Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

TÜRKİYE EĞİTİM SİSTEMİNİN LAİKLİK SORUNSALI (5)

Yazının Giriş Tarihi: 27.02.2026 11:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 27.02.2026 11:51

1982 ANAYASASI DÖNEMİNDEKİ GELİŞMELER

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’yle, temel eğitim ve ortaöğretim kurumlarında mevcut din bilgisi dersleri ve ahlak dersleri, “din ve ahlak bilgisi dersi” adıyla birleştirildi ve “din ve ahlak bilgisi dersi programı” hazırlandı. Dersin içeriği, “İslam dinini merkez alarak ve Türkiye’de çoğunluğun benimsediği” inanç anlayışına, İslam dininin uygulanan, yorumlanan şekline ve bir inanç grubunun dini ibadetlerine göre düzenlendi. Ders, ibadetlerin öğretildiği faaliyetleriyle öğretimin ötesinde, din eğitimi hizmeti gördü.

Ders hem içerik hem de eğitim öğretim uygulamalarıyla, T.C. Anayasa’nın “din ve vicdan hürriyeti” başlığıyla düzenlenen 24. maddesinin amir hükümleriyle çelişkilidir. Bu durum Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Kararında ve AİHM kararlarında belirtilmiştir. Zira 2000’lı yıllarla birlikte AİHM’in ihlal kararlarının da etkisiyle içeriğe, başta Alevilik olmak üzere farklı inançlarla ilgili ilaveler yapılmıştır.

Cumhuriyetin laik eğitim konusunda ilk düzenlemesi, 03 Mart 1924 tarih ve 429 sayılı Şer’iye ve Evkaf ve Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekaletlerinin İlgasına Dair Kanun’dur. Kanunla hilafet lağveldilmiş, ama yerine Cumhuriyetin makkarında Diyanet işleri Başkanlığı ihdas edilmiştir. DİB kuruluşundan bu yana İslam dininin bir inanç grubuna hizmet etmektedir. Yani Cumhuriyete geçiş sürecinin siyasi aktörleri, gayrimüslim olarak tanımladıkları nüfus dışındakileri, DİB’in temsil ettiği inanç grubunun üyesi olarak görmüşler. Bu bakışın, Osmanlı’nın tüm tebaayı dini kimlikle birleştiren anlayışına uygun olduğu ve bu durumu da devletin değişmezi olarak değerlendirdiği söylenebilir.

İnsanlık tarihinde, eğitim olayı önemli bir yer tutar. Tarihin değişik evrelerinde, adından söz ettiren tüm devlet sistemlerinin öncelikleri arasında, eğitim olayı yer almıştır. Devletler varlıklarını, kuruluşlarının ifadesi olan değerlerini savunacak, geliştirecek, bunu gelecek nesillere aktaracak özellikte yurttaşlarıyla sürdürebilir. Bu nedenle; bu işi başaracak insan unsurunu, eğitim aracılığıyla yetiştirmeyi temel ilke olarak benimsemişler ve eğitim sistemlerini bu amaçla kurgulamışlardır.

Devletin kuruluşunda, din kurumunu merkeze alan anlayış, eğitim sistemine de bu anlayışa uygun görevler tanımlamıştır. Okullarda din eğitimi öğretimi, "Din Dersi" adıyla yer almış ve dersin içeriği bir inanca göre düzenlenmiştir.

Türkiye eğitim tarihinde, önemli ve kalıcı izler bırakan uygulamalar vardır. Hiç kuşkusuz bunların başında özel bir kanunla kurulan ve çok kısa sayılacak bir süre sonra kapatılan Köy Enstitüleri gelir. Eleştirilecek yanlarına rağmen, kapatılışından bu yana gündemdedir. Bunun nedeni; kuruluşta okul programlarında din dersinin olmaması, okul yönetiminde kısmi de olsa demokratik katılımı esas almaları, öğrencilerin kararlarda söz sahibi olmaları, okul yönetimlerinin çevrenin imkanlarına ve ihtiyaçlarına göre seçmeli dersleri belirlemede özerklikleri, o günden bu yana öğretmen yetiştirme sisteminin sürekli değişmesi ve eğitimde bir türlü istikrar sağlanamamasıdır. Sistem bütünü açısından, enstitülerin kapatılması önemli kırılmalardan biridir.

Laiklikle ilgili eğitim sistemindeki önemli kırılmalardan bir diğer düzenleme 11/04/2012 tarih ve 6287 sayılı Kanun’dur. Kanunla 222 sayılı ve 1739 sayılı kanunlar değiştirildi. Zorunlu eğitim süresi 12 yıla çıkarıldı ve 4+4+4 şeklinde 3 kademe olarak formüle edildi. Sistem, siyasi iradenin “kindar ve dindar nesiller yetiştirme” şiarıyla düzenlendi. Kur’an-ı Kerim, Peygamberimizin Hayatı, Temel Dini Bilgiler dersleri ortaokul ve liselerde kanuni seçimlik dersler olarak belirlendi. Uygulamalarda; Diyanet İşleri Başkanlığı ve vakıflar gibi oluşumlarla iş birliği adı altında yapılacak çalışmaların önü açıldı.

Eğitim sisteminde bu düzenlemeyle ortaya çıkan fiili durum; toplumsal mutabakata, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve iç hukuk normlarına uygunluk bakımından tartışılmaya devam edecektir. Okullarda; din işleriyle ilgili kurum ve kuruluş görevlilerinin fiilen eğitimci işlevi görmesi, bu görevlilerin okutacakları derslerin içeriklerinin eğitimde program geliştirme nosyonu olmayanlarca belirlenmesi, eğitim biliminin verileri ve bilgiyi üreten insan yetiştirme anlayışıyla taban tabana zıt uygulamalar olarak kayıtlara geçecektir.

1924 yılındaki ilk düzenlemeden bu yana, eğitim kurumlarındaki din öğretimiyle ilgili uygulamalar ve devlet aklının ayrılmazı olan DİB’in işleyişi bütün olarak değerlendirildiğinde, eğitim sisteminin laiklik sorunsallığının sürekli bir şekilde tartışılmaya devam ettiği görülmektedir.

Günümüzde temel insan haklarından olan eğitim, kamu hizmetidir ve örgün eğitim kurumlarında ve devletin kontrolünde yapılır. Bu nedenle eğitim sistemi tüm toplum kesimlerinin asgari müştereklerini esas almalı, eğitim kurumları da tüm toplum kesimlerinin güvenli alanlarından olmalı. Çünkü, eğitim faaliyetlerinin esası, çocukların yetenekleri doğrultusunda üst düzey gelişimlerinin sağlanmasıdır.

Eğitimin herhangi bir farklılık için araçsallaştırılması, çocuk haklarına müdahaledir ve hakların ihlalidir. Gezegenin geleceği olan çocukların, hayallerini, umudunu, duygu dünyasını sınırlamadır. Kendilerini keşfetmelerinin önünde engeldir. Çünkü duygu dünyası, hayaller, umutlar, yetenekler her insanın kendine özgüdür ve dokunulmaması gereken bireysel alanıdır. Eğitim faaliyetleriyle bu alanların geliştirilmesi için imkanlar ve fırsatlar yaratılmalıdır. Bu nedenle eğitim uygulamaları çocuğun üstün yararını dikkate almalı ve her türlü ideolojik ve dini dayatmadan uzak olmalıdır. Bunu sağlayacak olan laik eğitimdir.

Laik eğitim, dinamik süreçleri kapsayan bir işleyişe sahiptir. Bilimsel verileri esas alarak düzenlenir ve uygulama bu veriler üzerine yürütülürse, çocuğun üstün yararını dikkate alarak işler. Kutsallar ise; görmeden, kontrol etmeden, deney yapmadan, sorgulamadan, araştırılmadan, neden, niçin sorularını sormadan, öncesiz ve sonrasız doğru olduğuna inanılan değerlerdir. Bu anlayışta “gerçek” kavramıyla anlatılanın insanda görünen hali, değişmez doğru olarak bilinenleri tekrardır ve tabiatta olan bitenleri, olay, olgu ve durumları nedenlerini araştırmadan, dimağda kayıtlı dogmatik bilgilerle kabullenmektir. Bu anlayış, özgürce düşünmeye, iradesiyle kararlar almaya ket vurur.

Laiklik düşünce özgürlüğünün, düşünce özgürlüğü demokrasinin teminatıdır. Demokrasi özgürlükler rejimidir ve özgür düşünen insanlardan oluşan toplumlarda hayat bulur. Özgür düşünceye nitelikli eğitimle ulaşılır. Nitelikli eğitim, bireyi ve gelişimini merkeze alır, bilimsel verilere göre işler. Herhangi bir inancın hizmet aracı olmaz. Temel amacı, demokratik değerleri benimsemiş, bilimsel bilgilerle donanımlı, eleştiriye ve öğrenmeye açık, sorgulayan, araştıran, gözlem yapan, dogmaların etkisinde kalmayan, özgür ve analitik düşünebilen insanlar yetiştirmektir. Bunun temel şartı da laiklikten taviz vermeyen, katılımcı demokrasidir.

27 Şubat 2026

Bodrum

Ali Ekber PEKŞEN

Beş (5) bölüm olarak yayınlanan bu yazı dizisinde yararlanılan kaynaklar:

1. Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Kararı 22.07.2022 tarih-31906 Sayılı Resmi Gazete

Başvuru No: 2014/15345 Karar Tarihi: 07/04/2022

2. Milli Eğitim Bakanlığı İnternet sayfası

3. Tayfun Atay, “Parti, Cemaat, Tarikat-2000’ler Türkiye’sinin Dinbaz-Politik Seyir Defteri" Can Yayınları. İstanbul 2017

4. Tanıl Bora, “Hasan Ali Yücel" İletişim Yayınlar. İstanbul 2021. 1. Baskı

5. ERG (Eğitim Reformu Girişimi) “Eğitim İzleme Raporu 2025” https://egitimreformugirisimi.org/.../2025/11/EIR_2025.pdf

6. T.C. Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi

https://www.mevzuat.gov.tr/

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.