BİZ ÇOCUKLUĞUMUZDA ÖZGÜRLÜĞÜ, DOĞAL YAŞAMI ÖZÜMLEYEREK YAŞADIK
Yazının Giriş Tarihi: 01.10.2026 08:47
Yazının Güncellenme Tarihi: 01.10.2026 08:50
BİZ ÇOCUKLUĞUMUZDA ÖZGÜRLÜĞÜ, DOĞAL YAŞAMI ÖZÜMLEYEREK YAŞADIK
-BİZİM ÇOCUKLUK YILLARIMIZDA çeşit çeşit oyuncaklar yoktu; oyunlarımızı ve oyuncaklarımızı kendi hayal gücümüzle icat ederdik.
Çobanlık yaptığımız zamanlarda, fırsat buldukça kuzularla vakit geçirirdik. Yeni doğan yavruları ekmek torbalarına koyar, akşama dek omuzlarımızda taşırdık. Otlak bir alan bulduğumuzda, sürü etrafa dağılmadan otlarken bizler uzun atlama, yüksek atlama, üç adım atlama, güreş, koşu, büyük taşlarla ağırlık kaldırma, küçüklerle gülle atma, beş taş, bez parçalarından yaptığımız topla yassı taşlardan kurduğumuz kuleleri devirme, ağaç dallarından imal ettiğimiz yay ve oklarla atıcılık, çelik çomak, toprağa çizdiğimiz karelerle dama gibi oyunlar oynardık.
Hatta Şahnahan su kanalının bayırdan aşağı akan kısmının tepesine çıkıp, bugünün aquaparklarındaki su kaydırakları gibi neşeyle kendimizi suya bırakıp kayardık. Başlarda tecrübesizdik; sudan çıktığımızda donumuzun arka kısmını beton kanala kaptırıp kıçımızın açıkta kaldığını fark ettik. Evde yediğimiz dayak ve zılgıtlardan sonra, kayarken kırlardan topladığımız bir kucak üzerlik otunu altımıza serip kaymaya devam ederdik. At veya eşek bulduğumuzda biner, yarışlar yapardık. Köpeklerle birlikte tilki ve tavşan peşinde koştururduk. Kuşların çoğunu tanırdık; ağaçlara tırmanıp yuvalarına çıkar, anne kuşun bizi gagalamasına rağmen yavruları izlerdik. Anneleri yuvadan attığı için ellemezdik, sadece seyreder ve inerdik. Ağaç kargalarının ağaç oymalarını, gökyüzünde süzülen kartalları, su göllerinden çıkardığı solucanları yavrularına yediren leylekleri izlerdik.
Meyvenin ve sebzenin en iyilerini dalından koparıp yerdik. Karpuzu bostanda seçer, bir taşa vurup göbeğini ellerimizle açar, şırası yüzümüze gözümüze sürülse de elbiselerimize aksa da iştahla yerdik. Kocaman ateşler yakar, mısır közler ve buğday feriği pişirirdik. Haaa abiler tayfası kimin bahçesinde, bağında veya tarlasında ne var bilirlerdi. Biz sürüyle ilgilenirken onlar "operasyonlara" giderlerdi. Getirdikleri meyveleri ve sebzeleri harıklardaki suya dökerek doyana kadar yerdik. Çaldıkları şeyler zaten çoğunlukla yabancıların değil, kendi ürünleri olurdu…
-GÜNÜMÜZ ÇOCUKLARINA baktığımda ise üzülüyorum. Tüm çocuklar olmasa da çevremdekilerin sayısız oyuncağı, kıyafeti ve önlerinde envai çeşit yiyeceği var.
Bakıcıları, dadıları, farklı alanlarda öğretmenleri ve koçları mevcut. Oldukça konforlu evlerde yaşıyorlar. Kışın ortasında yırtık ayakkabılarla, yarı çıplak halde okul yolunda titreye titreye yürümediler. Kapıdan servise binip okula gidiyor, okul çıkışı yine kapıya bırakılıyorlar. Ellerindeki dokunmatik telefonlar, tabletler ve bilgisayarlarla internette FİNK atıyorlar.
Kendi torunlarım ve yakınlarımız için annelerine, babalarına; "Yapmayın, etmeyin, bu çocukları sosyal hayattan koparmayın, ellerine erkenden elektronik cihazlar vermeyin; gözleri bozulur, manyetik alanlar beyinlerine ve sağlıklarına zarar verir" dedim ancak sözlerim bir sonuç vermedi… Eskiden çocuk ne bulsa nazlanmadan yerdi. Yemezse veya ağlarsa susturmak için cıngırak sallanırdı. Amannn, şimdi durum nasıl? Çeşit çeşit ek gıdalar veriliyor; sonra esas mamasını yemiyor veya emmiyor diye YouTube'dan bir çizgi film açılıyor. Çocuk dalgınca ekrana bakarken, çuvala saman basar gibi kaşık kaşık yemek ağzına basılıyor.
Çocuk ne yapsın? Artık elinden telefonu almak imkansız. İnternette FİNK atan, asosyal, pısırık ve GAMALAK bir varlık olmaktan başka şansı kalmıyor. Sokağa çıkıp düşme, yaralanma, yarasını kendi sarma, yaşamla mücadele etme ve direnme hakkı ellerinden alınmış durumda. Börtü böcek gördüklerinde çığlık atarak kaçacak yer ararlar. Doğa ile iç içe olma şansını yitirdiler, sanal alemden kopamıyorlar…
Yazın torunlarım geldiğinde bahçede hevesle dalından domates, hıyar kopartsınlar diye, onlar gelmeden önce bunları toplamıyorum ki elleriyle koparmanın tadını alsınlar. Evlerine poşetlerle getirilen sebzelerin doğal halini bilsinler istiyorum… Ama nerde…
Bahçeye, bitkilerin arasına girmeye korkarlar; ilk fırsatta beton veya boş alana çıkmak isterler…
Ben bu gariplere, bu yoksullara çoook acıyorum çoook..
BİZ ÇOCUKLUĞUMUZDA ÖZGÜRLÜĞÜ, DOĞAL YAŞAMI ÖZÜMLEYEREK YAŞADIK
Çobanlık yaparak, bağda, bahçede, tarlada çalışarak hem üretime katıldık hem de aile bütçesine destek olduk
Yaşadık işte be... YAŞADIK… Şimdi de o SEVGİ DOLU günlerin anılarıyla yaşıyor, ruhumuzu besliyor ve güçlendiriyoruz…
Edinilmiş olan bilgileri bireyin öz malı durumuna getirmek, özümseme
Not:
Hadi bugün bendensiniz, ekteki fotoğraflarla geçmişe bir yolculuğa çıkın.
Mendilleriniz de yanınızda olsun
Utanmayın, hıçkıra hıçkıra ağlayın, doktor tavsiyesidir...
Açın emniyet süboplarını.
Ben açtım, çok rahatladım
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Dr.Hüseyin Aydıncak
BİZ ÇOCUKLUĞUMUZDA ÖZGÜRLÜĞÜ, DOĞAL YAŞAMI ÖZÜMLEYEREK YAŞADIK
BİZ ÇOCUKLUĞUMUZDA ÖZGÜRLÜĞÜ, DOĞAL YAŞAMI ÖZÜMLEYEREK YAŞADIK
-BİZİM ÇOCUKLUK YILLARIMIZDA çeşit çeşit oyuncaklar yoktu; oyunlarımızı ve oyuncaklarımızı kendi hayal gücümüzle icat ederdik.
Çobanlık yaptığımız zamanlarda, fırsat buldukça kuzularla vakit geçirirdik. Yeni doğan yavruları ekmek torbalarına koyar, akşama dek omuzlarımızda taşırdık. Otlak bir alan bulduğumuzda, sürü etrafa dağılmadan otlarken bizler uzun atlama, yüksek atlama, üç adım atlama, güreş, koşu, büyük taşlarla ağırlık kaldırma, küçüklerle gülle atma, beş taş, bez parçalarından yaptığımız topla yassı taşlardan kurduğumuz kuleleri devirme, ağaç dallarından imal ettiğimiz yay ve oklarla atıcılık, çelik çomak, toprağa çizdiğimiz karelerle dama gibi oyunlar oynardık.
Hatta Şahnahan su kanalının bayırdan aşağı akan kısmının tepesine çıkıp, bugünün aquaparklarındaki su kaydırakları gibi neşeyle kendimizi suya bırakıp kayardık. Başlarda tecrübesizdik; sudan çıktığımızda donumuzun arka kısmını beton kanala kaptırıp kıçımızın açıkta kaldığını fark ettik. Evde yediğimiz dayak ve zılgıtlardan sonra, kayarken kırlardan topladığımız bir kucak üzerlik otunu altımıza serip kaymaya devam ederdik. At veya eşek bulduğumuzda biner, yarışlar yapardık. Köpeklerle birlikte tilki ve tavşan peşinde koştururduk. Kuşların çoğunu tanırdık; ağaçlara tırmanıp yuvalarına çıkar, anne kuşun bizi gagalamasına rağmen yavruları izlerdik. Anneleri yuvadan attığı için ellemezdik, sadece seyreder ve inerdik. Ağaç kargalarının ağaç oymalarını, gökyüzünde süzülen kartalları, su göllerinden çıkardığı solucanları yavrularına yediren leylekleri izlerdik.
Meyvenin ve sebzenin en iyilerini dalından koparıp yerdik. Karpuzu bostanda seçer, bir taşa vurup göbeğini ellerimizle açar, şırası yüzümüze gözümüze sürülse de elbiselerimize aksa da iştahla yerdik. Kocaman ateşler yakar, mısır közler ve buğday feriği pişirirdik. Haaa abiler tayfası kimin bahçesinde, bağında veya tarlasında ne var bilirlerdi. Biz sürüyle ilgilenirken onlar "operasyonlara" giderlerdi. Getirdikleri meyveleri ve sebzeleri harıklardaki suya dökerek doyana kadar yerdik. Çaldıkları şeyler zaten çoğunlukla yabancıların değil, kendi ürünleri olurdu…
-GÜNÜMÜZ ÇOCUKLARINA baktığımda ise üzülüyorum. Tüm çocuklar olmasa da çevremdekilerin sayısız oyuncağı, kıyafeti ve önlerinde envai çeşit yiyeceği var.
Bakıcıları, dadıları, farklı alanlarda öğretmenleri ve koçları mevcut. Oldukça konforlu evlerde yaşıyorlar. Kışın ortasında yırtık ayakkabılarla, yarı çıplak halde okul yolunda titreye titreye yürümediler. Kapıdan servise binip okula gidiyor, okul çıkışı yine kapıya bırakılıyorlar. Ellerindeki dokunmatik telefonlar, tabletler ve bilgisayarlarla internette FİNK atıyorlar.
Kendi torunlarım ve yakınlarımız için annelerine, babalarına; "Yapmayın, etmeyin, bu çocukları sosyal hayattan koparmayın, ellerine erkenden elektronik cihazlar vermeyin; gözleri bozulur, manyetik alanlar beyinlerine ve sağlıklarına zarar verir" dedim ancak sözlerim bir sonuç vermedi… Eskiden çocuk ne bulsa nazlanmadan yerdi. Yemezse veya ağlarsa susturmak için cıngırak sallanırdı. Amannn, şimdi durum nasıl? Çeşit çeşit ek gıdalar veriliyor; sonra esas mamasını yemiyor veya emmiyor diye YouTube'dan bir çizgi film açılıyor. Çocuk dalgınca ekrana bakarken, çuvala saman basar gibi kaşık kaşık yemek ağzına basılıyor.
Çocuk ne yapsın? Artık elinden telefonu almak imkansız. İnternette FİNK atan, asosyal, pısırık ve GAMALAK bir varlık olmaktan başka şansı kalmıyor. Sokağa çıkıp düşme, yaralanma, yarasını kendi sarma, yaşamla mücadele etme ve direnme hakkı ellerinden alınmış durumda. Börtü böcek gördüklerinde çığlık atarak kaçacak yer ararlar. Doğa ile iç içe olma şansını yitirdiler, sanal alemden kopamıyorlar…
Yazın torunlarım geldiğinde bahçede hevesle dalından domates, hıyar kopartsınlar diye, onlar gelmeden önce bunları toplamıyorum ki elleriyle koparmanın tadını alsınlar. Evlerine poşetlerle getirilen sebzelerin doğal halini bilsinler istiyorum… Ama nerde…
Bahçeye, bitkilerin arasına girmeye korkarlar; ilk fırsatta beton veya boş alana çıkmak isterler…
Ben bu gariplere, bu yoksullara çoook acıyorum çoook..
BİZ ÇOCUKLUĞUMUZDA ÖZGÜRLÜĞÜ, DOĞAL YAŞAMI ÖZÜMLEYEREK YAŞADIK
Çobanlık yaparak, bağda, bahçede, tarlada çalışarak hem üretime katıldık hem de aile bütçesine destek olduk
Yaşadık işte be... YAŞADIK… Şimdi de o SEVGİ DOLU günlerin anılarıyla yaşıyor, ruhumuzu besliyor ve güçlendiriyoruz…
Dr-Hüseyin Aydıncak
NOT
GAMALAK
1. Tembel, uyuşuk, yorgun (kimse). 2. Yılgın, korkak.
GURK
Kuluçka (tavuk için).
FİNK
Hiçbir şeye aldırmadan gönlünce gezip eğlenmek
ÖZÜMLEMEK
Edinilmiş olan bilgileri bireyin öz malı durumuna getirmek, özümseme
Not:
Hadi bugün bendensiniz, ekteki fotoğraflarla geçmişe bir yolculuğa çıkın.
Mendilleriniz de yanınızda olsun
Utanmayın, hıçkıra hıçkıra ağlayın, doktor tavsiyesidir...
Açın emniyet süboplarını.
Ben açtım, çok rahatladım