-Meslek kariyerimde, yeni anne-babaların, çocuklarının en ufak bir sağlık sorunu yaşadığını düşündüklerinde, doktordan doktora koştuklarına çok defa şahit oldum. Doktorun muayenesi sonrası çözümün hemen geleceğini düşünen telaşlı anne-babalar, çocuklarının hala huzursuz olduğunu görünce farklı doktorlara gitmeye karar verirler. Bir gecede 4-5 farklı doktora giden aileler gördüm. Her bir doktor çok sayıda ilaç yazarken, zaman zaman kendi bilgilerini göstermek adına benzer ilaçları reçeteye eklemeyi tercih ediyorlar ve bu arada aileye ilaçların nasıl kullanılacağı hakkında yeterli bilgi verilmiyor.
Çocuklarının sağlık durumu hakkında endişeli olan aileler, doktorun söylediklerini tam anlamıyor ve anlıyormuş gibi başlarını sallayıp gidiyorlar. 1976 senesinden itibaren, 2000'li yıllarda bilgisayar sistemine geçene kadar, özel muayenehanemde reçetelerimi siyah-kırmızı şeritli daktilolarla yazdım. Bu sayede;
1-Eczanede reçetem doğru okunacak ve yanlış ilaç verilmesi engellenecek (Yine de hatalar oldu),
2-Okuma yazması olan kişilerin yardımıyla, hastaların ilaçlarını doğru kullanmaları sağlanacaktı.
Siyah renkle ilacın adını yazıp, altına kırmızı renkle örneğin;
Sabah saat 6'da 1 ölçek/tablet
Öğlen saat 12'de 1 ölçek/tablet
Akşam saat 6'da 1 ölçek/tablet
Gece saat 12'de 1 ölçek/tablet
gibi açık tarifler yazardım. Bazen eczaneden ilaç alıp göstererek bu tarifleri ilaç kutularının üzerine de yazardım.
Ancak insanımız okumayı pek sevmez. Reçetenin altında "Lütfen kontrole geldiğinizde reçetenizi getirin" yazmasına rağmen, eczaneden ilaç alındıktan sonra reçeteler güzelce katlanıp bir kenara konur. Kontrole geldiklerinde, hiç açılmamış hâlde reçetelerini çıkardıklarında, çabalarımın boşa gittiğni sıkça hissederdim.
-1994 yılında, Ankara-Batıkent’teki ÖZEL AYDINCAK POLİKLİNİĞİ'ne saat 22:00 civarında panikle gelen genç bir çiftle karşılaştım. Bir aylık bir bebekleri ve birkaç torba ilaçları vardı. Çocuğun ateşi 40 dereceye yakındı. Hemen ateş düşürücü bir enjeksiyon yaptım, sonra atletini ıslatıp sıkıp giydirdim, koltuk altlarına ıslak pamuk, başına ıslak bir bez koydum. Bir buçuk saat içinde ateşi normale döndü. İlacın nasıl kullanılacağını defalarca anlattım ve yavruyu sabah 7:30’da kontrole getirmelerini önerdim.
Sabah muayenede bebeğin ateşi ve genel sağlık durumu iyiydi. Genelde insanlar ateş düşürücüyü ateş yükseldikten sonra verirler, bu yüzden ateşi olmasa bile düzenli kullanılmasını önerdim ve birkaç gün sabah ve akşam kontrole getirmelerini söyledim.
Batuş, benim hastam olmuştu ve artık başka doktora götürülmüyordu. Baba nispeten sakindi ama anne oldukça endişeliydi ve çocuğunun evden çıkmasını istemiyordu.
Batuş eskisi gibi yaralanmaya başlamıştı; kanepeye tırmanıp düştü, bacağı yaralandı, dikiş attım. Sandalyeden düştü, başı yarıldı, yine dikiş atmam gerekti. Anneye sitemle "Çocuğu dışarı çıkart, parka götür, doğada nasıl yaşamayı öğrensin" dedim ama yanıt alamadım.
Bu süreçte “Yeni bir çocuk yapın da Batuş'un yakasından düşün” dedim ama dikkate alınmadı.
Sonunda, Batuş okula başladı. Anne birkaç gün okula kendisi de gidip çocuğunun yanında oturdu. Diyaloglar neticesinde öğretmenler bilgili bir dille durumu izah edip annesi okula gelmeyi kesti.
Bir süre sonra, anne tekrar hamile kaldı ve Batuş arkadaşlarıyla sokakta koşup oynama özgürlüğüne kavuştu. Artık düşüp yaralansa da kimse üzerinde durmuyordu.
Şu anda Batuş 30 yaşlarında, sağlık sektöründe çalışan yetişkin bir meslek sahibi.
Dr.-Hüseyin Aydıncak
NOT:
2010 yılında aktif doktorluk görevimi sonlandırdım ancak hastalarımla bağımı koparmadım. 2018 yılı Temmuz ayında Batuş'la mesajlaştık, kendisi "Hocam, yolunuzda büyüdüm, sağlıklı bir çocukluk geçirdim" dedi. Kendisiyle gurur duyuyorum. Batuş'umu hâlâ çok seviyorum. Allah uzun ve bereketli ömür versin.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Dr.Hüseyin Aydıncak
Görmemişin Bir Oğlu Olmuş...
-Meslek kariyerimde, yeni anne-babaların, çocuklarının en ufak bir sağlık sorunu yaşadığını düşündüklerinde, doktordan doktora koştuklarına çok defa şahit oldum. Doktorun muayenesi sonrası çözümün hemen geleceğini düşünen telaşlı anne-babalar, çocuklarının hala huzursuz olduğunu görünce farklı doktorlara gitmeye karar verirler. Bir gecede 4-5 farklı doktora giden aileler gördüm. Her bir doktor çok sayıda ilaç yazarken, zaman zaman kendi bilgilerini göstermek adına benzer ilaçları reçeteye eklemeyi tercih ediyorlar ve bu arada aileye ilaçların nasıl kullanılacağı hakkında yeterli bilgi verilmiyor.
Çocuklarının sağlık durumu hakkında endişeli olan aileler, doktorun söylediklerini tam anlamıyor ve anlıyormuş gibi başlarını sallayıp gidiyorlar. 1976 senesinden itibaren, 2000'li yıllarda bilgisayar sistemine geçene kadar, özel muayenehanemde reçetelerimi siyah-kırmızı şeritli daktilolarla yazdım. Bu sayede;
1-Eczanede reçetem doğru okunacak ve yanlış ilaç verilmesi engellenecek (Yine de hatalar oldu),
2-Okuma yazması olan kişilerin yardımıyla, hastaların ilaçlarını doğru kullanmaları sağlanacaktı.
Siyah renkle ilacın adını yazıp, altına kırmızı renkle örneğin;
Sabah saat 6'da 1 ölçek/tablet
Öğlen saat 12'de 1 ölçek/tablet
Akşam saat 6'da 1 ölçek/tablet
Gece saat 12'de 1 ölçek/tablet
gibi açık tarifler yazardım. Bazen eczaneden ilaç alıp göstererek bu tarifleri ilaç kutularının üzerine de yazardım.
Ancak insanımız okumayı pek sevmez. Reçetenin altında "Lütfen kontrole geldiğinizde reçetenizi getirin" yazmasına rağmen, eczaneden ilaç alındıktan sonra reçeteler güzelce katlanıp bir kenara konur. Kontrole geldiklerinde, hiç açılmamış hâlde reçetelerini çıkardıklarında, çabalarımın boşa gittiğni sıkça hissederdim.
-1994 yılında, Ankara-Batıkent’teki ÖZEL AYDINCAK POLİKLİNİĞİ'ne saat 22:00 civarında panikle gelen genç bir çiftle karşılaştım. Bir aylık bir bebekleri ve birkaç torba ilaçları vardı. Çocuğun ateşi 40 dereceye yakındı. Hemen ateş düşürücü bir enjeksiyon yaptım, sonra atletini ıslatıp sıkıp giydirdim, koltuk altlarına ıslak pamuk, başına ıslak bir bez koydum. Bir buçuk saat içinde ateşi normale döndü. İlacın nasıl kullanılacağını defalarca anlattım ve yavruyu sabah 7:30’da kontrole getirmelerini önerdim.
Sabah muayenede bebeğin ateşi ve genel sağlık durumu iyiydi. Genelde insanlar ateş düşürücüyü ateş yükseldikten sonra verirler, bu yüzden ateşi olmasa bile düzenli kullanılmasını önerdim ve birkaç gün sabah ve akşam kontrole getirmelerini söyledim.
Batuş, benim hastam olmuştu ve artık başka doktora götürülmüyordu. Baba nispeten sakindi ama anne oldukça endişeliydi ve çocuğunun evden çıkmasını istemiyordu.
Batuş eskisi gibi yaralanmaya başlamıştı; kanepeye tırmanıp düştü, bacağı yaralandı, dikiş attım. Sandalyeden düştü, başı yarıldı, yine dikiş atmam gerekti. Anneye sitemle "Çocuğu dışarı çıkart, parka götür, doğada nasıl yaşamayı öğrensin" dedim ama yanıt alamadım.
Bu süreçte “Yeni bir çocuk yapın da Batuş'un yakasından düşün” dedim ama dikkate alınmadı.
Sonunda, Batuş okula başladı. Anne birkaç gün okula kendisi de gidip çocuğunun yanında oturdu. Diyaloglar neticesinde öğretmenler bilgili bir dille durumu izah edip annesi okula gelmeyi kesti.
Bir süre sonra, anne tekrar hamile kaldı ve Batuş arkadaşlarıyla sokakta koşup oynama özgürlüğüne kavuştu. Artık düşüp yaralansa da kimse üzerinde durmuyordu.
Şu anda Batuş 30 yaşlarında, sağlık sektöründe çalışan yetişkin bir meslek sahibi.
Dr.-Hüseyin Aydıncak
NOT:
2010 yılında aktif doktorluk görevimi sonlandırdım ancak hastalarımla bağımı koparmadım. 2018 yılı Temmuz ayında Batuş'la mesajlaştık, kendisi "Hocam, yolunuzda büyüdüm, sağlıklı bir çocukluk geçirdim" dedi. Kendisiyle gurur duyuyorum. Batuş'umu hâlâ çok seviyorum. Allah uzun ve bereketli ömür versin.