Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

DOKTOR BEG, BENİ BÜYÜK BİR HATADAN KURTARDIN...

Yazının Giriş Tarihi: 17.01.2026 21:16
Yazının Güncellenme Tarihi: 17.01.2026 21:41

- 80'li yıllarda bir gün, muayenehaneme sağ dirseğinden kanlar akan 10-12 yaşlarında bir erkek çocuğu getirildi. Eşekten düşmüş, eşeğin yuları bileğine dolanmış ve bu durum çocuğu yerlerde sürükleyerek dirseğini yaralamıştı. Hemen kontrol ettim. Çocuğun dirsek kemikleri dışarı çıkmış ve yaklaşık 15-20 santimlik bir yara oluşmuştu.

Bu benim tek başıma üstesinden gelebileceğim bir olay değildi. Ciddi bir cerrahi müdahale gerekiyordu, hastanede tedavi olması gerektiğini düşündüm.

Ben cerrah değildim ve steril cerrahi müdahale setim yoktu. Elimde ne iğne vardı ne de iplik. Ayancık’ta sınırlı imkanlara sahip de olsa bir devlet hastanesi ve doktorları bulunuyordu. Hasta yakınlarına

“Bu benim çözebileceğim bir iş değil, malzemem yok. Hastaneye gitmelisiniz”

dedim. Fakat onlar şöyle yanıt verdi:

“Bize sizi önerdiler, bu kapıdan ayrılmayız”

diyerek ısrar ettiler.

Ben de çaresiz kaldım... Doktor Şaban’ı (Emekli Sağlık memuru) iğne ve iplik getirmesi için devlet hastanesine yolladım. Bu sırada ben de elimdeki imkanlarla çocuğun dirseğini temizleyip, içindeki yabancı maddeleri çıkardım.

- Bir süre sonra, Doktor Şaban neredeyse yere kadar uzanan ve zaman zaman da üzerine bastığı yorgan ipliği gibi bir iplik getirdi. O dönemler steril paketler pek bulunmazdı. Mecburiyetten, bu yorgan ipliği gibi steril olmayan malzeme ile yarayı diktim...

O günlerde çok deneyimli değildim, meslekte de yeniydim. Cerrah olmama rağmen, eskiden terzilik yapmışlığım vardı ve bu sayede dikiş atmada pek zorlanmadım. Yarayı güzelce diktim, pansumanını yapıp yolladım...

- Ertesi yaz, muayenehaneme başında tüylü şapkasıyla ve elinde paketlerle iri yarı bir adam girdi. Cüssesine uygun gür bir sesle selam vererek

“Beni hatırladın mı?” dedi. Tanımadığımı belirttim.

“Ben Söküçayırı köyünden Hasan Aydın. Fransa’da çalışıyorum, izne geldim ve bunları sana hediye getirdim” diyerek, masama iki karton sigara, çeşit çeşit şarap, sarma tütün, puro, pipo tütünü ve viski bıraktı.

“Bu kadar hediye vermene gerek yoktu, neden böyle zahmet ettin” derken, yer gösterip oturtturdum...

Kısa bir sohbetin ardından esas konuya geldi.

“Geçen yaz izne geldiğimizde oğlumuz eşekten düşmüştü, sen müdahale etmiştin. O gün size gelmeden evvel hastaneye gitmiştik ama ilgilenmediler. Başhekimin muayenehanesine de gitmiştik, kapıdan içeri bile almadı. Sana gelmeden evvel tekrar hastaneye yönlendirseydin, başhekim yine bizi kapıdan çevirseydi, onu vuracaktım. DOKTOR BEG, BENİ BÜYÜK BİR HATADAN KURTARDIN, bu hediyeler senin hakkın."

- Artık ailenin doktoru olmuştum ve köyden kimin hastalığı olsa beni arıyordu. Sonraki ziyaretlerinde de Hasan Aydın beni unutmazdı…

- Bir gün, cezaevinde Adıyamanlı hemşerim rahmetli Nuri Saçak’ı ziyaret ettim. Cezaevinin kapısında Nuri ile konuşurken, avludan bir ses geldi:

“Hoş geldiniz Doktor bey” dedi. Dikkatlice baktığımda, bu ses bizim gurbetçi Hasan Aydın’dı...

“Geçmiş olsun Hasan bey, neden buradasınız?” diye sordum, anlattı.

Hasan’ın biri resmi nikahlı, diğeri imam nikahlı iki eşi varmış. Resmi nikahlı eşinin kimliğiyle imam nikahlı eşini Fransa'ya götürmüş ve 22 yıldır orada çalışıyorlarmış. Türkiye'ye izne geldiklerinde resmi eşiyle tartışmış ve bir tokat atmış. Resmi eşi, "Benim belgelerimle imam nikahlı eşimi yurt dışına götürdü" diyerek şikayet etmiş ancak arabulucu olan birçok kişi kadını ikna edene kadar dava sürmüş.

Bu süreç sonunda Hasan, sahte evrak düzenlemekten dolayı tutuklanmış...

“Emekliliğim yaklaşıyor, eğer ceza alırsam 22 yıllık emeğim boşa gidecek” diye benden yardım istedi. Hukukçu arkadaşlarım aracılığıyla yardım etmeye çalıştık ama başaramadık. Hasan’ın hakları kaybolmuştu diye düşünüyorum. Sonrasında Ayancık Sinop’tan ayrıldım. Sanıyorum ki Hasan köyde muhtar oldu ve minibüs işletiyordu.

Dr-Hüseyin Aydıncak

NOT

Anılarım masabaşı uydurması değil, bizzat yaşadıklarımın, biraz mizahi bir dille kaleme alınmış yalansız yankısız hali. Tek temennim, bu kalıntıları okurken kimsenin alınmaması.

Olayların gerçek olduğuna dair şüphe kalmaması için, anı kahramanlarının isimlerini değiştirmiştim. Ancak tanık olanlar bu anılara ve kahramanlarına sahip çıkınca, isimleri gerçek halleriyle kullanmaya başladım.

Bu anıdaki rahmetli Hasan Aydın’ın yakınları da "bahsettiğiniz benim babam Hasan Aydın" diyerek, bu isme sahip çıktılar.

Kızının Yorumu aşağıdadır. Selam olsun.

DELİCE DOKTOR AYANCIK ANILARI kitabımda yer verdiğim bu olayla ilgili bir yorum:

Melek Kaya: Ya hocam gerçekten Ayancık’ta çok bilinen ve değer verilen bir doktordunuz. Bahsettiğiniz küçük torun, büyük abimin oğluydu, şu an Hollanda’da ikamet ediyor ve 37 yaşında. Bu konuyu şimdi okuyunca hatırladım, hafızanızı takdir ediyorum.

Siz bizim aile doktorumuzdunuz. Keşke bir görüşme şansımız olsa da sizin gibi değerli bir doktorla eşimi ve çocuklarımı tanıştırabilsem. Ben Melek Kaya, rahmetli babam Hasan Aydın’dı.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.