıtları yoktu. Okul çağındaki çocukları mahalle mahalle gezen öğretmenler, nüfus kâğıdı bulunmayan çocukların boyuna, posuna bakarak okula kayıtlarını yaparlardı. Anneler, babalar Kayıt ettirmemek için çocukları ahırlara, samanlıklara saklarlardı.
Ben 2 yıl kayıt yapan öğretmenlerin peşinden gidip "Beni de okula yazın" diye yalvardım.
Yaşım küçük diye yazmadılar.
Yaşım gelince babam elimden tutup Ahmet Kınık İlkokulu'na götürdü
"Size bir köle getirdim, eti sizin, kemiği benim" dedi, okula kaydımı yaptırdı.
Türkan öğretmenimiz çok genç bir öğretmendi. Sınıfın en küçüklerindendim, birçok arkadaşın sakalı bıyığı çıkmıştı. Fişlerim ve yaptığım ödevleri bu benden büyük arkadaşlar çaldığı için fişimi kaybettim, ödevimi yapmadım diye, tırnaklarımız uzun diye ellerimiz kirli diye, mendilimiz eksik diye öğretmen el parmaklarımızın uçlarına cetvelin yan tarafıyla üçer, beşer defa vurduğu için çok canım yanardı. Bu nedenle halamın oğlu Yusuf Gül ile birlikte uzun süre okuldan kaçmıştık.
Üniversiteye girmeden önce 1 yıl Malatya'nın Doğanşehir ilçesinin Erkenek beldesinde ve Çömlekoba köylerinde öğretmenlik yaptım.
Erkenek'te 3. sınıf öğretmeniydim. Beldede kütüphane açmaya kalktım, Belediye başkanı, oranın bakımını, temizliğini kim yapacak, başımıza iş açma diye şikâyet edince, tam kütüphane malzemeleri geldiği zaman,görevime son verildi.
Babam Malatya Tekel Fabrikası'nda işçi;öğretmenlik yapacağım yerde kullanmak üzere,borçla yatak,kap kacak almıştık.Malatya Valiliği'nde müstahdem,Mamo Dayı vasıtasıyla millî eğitim müdürüne durumu anlattım,yalvardım,yakardım.Müdür halime acıdı, beni gene Doğanşehir'in bir köyü olan Çömlekoba köyüne tayin etti. Burada birinci sınıf öğretmenliği yaptım. Aşağıdaki anım orayla ilgili.
Ben öğrencilerime şiddet uygulamama kararı almıştım.
Sabah sınıfta toplanıp günaydınlaşıp, andımızı okuduktan sonra çocuklarla şarkılar söyleyerek köy çeşmesine giderdik. Yanımda bir kalıp SABUN, bir TIRNAK MAKASI, bir TARAK götürürdüm.44 öğrencim ile tek tek ilgilenir, tırnakları uzun olanların tırnaklarını tek tek ben keserdim. Yanımda götürdüğüm sabunla hepsi ellerini ve yüzlerini sabunlardı. Bitti mi? Yoook bitmedi... Bir de götürdüğüm tarak ile, ellerini yıkayıp tırnaklarını kestikten sonra kız çocuklarımın saçlarını tarar, örülebilecek saçları örer, varsa tokalarını takar, veya bir ip, bir, lastik, bir bez parçasıyla örüklerini bağlardım.
Bir gün şalvarlı, pala bıyıklı bir yiğit Çeşme'nin tepesine tünemiş sarı kehribar tesbihini çekip, sarma tütünden sigarasını tellendirirken benim yaptıklarımı izliyordu. Onun iki çocuğu benim öğrencimdi.
İzledi izledi sonunda "Hocam, sende de ne sabır var, bunlarla uğraşıyorsun?" dedi
"Eğer siz evlerinizde bunları yapsanız, ben de çocuklarınıza ders vermek için zaman kazanırım." dedim.
Onun çocukları sonraki zamanda temiz ve düzenli oldular.
Çeşme faslından sonra gene şarkılar eşliğinde okula döner, derse başlardık.
Sınıftaki sıraları orta açık kalacak şekilde U şeklinde duvar diplerine yerleştirdiğimiz için sınıfın ortasında geniş bir alan vardı. Müzik dersinde bulabildiğim bir uyduruk mandolini çalarak, çocuklarla birlikte göbek atardık. Böyle bir zamanda yan taraftaki 2.-3. Sınıf öğretmeni Ayhan Bey bir sinir, bir hışımla kapıyı açtı
"Susun ulan eşek sıpaları, ne gürültü yapıyorsunuz, sizin öğretmeniniz nerede?" diye bağırırken birden sesi kesildi.
Çocukların arasında beni fark etmiş, boğuk bir sesle "Hüseyin, sen burada mıydın?" dedi özürler diledi.
Daha sonra da herkese benim nasıl çocukların seviyesine indiğimi takdirle anlatıp, "Hüseyin Hoca çocuklarla çocuk oluyor! Keşke ben de senin gibi yapabilsem" diye yerindi.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Dr.Hüseyin Aydıncak
İNSAN SEVDİĞİ MESLEĞİ YAPMALI,
İNSAN SEVDİĞİ MESLEĞİ YAPMALI,
YA DA MESLEĞİNİ SEVEREK YAPMALI...
BEN ÖĞRETMENLİĞİ DE, DOKTORLUĞU DA ÇOK SEVEREK YAPTIM.
BUGÜN BİR ÖĞRETMENLİK ANIMI PAYLAŞACAĞIM
Çocukluğum Malatya'nın Eskimalatya'sında Hanardı Mahallesi'nde geçti.
Bizim çocukluğumuzda köy yerinde,yiyecek ekmeğimiz yoktu; ailece tarlada,bahçede çalışmak,hayvan bakımı,çobanlık yapmak zorundaydık.Kızlar da öyle,küçük kardeşlerine bakmak,tütün toplamak,iplere dizmek,hayvan bakımı derken ezim ezim ezilirdiler.Ergenliğe erer ermez , biriyle adı çıkmasın diye gelin ederlerdi.Nüfus kağıtları yoktu. Okul çağındaki çocukları mahalle mahalle gezen öğretmenler, nüfus kâğıdı bulunmayan çocukların boyuna, posuna bakarak okula kayıtlarını yaparlardı. Anneler, babalar Kayıt ettirmemek için çocukları ahırlara, samanlıklara saklarlardı.
Ben 2 yıl kayıt yapan öğretmenlerin peşinden gidip "Beni de okula yazın" diye yalvardım.
Yaşım küçük diye yazmadılar.
Yaşım gelince babam elimden tutup Ahmet Kınık İlkokulu'na götürdü
"Size bir köle getirdim, eti sizin, kemiği benim" dedi, okula kaydımı yaptırdı.
Türkan öğretmenimiz çok genç bir öğretmendi. Sınıfın en küçüklerindendim, birçok arkadaşın sakalı bıyığı çıkmıştı. Fişlerim ve yaptığım ödevleri bu benden büyük arkadaşlar çaldığı için fişimi kaybettim, ödevimi yapmadım diye, tırnaklarımız uzun diye ellerimiz kirli diye, mendilimiz eksik diye öğretmen el parmaklarımızın uçlarına cetvelin yan tarafıyla üçer, beşer defa vurduğu için çok canım yanardı. Bu nedenle halamın oğlu Yusuf Gül ile birlikte uzun süre okuldan kaçmıştık.
Üniversiteye girmeden önce 1 yıl Malatya'nın Doğanşehir ilçesinin Erkenek beldesinde ve Çömlekoba köylerinde öğretmenlik yaptım.
Erkenek'te 3. sınıf öğretmeniydim. Beldede kütüphane açmaya kalktım, Belediye başkanı, oranın bakımını, temizliğini kim yapacak, başımıza iş açma diye şikâyet edince, tam kütüphane malzemeleri geldiği zaman,görevime son verildi.
Babam Malatya Tekel Fabrikası'nda işçi;öğretmenlik yapacağım yerde kullanmak üzere,borçla yatak,kap kacak almıştık.Malatya Valiliği'nde müstahdem,Mamo Dayı vasıtasıyla millî eğitim müdürüne durumu anlattım,yalvardım,yakardım.Müdür halime acıdı, beni gene Doğanşehir'in bir köyü olan Çömlekoba köyüne tayin etti. Burada birinci sınıf öğretmenliği yaptım. Aşağıdaki anım orayla ilgili.
Ben öğrencilerime şiddet uygulamama kararı almıştım.
Sabah sınıfta toplanıp günaydınlaşıp, andımızı okuduktan sonra çocuklarla şarkılar söyleyerek köy çeşmesine giderdik. Yanımda bir kalıp SABUN, bir TIRNAK MAKASI, bir TARAK götürürdüm.44 öğrencim ile tek tek ilgilenir, tırnakları uzun olanların tırnaklarını tek tek ben keserdim. Yanımda götürdüğüm sabunla hepsi ellerini ve yüzlerini sabunlardı. Bitti mi? Yoook bitmedi... Bir de götürdüğüm tarak ile, ellerini yıkayıp tırnaklarını kestikten sonra kız çocuklarımın saçlarını tarar, örülebilecek saçları örer, varsa tokalarını takar, veya bir ip, bir, lastik, bir bez parçasıyla örüklerini bağlardım.
Bir gün şalvarlı, pala bıyıklı bir yiğit Çeşme'nin tepesine tünemiş sarı kehribar tesbihini çekip, sarma tütünden sigarasını tellendirirken benim yaptıklarımı izliyordu. Onun iki çocuğu benim öğrencimdi.
İzledi izledi sonunda "Hocam, sende de ne sabır var, bunlarla uğraşıyorsun?" dedi
"Eğer siz evlerinizde bunları yapsanız, ben de çocuklarınıza ders vermek için zaman kazanırım." dedim.
Onun çocukları sonraki zamanda temiz ve düzenli oldular.
Çeşme faslından sonra gene şarkılar eşliğinde okula döner, derse başlardık.
Sınıftaki sıraları orta açık kalacak şekilde U şeklinde duvar diplerine yerleştirdiğimiz için sınıfın ortasında geniş bir alan vardı. Müzik dersinde bulabildiğim bir uyduruk mandolini çalarak, çocuklarla birlikte göbek atardık. Böyle bir zamanda yan taraftaki 2.-3. Sınıf öğretmeni Ayhan Bey bir sinir, bir hışımla kapıyı açtı
"Susun ulan eşek sıpaları, ne gürültü yapıyorsunuz, sizin öğretmeniniz nerede?" diye bağırırken birden sesi kesildi.
Çocukların arasında beni fark etmiş, boğuk bir sesle "Hüseyin, sen burada mıydın?" dedi özürler diledi.
Daha sonra da herkese benim nasıl çocukların seviyesine indiğimi takdirle anlatıp, "Hüseyin Hoca çocuklarla çocuk oluyor! Keşke ben de senin gibi yapabilsem" diye yerindi.