Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

ÖTEKİLEŞTİRİLENLER ve ENDİŞELİ HAYATLAR

Yazının Giriş Tarihi: 02.11.2026 22:15
Yazının Güncellenme Tarihi: 02.11.2026 22:15

Gezegenin bazı coğrafyalarında bazı insan toplulukları hayata, futbol teriminin ifadesiyle, 1-0, 2-0, 5-0 mağlup başlar. Ait oldukları toplumsal sınıf, doğdukları yer, etnik köken, inanç gibi doğumla gelen özellik ve aidiyetler nedeniyle başlayan bu mağlubiyet, hayatın hemen her evresinde bir gölge gibi takip eder, ısrarla ve inatla…

Bir kesimin hayata mağlup başladığı fikri kabullenilen coğrafyaların, asli unsur sayılan insanlarının temel özelliği, kendilerini ait oldukları coğrafyanın sınırlarının ifadesi ülkenin sahibi ve ülkeye ad verilmesine esas etnik kimliğin ve dinin mensubu olarak ilan etmeleri ve bunu çok önemli bir kazanım gibi dile getirmeleridir. Bu tutumun hemen her ortamda ve şart altında bariz şekilde dile getirilmesi, farklı kesimleri baskılar ve bu baskının sürekliliği, “güvercin tedirginliğiyle” ifade edilen endişeli hayatlara neden olur.

Farklı etnik köken ve inanç mensuplarını bünyesinde barındıran imparatorluk geçmişi olan, sanayileşmeye ve “milli devlet” projesine çok geç başlamış devletlerde bu durum aleni görülür. Bu devletler adına “yerli ve milli politika” dedikleri faaliyetlerini, asli unsur kabul edilen etnisite ve inanç gruplarının duygularına hitap edecek şekilde organize eder ve ötekileştirilen toplum kesimleri üzerinden üretir. Kuruluşun “esas” unsuru baskın etnik kimlik ve inanç mensuplarının, devlet nezdinde her zaman, her şart altında ve her daim önde olduğu vurgusu tüm uygulamalarda bariz şekilde sergilenir.

Devletin kuruluşunun temel mantığı olan tekçi zihniyet ürünü bu uygulamanın kesintisiz şekilde ve ısrarla sürdürülmesi, zamanla toplumun normali olmaya başlar. Bu normal, ötekilerin kamusal alanda, özellikle yönetim mercilerinde görünürlüğünün azaltılması şeklinde hayat bulur. Bu tercih, asimilasyon politikalarının temelidir ve çoğul sosyolojiye müdahaledir. Bu müdahale süreç içinde, toplumun dokusunda kalıcı hasarlar oluşturur. Çoğul sosyolojiye zarar verir. Farklı toplum kesimleri arasında duygusal kopuşlar yaratır ve kültürel fakirleşmeyi getirir.

İnsan doğduğu coğrafyayı seçemediği gibi, cinsiyetini, anadilini, ten rengini, dinini, etnik kökenini, cinsel tercihlerini de seçemez. Doğuştan getirilen özellikleri nedeniyle insanların ötekileştirilmesi, ayrımcılığa tabi tutulması, tarihin hemen her döneminde yaşanmıştır. Halen yaşanması, gücün temsilcisi zihniyetin ayıbıdır.

Tarihi kayıtlar despot zihniyet sahibi sınıfların, iktidarı paylaşmak istemediklerinin örnekleriyle doludur. Bu tutumlarını rahatlıkla sergilemeleri ve kazanılmış hak olarak gören bir anlayışla uygulamalarına dair bir dolu yaşanmışlık mevcuttur. Çünkü iktidarlarını ayrımcılık üzerine bina etmişlerdir. Bu ayrımcılığın sağladığı imkanları bırakmak, iktidarın nimetlerinden mahrum kalmak istemezler.

Bütün bu yaşananların kaynağı, evrensel kabul gören insani değerlerden nasiplenmeyen, ayrımcılık üzerine hayatlar inşa eden, iktidarını bu ayrımcılıkla sürdüren ve eşit yurttaşlık temelli hayatlarla buluşmak istemeyen zihniyetin hukuk tanımazlığıdır. Hukukun üstünlüğünü esas almayan bu despotluğun ortaya çıkardığı durum ise, insana saygı duymayan geri kalmışlıktır. Bu geri kalmışlık sürekli olarak duygulara hitap eden siyasetle kendisini yeniden üretir.

İktidarını kaybetmek istemeyen tekçi anlayış varlığını ve hukuk tanımazlığını ayrımcılıkla meşrulaştırmaya çalışır. Bu meşruiyeti devlet gücünü sınırsız kullanarak tahkim eder. Gücün tekelci anlayışla kullanılması, sistemin ötekileştirdiği kesimleri dışlamayı hak olarak görür. Hak olarak görülen ve pervasızca sergilenen bu anlayışın, toplumun asli unsurlarınca sahiplenilmesi ve sahiplenmenin toplumsal hafızada kalıcı olması istenir. Bu amaçla, kuruluş felsefesinin aklını oluşturan semboller ve kavramlarla ifade edilen tek taraflı enformasyonda süreklilik sağlanır. Bu durumun devletin merkezinde pirim yapması, asli unsur olarak kabul gören toplum kesimi mensuplarınca her ortamda dile getirilmesinin nedeni olur.

İnanç ve etnik köken farklılıklarıyla kurgulanıp duygulara hitabı önceleyen bu siyasetin sürekliliği, ötekilerin varlığının devamıdır. Zira bu sosyolojik bir gerçektir. Varlığını bu ilkelliğe borçlu olan siyaset anlayışı orta çağ zihniyetinin ürünüdür. Bu zihniyet tekçidir. Her şeyi kontrol edeceği saikiyle hareket eder ve zamanla kontrolden çıkan inanç ve etnik kökene dayalı örgütler olduğu gerçeğiyle yüzleşir. Bunlarla mücadele için, kurumlara güveni sarsacak katı yönetsel uygulamalara yönelir. Bu durum, hukuka devletinin temeli sayılan, normlar hiyerarşisini aşındırır, adaletin sağlanmasıyla ilgili kuşkular yaratır, kurumlara güven sarsar, dayanışmayı yok eder.

İnsanların doğuştan getirdiği ve seçme hakkı olmayan özelliklerinin farklılığı üzerine gelecek inşa eden siyaset tarzı terkedilmelidir. Çağdaş devlet, insan merkezli, evrensel kabul gören hukuk kurallarını benimseyen, eşit yurttaşlık esaslı yönetimle hayat bulur.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.