…. Mevkinden Beydağı’na tırmandığımda dağlarımızın asıl sahipleri Yaban Keçileri ile ikinci kez karşılaşacağımı hiç ummazdım. Geçen sefer …… tarafından çıktığımda ilk defa gördüğüm bu sevimli hayvanları bir daha göreceğim hiç aklıma gelmezdi.
Zirveye az bir mesafe kalmış, adeta nefesim kesilmişti, biraz durup bir kayabaşında dinleneyim, Malatya’mızı seyredeyim dedim.
O da ne!
Yukarıdan kayalar düşmeye başladı üzerime doğru… Birileri beni takip ediyor da suikast mı düzenliyordu! Hani laf aramızda düşmanım da az değildi, FETÖ’cüler, PKK’lılar, darbeciler falan… Korktum. Şeyh Hasan’ın oğlu olmama rağmen korktum!
Ya da acaba inler cinler melekler mi yuvarlıyordu bu kayaları… Başımı kaldırıp korku ve ürpertiyle baktım! Kim olabilirdi? Toz duman içinde birkaç karartı gördüm ama bunlar ne inlere ne de cinlere benziyordu, insan da değillerdi.
Vay! Ne göreyim, bizim tatlı yaban keçileri değil mi?
Allah sizin canınızı almaya emi, avcılar sizi kovalaya emi, dedim içimden, beni nasıl da korkuttunuz.
Korkuttular ama asıl ben onları korkutmuşum. Hâlbuki bilselerdi, ben canımı bile tehlikeye atarak onları korumuştum. Geçen sefer; avcı geçinen ama aslında avcı olmayan vahşiler tarafından vurulmak istenirken nasıl da önlerine atlamıştım cansiperane… Her neyse hakkımı helal ediyorum.
Baktım zirvede bir jimnastikçi gibi hoplaya zıplaya, 90 derece eğimli kayaların arasından uçup gittiler. Kendilerini sevdirmeye bile fırsat vermediler. Arada bir tanesi dönüp bana bakıyordu, düşman mı dost mu diye… Gariplerim gör ne kadar taciz ateşine maruz kaldılar. Hiç birinin hiçbir insana güvenleri kalmamış, şu dağlarda gönüllerince yaşamayı onlara çok görmüşlerdi. Beydağı’nın yaşayan nerdeyse tek canlı varlıklarına dahi tahammül edemeyen vahşiler bu masum hayvanların peşine düşüp ateş etmekten çekinmiyorlardı.
Arkalarından avazım çıktığı kadar bağırdım;
“Hayıııııııııııııııııııııır! Lütfen kaçmayın, durun biraz sizi seveyim, insanların size verdiği zarar için helallik dileyeyim. Korkmayın, elimdeki silah değil, fotoğraf makinesi, hadi ne olursunuz, bana biraz poz verin, hadi keçi kardeşler!”
Yok, inanmadılar bana! Ne de olsa benim sesim insan sesiydi, insan sınıfından hiç kimseye güvenleri kalmamıştı.
Beydağı’nın zirvesinden, arka taraftaki tepelerin arasına doğru, üzgün ve mahzun bakışlarım arasında kaybolup gittiler.
Güle güle keçi kardeşlerim! Umarım bir daha karşılaşır ve sizinle doya doya sohbet etme imkânı bulurum. Güle güle!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Son Haberler
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Dağ keçileri yine karşıma çıktı
Alişan Hayırlı
…. Mevkinden Beydağı’na tırmandığımda dağlarımızın asıl sahipleri Yaban Keçileri ile ikinci kez karşılaşacağımı hiç ummazdım. Geçen sefer …… tarafından çıktığımda ilk defa gördüğüm bu sevimli hayvanları bir daha göreceğim hiç aklıma gelmezdi.
Zirveye az bir mesafe kalmış, adeta nefesim kesilmişti, biraz durup bir kayabaşında dinleneyim, Malatya’mızı seyredeyim dedim.
O da ne!
Yukarıdan kayalar düşmeye başladı üzerime doğru… Birileri beni takip ediyor da suikast mı düzenliyordu! Hani laf aramızda düşmanım da az değildi, FETÖ’cüler, PKK’lılar, darbeciler falan… Korktum. Şeyh Hasan’ın oğlu olmama rağmen korktum!
Ya da acaba inler cinler melekler mi yuvarlıyordu bu kayaları… Başımı kaldırıp korku ve ürpertiyle baktım! Kim olabilirdi? Toz duman içinde birkaç karartı gördüm ama bunlar ne inlere ne de cinlere benziyordu, insan da değillerdi.
Vay! Ne göreyim, bizim tatlı yaban keçileri değil mi?
Allah sizin canınızı almaya emi, avcılar sizi kovalaya emi, dedim içimden, beni nasıl da korkuttunuz.
Korkuttular ama asıl ben onları korkutmuşum. Hâlbuki bilselerdi, ben canımı bile tehlikeye atarak onları korumuştum. Geçen sefer; avcı geçinen ama aslında avcı olmayan vahşiler tarafından vurulmak istenirken nasıl da önlerine atlamıştım cansiperane… Her neyse hakkımı helal ediyorum.
Baktım zirvede bir jimnastikçi gibi hoplaya zıplaya, 90 derece eğimli kayaların arasından uçup gittiler. Kendilerini sevdirmeye bile fırsat vermediler. Arada bir tanesi dönüp bana bakıyordu, düşman mı dost mu diye… Gariplerim gör ne kadar taciz ateşine maruz kaldılar. Hiç birinin hiçbir insana güvenleri kalmamış, şu dağlarda gönüllerince yaşamayı onlara çok görmüşlerdi. Beydağı’nın yaşayan nerdeyse tek canlı varlıklarına dahi tahammül edemeyen vahşiler bu masum hayvanların peşine düşüp ateş etmekten çekinmiyorlardı.
Arkalarından avazım çıktığı kadar bağırdım;
“Hayıııııııııııııııııııııır! Lütfen kaçmayın, durun biraz sizi seveyim, insanların size verdiği zarar için helallik dileyeyim. Korkmayın, elimdeki silah değil, fotoğraf makinesi, hadi ne olursunuz, bana biraz poz verin, hadi keçi kardeşler!”
Yok, inanmadılar bana! Ne de olsa benim sesim insan sesiydi, insan sınıfından hiç kimseye güvenleri kalmamıştı.
Beydağı’nın zirvesinden, arka taraftaki tepelerin arasına doğru, üzgün ve mahzun bakışlarım arasında kaybolup gittiler.
Güle güle keçi kardeşlerim! Umarım bir daha karşılaşır ve sizinle doya doya sohbet etme imkânı bulurum. Güle güle!