deneme bonusu veren siteler canlı casino akademik sofia grandpashabet güncel adres betpark süperbetin giriş betebet bets10 Matadorbet vdcasino tipobet giriş deneme bonusu siteleri deneme bonusu veren siteler

festival

MALATYA’DA GEZİLECEK YERLER

Çevre 07.07.2024 - 13:26, Güncelleme: 08.07.2024 - 05:02
 

MALATYA’DA GEZİLECEK YERLER

Erol Kurhan Malatya'nın Gezilecek Yerlerini Yazdı

  Malatya ve İlçeleri; mesire yeri, doğal güzellikler, tarihi değerler açısından oldukça zengin bir durumdadır. Sıcak yaz günlerinde, en azından serin bir ortamda, doğa ile baş başa zaman geçirebilmek mümkündür. İşte Malatya’nın günü birlik gidilip gelinecek birkaç ilçesindeki sizleri cezbedecek konumlar.   ARGUVAN KIZIK BALIKLI ÇEŞME Malatyamızın her köşesinde bir doğal, bir kültürel veya turistik güzelliğe şahit olmak mümkün. Dünyanın tek Türkü Festivalının düzenlendiği Arguvanımız da da bir yapay göl var ki, görmek için kilometrelerce yol katetmek mümkün. Bu ilginç cazibenin adı Balıklı Çeşme (Kutsal Balıklar Parkı). Balıklı Çeşme ilçe merkezine 10 kilometre mesafedeki Kızık Köyü’nde. Balıklı Çeşmede yaşayan balıklar, Somuncu Baba ve Şanlıurfa’daki balıklar gibi yörede yaşayanlar için kutsallık içeriyor ve iddia ediyorlar ki, bu balıklardan yiyenler ölüyorlar. Ayrıca ölen balıklar için cenaze töreni düzenliyorlar. Balıklar bulaşıkçı balıklar, ver bulaşık kabını birkaç saniyede tertemiz yapsınlar. Bu bir iddia değil, o bölgede yaşayan köylü kadınların ifadesi. Balıklar öylesine temizliyor ki, tüm deterjanlardan temiz oluyor. Balıklar önceleri pınarın oluşturduğu gölette barınırken, şimdilerde daha sonra alt kısma yapılan parktaki yapay bir göletin içinde yaşıyorlar. Kızık Köyü’nde bulunan bu mekân piknik için de uygundur. Doğanın her rengi mevcut. Öylesine güzel manzara ki: adeta cennetten bir köşe. Burada yapılan piknik de özlenilecek nitelikte oluyor ve bağımlılık yapıyor. ARAPGİR Gözden ırak ama  gönüllerin içinde ilçelerinden biridir Arapgir. Doğa ve kültürün iç içe yoğrulduğu ilçenin elit bir hayran kitlesi var. Kanyonları, yaylaları, yaban hayatıyla doğaseverlere, kerpiç konakları ve arkeolojisiyle kültür turizmine  hitap ediyor. Arapgir, Malatya merkezine karayoluyla 114 kilometre uzakta.  Tarihteki ilk adı Daskuza. İlk yerleşimin MÖ 120’ye kadar gittiği tahmin ediliyor. Bulgular, ilçe tarihinin 6-7 bin yıl öncesine kadar var olduğunu işaret ediyor. Bu topraklardan Asur, Med, Roma, Emevi, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıkları geçmiş. Bölgenin en kalabalık yerleşimi olmuş.  son yüz yılda büyük göç vermiş. 19’uncu yüzyıl başındaki 40 bin nüfustan geriye 10 bin kişi kalmış. İlçeyi hakkıyla keşfetmek için en az üç gün gerekiyor. Kanyon geçişine meraklıysanız Arapgir’de olma sürecinizi birkaç güne çıkarmanız gerekmektedir. Arapgirliler, vefalı ve nahif kişilerdir. Bu nedenle ilçede etnik ve dini kimlik gündeme getirilmez.  İlçeye girişte ilk göze çarpan beton binalardır. Dar ara sokaklara girdiğinizde ise çoğu hâlâ kullanılan kerpiç konaklar sizi hemen cezbedecektir. Kent merkezinde yüzlerce tarihi evi eski görünümüne kavuşturan Malatya Koruma Uygulama Bürosu (KUDEB), şimdi de Arapgir’in kerpiç konaklarına el atmış. ISSIZLAŞAN VADİ İlçe sokaklarını gördükten sonra bir taksiye atlayıp merkeze 5 kilometre mesafedeki Eski Arapgir’e gidin. İlçenin tarihsel dönemdeki ilk yerleşim yeri Gözdere Vadisi. Yaklaşık 5 kilometre uzunluğundaki bu yemyeşil vadide nüfus çok azalmış. Halk zamanla bugünkü merkeze taşınmış.  Eski Şehir denilen yerleşim vadinin batı ve doğu yamaçlarında konuşlanmış. Burada yapacağınız 2 - 3 saatlik bir yürüyüşle, bir kısmı eski ihtişamını kısmen de olsa korumayı başarmış eski kerpiç konakları görebilirsiniz. Konaklar geçmişte bölgede önemli bir yaşam kültürü oluşturulduğunun göstergesi. Eski Şehir’in büyük bölümü Osman Paşa Mahallesi. Burada 1824’te yapılan tarihi hamam ilk ziyaret edilecek yer. Bir zamanlar şehrin hamamıyken şimdi neredeyse bitki örtüsüyle kaplanmış. Sonra sırayla Ali Velikzade Çeşmesi ve ardından da Gümrükçü Osman Paşa Camii var. 1824’te inşa edilen caminin medresi günümüze ulaşamamış. Caminin yaklaşık 500 metre kuzeyindeki Ümmü Gülsüm Hatun Çeşmesi (Nalbant Pınarı) bir başka tarihi değer. Kitabesine bakılırsa 1794’te yapılmış. Geçmişte bu alanda nalbantlar bulunurmuş. Yol üzerindeki Ulu Cami de geçmişin önemli değerlerinden. Çok tahrip edilmesine karşın duvarlarının bir kısmı ayakta. Minaresinin başka bir camide kullanıldığı sanılıyor.  Aşağı doğru inerken Hankah, Telli Hamam, Tahta Minareli Cami, Yazılı Mağara, Sarnıç’ı göreceksiniz. En tepedeki Arapgir Kalesi, bahçelerdeki taş köprüleri atlamamak için buraya bir tam gün ayırmak gerekiyor. Eski Şehir, Meydan Köprüsü’nde sona eriyor. Karşı tepedeki Serge Mahallesi de mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Araçla içinde kadar girilebilen mahalledeki evlerin neredeyse tümü kaderine terk edilmiş. MACERA KANYONU Arapgir doğa aktiviteleri açısından cazip bir konuma sahip. 30 civarında yürüyüş rotası bulunuyor. Yaylalarda dağ bisikletiyle uzun gezilere çıkmak mümkün. Maceranın gerçek adresi ise Kayaarası Kanyonu.  Arapgir topraklarını ikiye bölen Kozluk Çayı sayesinde oluşmuş bu kanyon. Yaklaşık 13 kilometrelik parkur kaya tırmanışı tecrübesi olmayanlara, yükseklikten korkanlara uygun değil. Yine de çok zorlu olduğu söylenemez. Kanyonun bir tarafından girilip diğer tarafından çıkılıyor. Her iki tarafta da birkaç kilometrelik doğa yürüyüşü yapılacak alanlar bulunuyor. Meydan köprüsünden yaklaşık 2 kilometre ötedeki bir çardağın bulunduğu Kiraz Pınarı’na kadar küçük doğa yürüyüşleri de yapılabilir. Kiraz Pınarı’ndaki küçük çardağa kadar olan etap herkes için çok uygun. Çardaktan sonra kanyonun kayalık ve tehlikeli kısmı başlıyor. Bu aşamadan sonra rotaya sadece kanyon geçişi tecrübesi olanların girmesi gerekiyor. Geçiş süresi grubun temposuna bağlı. 7 saatte de geçilebilir 15 saatte de. Gruptakilerin teknik kaya becerileri ve kondisyonları bu süreyi belirleyecek olan en önemli etken. Bu kanyonda dolaşırken özellikle sabahın erken saatlerinde çatal boynuzlu dağ keçilerini göreceksiniz.   ONAR KÖYÜ Her köşesi bir zenginliğe ev sahipliği yapan Malatyamızın bu güzel ilçesinin, güzel köyü Onar’ı dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışacağız. Tamamen kültür kokuyor, tamamen tarih kokuyor. Onar Köyü tarihin ilk Cem Evi ve İslam öncesi duvarlarında Türkmenlere ait figürlerin olduğu mağara mezarlar ile yerli ve yabancı turistlerin ve de araştırmacıların ilgisini çekiyor. Onar köyü, tarihi eser bakımından gizli cennet, gizli bir hazine. Daha köyün girişinde kitabeli, kubbeli, kürünlü, örtmeli tarihi köy çeşmesi karşılıyor ziyaretçileri. Onar köyü, bir dağın üzerine yerleşmiş. Malatya İli'ne 105 km, Arapgir İlçesi'ne ise 15 km uzaklıktadır. Malatya-Arapgir karayolunun Arapgir’e 8 km kala güneydoğuya doğru 5 km içerde, sağlam bir zemin üzerine kurulmuştur. Onar Köyü’nün kurucusu, geleneksel Alevi Seyyid Ocakları’ndan birinin temsilcisi ve ocağına bağlı geniş bir talipler ağı bulunan Şeyh Hasan Onar, yaygın adıyla Onar Dede’dir. Tarihsel ve güncel olarak kırsal yerleşmenin tüm özelliklerini taşımakta ve ilkbaharın ilk ayından, sonbaharın son ayına kadar dolup taşan, kışın boşalan Onar Köyü'nün geçmişini uzaktan yakına üç büyük tarihsel evre içinde görmek ve incelemek gerekir. Anadolu Selçuklu Sultanı Alâaddin Keykubat döneminde Onar Zaviyesi yerleşim birimi çerçevesinde vakfedilmiş köyün arazisinde çok uzun süren bu tarihsel evrelerin-çağların neredeyse kesintisiz yaşandığı anlaşılmaktadır. MAĞARA MEZARLAR Yan yana uçurumun kıyısına sıralanmış mağara ve kaya mezarlar, köyün güneydoğusuna bakıyor. Sümela Manastırı’nı andırıyor. Bir yanı uçurum. Kaya mezarların girişleri alçak, girişin üstünde küçük ışıklıklar ve her odacıkta birkaç mezar yeri var. Genellikle sağda, solda ve karşıda olmak üzere yarım ay şeklinde, çift kişilik mezar yerleri. Başlar, iz yapmış gibi, çift kişilik mezarlar. Kenarlarına taşa oyulmuş çiçek motifleri işlenmiş. Koşan, hacimli atlar, develer, savaşçılar, güneş, hangi anlama geldiğini bilemediğim kutucuklar. Müthiş eserler bu mağaralar ve kaya mezarlar. İnsanı hayran bırakan, alıp ta bin yıllar öncesine götüren eşsiz güzellikler bunlar. Kaya mezarların ve mağaraların yer aldığı dağın dibindeki Sekili düzlükte de asırlık dutlar var. Bugüne kadar hakkında yazılanlarda Roma Dönemi olarak bahsedilse de mezarların bulunduğu mağaraların duvarlarında bulunan figürler Türklerin orta Asya’da yaşadıkları yerlerde kullandıkları figürlerle aynı olması araştırmacıları şaşırtıyor. Onar Köyündeki 19’u açık 5’i kapalı olmak üzere 24 mezar adeta geleceğe ışık tutuyor. Duvarlardaki sıralı at, çiçek, güneş, at üzerindeki kişinin elindeki ok gibi motifler Roma veya bir başka medeniyetten ziyade Orta Asya’daki figürlere benziyor.  Durum böyle olunca da Türklerin İslam’ı seçmeden önce de Anadolu’ya geldikleri iddiası kuvvet kazanıyor. Açık ve içine girilebilen kaya mezarlarından en önemlisi, duvarlarında kırmızı aşı boyayla hayvan ve insan resimleri yapılmış “Sandıklı Mağara” adını taşıyan iç içe iki odalı kaya mezarıdır. 1,90 x 1,70 m. ölçülerinde bir ön oda ve bu odanın karşı duvarının sağ çaprazından 0, 65m. genişliğinde ve 0, 25 m. derinliğinde bir kapıyla girilen, 0,80 m. genişliğinde ve 1,60 uzunluğunda arka odadan oluşmaktadır Kaya mezarının ön odasında 1,45 m. ölçülerinde tabana oyulmuş bir ceset-mezar teknesi mevcuttur. Bu kaya mezarı boyutları açısından küçük olmasına rağmen, duvarlarındaki resimleriyle çok büyük önem arz etmektedir.   AKÇADAĞ LEVENT VADİSİ Akçadağ ilçesinde bulunan Levent Vadisi, sadece ülkemizin değil, dünyanın en eski ve en ilginç yerlerinden biridir. 65 Milyon yıl kadar öncesine dayanan kaya oluşumlarının yer aldığı vadide, Neolitik Çağ’dan kalma kalıntılar bulunuyor. Akçadağ ilçesinin Levent Köyünde yer alan vadi, 28 Km uzunluğa sahip  ve bünyesinde son derece ilginç jeolojik oluşumlar, inanılmaz yükseklikte uçurumlar, gezmesi çok keyifli çeşit çeşit mağaralar bulundurmakta. Mağaraların yoğunlaştığı en önemli noktalar İnkaya, Kozalak, Taşköy, Bağköy, Kolköy ve Küçükkürne köyleridir. Bağköy kaya kabartmalarında Roma dönemi izleri görülmekle beraber, bu kalıntılar Genç Hitit dönemi eserleri olarak da bilinmektedir.  Vadi içinde birçok yerde karşılaşılan fosiller analiz edildiğinde bölgenin geçmiş dönemlerde bir denizden ibaret olduğu tahmin edilmektedir. Kış aylarında Levent Vadisi muhteşem bir görüntüye bürünse de insan varlığı açısından sakinleşmekte; yaşam izleri azalmakta. Ancak, yaz aylarında içleri serin olan mağaralarda insanlar yaşamaktadır. Mağaralar kışın da sıcaktır. Yerli yaşayanların uğradığı yerlerdir. Levent Vadisi, hiking (günübirlik doğa yürüyüşü), treking gibi doğa sporları için oldukça elverişli parkurlar içermektedir. Bölgenin bunlar ve benzeri aktiviteler açısından düzenlenerek turizme kazandırılması yönünde önemli adımlar atılmaktadır. Yerel yöneticiler Levent Vadisinin dünya mirası listesine girmeye aday olduğunu belirtmektedirler. Malatya Valiliği tarafından Levent Kanyonu ile başlatılan çalışmalar ile vadinin ve çevresinin hak ettiği kadar değer görmesi, bölgenin tanınması daha çok ziyaret alması hedeflenmektedir. Malatya- Kayseri karayolunu takiben yaklaşık 40-50 Km ilerledikten sonra karşılaşılacak olan Levent Köyü tabelasının yönlendirmeleri ile devam edilmelidir. 1-2 Km kadar köye doğru ilerledikten sonra ikiye ayrılan yol, vadinin altına inilmek isteniyorsa soldan, köye çıkılmak isteniyorsa sağdan takip edilmelidir. Malatya’ya havayolu ile direkt erişim mümkündür. Uçak ile kente ulaştıktan sonra Malatya Havalimanı rent-a-car firmalarından temin edilecek olan araç ile bölgeyi ve Levent Vadisini keşfe çıkmak son derece keyifli bir tercih olarak tavsiye edilmektedir. Malatya yalnız bir isimden ibaret değil. Malatyalının bağlılığı da yalnız isme değil. Dünyanın ilk ticaret merkezinin Arslan Tepe olmasından, ülkeye cumhurbaşkanları başbakanlar yetiştirmesine, Dünyanın kayısı ihtiyacını karşılamasından, yetişen onlarca sanatçısına kadar. Mesire yerlerinden, su kaynaklarına, Karakaya barajına, Hekimhan cevizine, Akçadağ armuduna, Doğanşehir fasulyesine ve benzeri bir çok ürüne, mesela Arapgir üzümünden reyhanına kadar. Her yanı özellikli, doğunun Parisi Malatya’da bu günlerde gündem Levent Vadisi. Levent Vadisi 65 milyon yıl kadar öncesine dayanan kaya oluşumlarından meydana geliyor. Dünyadaki ilginç doğal alanları arasında gösteriliyor. Neolitik çağdan kalma kalıntıların da bulunduğu 28 kilometre uzunluğundaki Levent Vadisi'nde son derece ilginç jeolojik oluşumlar, uçurumlar ve mağaralar yer alıyor. Güneşin doğuşu ile güzel, güneşin batışı ile bir başka güzel olan Levent vadisi, birçok etkinliğe de sahne oluyor. Vadi fotoğrafçıların, modacıların hatta ekstrem sporcuların ilgisini çekiyor. Tarihi ve farklı jeolojik yapısının yanı sıra sarp kayalıkların bulunduğu vadi, dik bir kaya bloğu üzerine çelikten yapılan ve zemini cam olan seyir terasından kuş bakışı izlenebiliyor. Bin 400 rakımda ve vadi tabanından 240 metre yükseklikte bulunan seyir terası, yapıldığı 2012'den bu yana yoğun ilgi görüyor. Seyir terasının etrafındaki bazı mağaralar ve kaya blokları güneş enerjili sistemle aydınlatılıyor. Son zamanlarda özellikle yerli turistlerden yoğun ilgi gören, kurulduğu 2012'den bu yana 1 milyona yakın yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen seyir terasına ilgi her geçen gün artıyor. Bölgenin ana yola yakın olması ziyaretçiler için büyük şans.   SULTANSUYU HARASI Akçadağ ilçesi sınırları içindeki Sultansuyu Harası, Malatya’nın 27 kilometre uzağında Malatya-Kayseri karayolu üzerinde bulunmakta. Orta Asya’dan gelen at sevgimiz nedeniyle Malatya’da gezilmesi ve görülmesi gereken yerlerdendir. 1865 yılında kurulup günümüze kadar sektöre en güzel yarış atları Sultansuyu Harası’nda yetiştirilir. Hara, safkan Arap atlarıyla ünlü olmakla beraber yöre çiftçisine tarım ve hayvancılık alanında destek de sağlamaktadır. Vatandaşlara bir program dahilinde açık olan Sultansuyu Harasında piknik yapmak, at binmek mümkün. CASA ŞEHİTLİĞİ Anıt, 16 Mayıs 2001 tarihinde düşen CN 235 (CASA 235) uçağında şehit olan 34 subay/astsubay ile erbaş/erlerin anısına 30 Eylül 2001 tarihinde uçağın düştüğü yerde inşa edilmiştir. Anıt Park, Malatya Valiliği’nce 2. Ordu Komutanlığı ve Malatya Belediyesi’nin katkılarıyla yapılmış, arazi Şeyho Ertaş tarafından bağışlanmıştır. Şehitlikte yetişen elma ve armutlar oldukça ilginç. Elmanın boyutu zeytin büyüklüğünde ve çok lezzetli. Armutlarda oldukça küçük. Görülmesi, ziyaret edilmesi şehitlerimizi de sevindirecektir. KÖY ENSTİTÜSÜ Akçadağ Köy Enstitüsü, Malatya ve çevre illerdeki köy çocuklarına eğitim vermek amacı ile 1940 yılında kuruldu. Yarışma şartnamesinde belirtilen okul, işlik, ahır, lojman gibi binaların büyük bir kısmı 1940-1946 yılında inşa edildi. Bu dönemde beş sınıf için derslik, atölye, kütüphane mekânları bulunan ayrı ayrı binalar yapılmıştır. 1954 yılında enstitülerin ilköğretmen okuluna dönüşmesi ile enstitü dönemi eğitimine benzer eğitim verildiğinden ahır ve tarımsal ürün depoları dışında diğer binalar özgün biçimde kullanılmıştır. 1965 yılında tüm sınıflar aynı çatı altında toplanarak yeni okul binası ve idari bina, 1975 yılında cami ve spor salonu, 1978 yılında yeni pansiyon binası inşa edilmiştir. Enstitü yerleşkesinde 1965 yılında yapılan ilköğretim binası 1974 yılında Akçadağ Öğretmen Lisesi, 1990 yılından 2015 yılına kadar ise Akçadağ Anadolu Öğretmen Lisesi olarak kullanımı devam etmiştir. Günümüzde terk edilen yerleşkede enstitü dönemine ait okul binaları, atölye, ahır, kümes ve tahıl depoları gibi yeni eğitim sistemi içinde yer almayan binalar terk edilerek doğa ve insan tahribatına maruz bırakılmıştır. DARENDE GÜNPINAR ŞELALESİ Malatya’nın öylesine güzel gezilecek görülecek yerleri var ki, kimileri yaz mevsiminde, kimileri de her mevsimde bir başka güzel oluyor. Bunlardan biri Günpınar Şelalesi. Yazın, doğa ile başbaşa zaman geçirmek isteyen Malatyalılar, çok uzun yola rağmen Günpınar’ı tercih ediyorlar. Günpınar Şelalesi, ülkemizin 243.tabiat parkı olma özelliğine sahip. Yazın piknik yapmak üzere ziyaret edilirken, ilkbahar ve sonbahar aylarında adeta fotoğrafçılara poz veren gelini andırıyor. Hiç her renge bezendiği ilk bahar ve sonbahar da ilgi görmez mi. Görülesi bir doğal güzelliğe ev sahipliği yapan şelale, bu dönemlerde sayısız ziyaretçi ağırlamakta. Şelalenin Darende’ye olan uzaklığı yaklaşık 5 km iken, Malatya il merkezine 110 km. uzaklıkta. Kışın zaman zaman donan şelale, bu mevsimde de ziyaretçilerine görsel ziyafet sunuyor. Yani Şelale her mevsim çevre il ve ilçelerin yanı sıra, turla gelen ziyaretçileri de ağırlıyor. Günpınar Şelalesi 40 m yükseklikten dökülmekte ve ortaya muhteşem bir manzara çıkmakta. Sol tarafında kalan kaynak suyunun kış aylarında donmasıyla tıpkı Pamukkale'ye benzemektedir. Hem bu güzellikleri hem de tabiat parkı ilan edilmesi bölgeye gelen ziyaretçi sayısına olumlu anlamda katkı sağlıyor. Bünyesinde yeme-içme gibi ihtiyaçlarınızı giderebileceğiniz ve sevdiklerinizle dinlenirken manzaranın tadını çıkarabileceğiniz işletmeler bulunmakta. Bölge kesinlikle doğa yürüyüşleri ve doğa fotoğrafçılığı için uygun. Siz de bölge ziyaretiniz sırasında Günpınar Şelalesi'nin yanı sıra Sulu Mağara'yı seyahat planınıza dahil edebilirsiniz.   SOMUNCU BABA Darende İlçesi'nin Zaviye Mahallesi’nde bulunan Somuncu Baba Türbesi, Somuncu Baba Camii ve Balıklı Göl ile bir arada bulunur. Türbenin yapım tarihine ait bilgi bulunmamakla birlikte caminin minaresi 1686 tarihlidir. Caminin ortasında türbe bulunmakta ve onun içerisinde de Cumhuriyet devri ahşap işçiliği ile yapılmış bir sanduka yer almaktadır. Türbeyi içinde muhafaza eden Şeyh Hamit-i Veli Zaviyesi’ne ait olan caminin yıkılması ile yerine bugünkü taş ve ahşap malzemeden inşa edilen cami yapılmıştır. Caminin güney yönünde, bugün kütüphane olarak kullanılan dikdörtgen bir oda vardır. Türbe içinde taş mimarili kabirler bulunmaktadır. Ayrıca caminin bodrum katında, Somuncu Baba Müzesi bulunmaktadır. DOĞANŞEHİR SÜRGÜ BARAJI Malatya ve ilçeleri su açısından oldukça şanslı. Aslında ülkemiz 3 tarafı denizlerle çevrili. 4 denizde kıyıları olan bir ülke. Ama madalyonun tersine bakıldığında, bu denizlerden çok iyi yararlandığımız söylenemez. Çünkü sağlığımız için de olsa gerekli şekilde balık tüketmiyoruz. Karadeniz Bölgesi illeri dışında denizden yeterince yararlandığımızı da göremiyoruz. Denizlerin yanı sıra iç kısımda önemli sularımız bulunuyor. Yeraltı sularımızda önemli miktarda. Mesela Malatya’da 4 metre kazılsa su çıkıyor. Genelde sulamada kullanıyoruz suyu, tarıma daha yatkın olduğumuzdan tercihimiz hep bu yönde oluyor. Gerek kara, gerekse hava yolculuğunda göllerimizin de güzelliği ile ne kadar övünsen az olduğunu anlıyoruz. Tabi bir set yaparak gerçekleşen göllerimiz var. Bu göllerden biri de 1969 yılında tamamlanan Sürgü Baraj gölüdür. Barajın gövde hacmi 1.220.000 m3 olup, akarsu yatağından yüksekliği 55 metredir. 10.098 hektarlık bir alana sulama hizmeti vermektedir. Sürgü Barajı, Malatya ilinde, Sürgü Çayı üzerinde, sulama amacı ile inşa edilmiş bir barajdır. Baraj Malatya-Adıyaman yolu üzerinde Doğanşehir ilçesi Sürgü Mahallesi’nde yer alıyor. Yöre halkı, sulamanın yanı sıra, küçük çapta balıkçılık ve mesire yeri olarak yararlanıyor. TAKAZ Malatya’mız mesire yerleri açısından da oldukça şanslı illerden biridir. Malatya merkeze birkaç dakikalık mesafede doğaya karşı, doğal ürünlerle kahvaltı yapmak, gün boyu orada kalıp, büyük bir mutlulukla akşam Malatya’ya dönmek mümkün. Doğanşehir ilçesinin 14 kilometre güneydoğusunda Sürgü beldesinde bulunan Takaz mesire alanı da mükemmel imkânları nedeniyle, özellikle yaz aylarında Malatyalıların uğrak bir yeri olarak karşımıza çıkıyor. Emin olun ki her Malatyalı Takaz’a gitmiş, doğal güzelliklere kendini bırakmıştır. Yazın gökkuşağındaki renklerin tümünü Takaz’da bulmak mümkün. Bir suyu var ki yazın en sıcak ayında dahi karpuz çatlatacak kadar soğuktur. Malatya’dan her gün yüzlerce konuğunu ağırlayan Takaz çok temiz sularıyla, adeta bir doğal akvaryumdur. En lezzetli alabalık burada yetişir Yöre halkının oldukça rağbet ettiği bir mesire yeridir. Malatya’dan da her gün çok sayıda ziyaretçi, güzelliklerini görmek ve lezzetli alabalıklarından yemek için Takaz(Takas)’a gitmektedir. Malatya’ya 70 kilometre mesafede olan mesire yeri soğuk ve temiz sularıyla doğal bir akvaryum görünümündedir. KARANLIKDERE KANYONU Malatya Doğanşehir ilçesine bağlı Erkenek kasabası sınırları içerisinde bulunan Karanlıkdere Kanyonu ve şelalesi tam bir doğa harikası. Malatya Gölbaşı yolu kuzeyinde  2 bin 324 metre uzunluğundaki kanyonda, mevsimsel yağış şartlarına göre  su debisi ve özellikleri de yansıtan iki şelale bulunuyor. Kimi zaman kayalara çarpa çarpa düşen su, kış aylarında yüzlerce metre uzunluğunda buz kütlesi fotoğrafçılara mükemmel pozlar veriyor. Derin ve dar görünümünde olan kanyon karayoluna paralel olduğundan ilk kez görenler için korkutucu, hem de müthiş bir doğa manzarası olarak hafızalarda yer alıyor. Çevresinde alabalık tesisler ve karayolu tüneli vardır. Tünelin çıkışında tabi kaynak suyunun aktığı bir çeşme bulunuyor ayrıca Erkenekli vatandaşların sahipliğinde etrafta yetişen ürünleri satan manavlar var. Dibi görünmeyen kanyon, yoldan geçerken rahatlıkla görülebilen kayaların arasından 30-40 metre yükseklikten dökülen şelale, Dağların arasından usulca süzülen akarsuyu ve yol ilerledikçe vadinin sonlandığı yerdeki geniş ova gerçekten görülmeye değer güzellikte.   HEKİMHAN GİRMANA KANYONU Doğal güzelliklerin ilk sırasında gelen ve Darende, Akçadağ, Arapgir gibi ilçelerde sözü edilen kanyonlardan biri de Hekimhan’da bulunuyor. Malatya’ya 55 kilometre uzaklıkta bulunan ve son yıllarda yerli yabancı turistlerin rahatça dolaşmalarını sağlayacak askı yürüme parkuru ile kanyon konuklarını 4 mevsim farklı manzaralarla karşılıyor. Gerekli tanıtımının yapılmaması nedeniyle hak ettiği ilgiyi görmeyen Girmana Kanyonunda rafting yapmakta mümkün, fotoğrafçılar için mükemmel doğa sunumu da mümkün. 5 Bin 700 metre uzunluğundaki kanyonda 5 bin metreye yakın yürüyüş parkuru bulunuyor. Girmana Kanyonu 1050 metre rakımlı olup, yürüyüş parkurlarına yapılan seyir balkonlarında doğal güzelliği izlemek mümkün. Bizim yapacağımız bir şey yok ancak, yerel halkın kazanması için Girmanılılar başta olmak üzere, tüm Hekimhanlı yönticilerin ve bürokratların tanıtım konusunda tanıtımlarını yapması gerekiyor. PÜTÜRGE ŞİRO ÇAYI Adına şarkılar, destanlar yazılan Şiro Çayı, Pütürge ilçesinde yer alan bir akarsudur. Şiro Çayı çevresinde büyük bir yerleşim yeri olmadığından şimdilerde ıslah edilip, sebze yetiştiriciliği ve besicilik faaliyetlerine başlamak hedefleniyor. Debisi ve havzası Tohma Çayı'nın yarısı kadar küçüktür, bu nedenle rafting yapacak derecede bol suyu olmamasına rağmen yüzmeye elverişlidir. Kendine özgü hamsi büyüklüğünde lezzetli balığı vardır. Fırat Nehri'nden gelen diğer balıklar da bu çayda yaşar. Aşırı kuraklık ve sulama için Çay'ın kullanılması sonucu, Çay zaman zaman neredeyse dere seviyesine kadar çekilir ama Fırat Nehri'yle vuslatını bunlar engelleyemez. Şİro çayı Pütürgeli ve Doğanyollu hemşehrilerimiz için bir çaydan ötededir,yerel dilde “şüre çayı” diye ifade edilir. Şiro Çayı özlemdir,hasrettir ve vuslatın bir köprüsü olarak yaşamları ile iç içe olan değerler arasındadır. Kimine göre Şiro Çayı çocukluktur, gençliktir, baba evidir, kimine göre gözden süzülen yaştır. Bu gün Şiro çayı desek, her Pütürgelinin mutlaka bir diyeceği vardır. Çay Pütürge’nin dağlarından akan sulardan oluşur ve Fırat Nehrine dökülür.   YEŞİLYURT ÇIRMIKTI Yeşilyurt Malatya’ya 8 kilometre uzaklıkta. Şirin mi şirin bir ilçemizdir. Yeşil alanları, suları ile yaz aylarının cazibe merkezidir. Çok önceleri Çırmıktı, sonra İsmet Paşa, 1957’den itibaren de ismi Yeşilyurt olmuş, Malatya Büyükşehir statüsüne geçince yılların Yeşilyurt’u Çırmıktı Mahallesi olmuştur. Özellikle yazın sıcak günlerinde stresten uzak kalmak isteyenler Yeşilyurt’un yolunu tutarlar. Yeşilyurt Malatya’nın meyve bahçesidir. Mesire yeridir. Kentin gürültüsünden kaçan kişi 10-15 dakika sonra kendini doğanın kucağında bulur. Yakınlığı ve yeşilliği ile Yeşilyurt Malatya için büyük şanstır. O kadar yakın ki 45-50 yıl öncesi orta okul ve lise öğrencileri Malatya’daki okullarına yürüyerek, gelip giderlermiş. Yazın hafta sonları ilçe nüfusu 5’e 10’a katlanır. Yeşilyurt’u kelimelerle anlatmak imkânsız, ancak yaşamak gerekir. Daha önce meyve yetiştirilen birçok bahçe bugün piknik alanı haline getirilmiştir. Kahvaltı bahçelerinden, kendin pişir kendin ye şeklindeki mesire alanlarına onlarca mekân vardır. Yeşilyurt’a bağlı Gündüzbey, Yakınca ve Konak’ta bulunan mesire alanları haftanın 7 günü dolar taşar. Buralarda, doğa ile iç içe, Yeşilyurt’a has tadlara ulaşmak da mümkündür. Kasap, Manav ve Fırınların yeri Yeşilyurt’ta farklıdır. Her gün hummalı bir çalışma sergilerler. Fırınlardan çeşitli et yemekleri mesire alanlarına servis edilir. İlk kez gelenlerin dahi böylesine rahat edebileceği bir başka ilçe yoktur dur sanıyorum. Tabi ki burada en önemli özellik, mesire alanlarının çokluğudur. Ata parkı, İnek pınarı, Kaptaj,  Seyir tepesi, Atılgan parkı, Su sesi, Horata, Pınarbaşı, Kozluk, mesire alanlarından aklıma gelenleridir. Buralarda yemeğinizi yer, çayınızı içerken, kulaklarınızda kuş ve su sesinden başka ses olmaz. Yeşilyurt’ta her meyve yetişir. Sulak bir araziye sahip olunması nedeniyle Üzümün, Şeftalinin, Armudun, Elmanın tadı Yeşilyurt’ta bir başka özelliktedir. Ancak kirazın yeri farklıdır. Bu nedenle her yıl bir Kiraz Festivali düzenlenir. Kirazın hasat dönemi yapılan festival büyük ilgi görür. Yeşilyurt’ta ilk kez mesire alanlarında zaman geçirenlerin, ayrılırken üzüntülü olduklarını görmek mümkündür. Bu gün ilçe merkezindeki en önemli tarihi yapı 1750’ lerde  inşa edilen Camii Kebir’dir. Kölükoğlu, Çalıklı Hacı Halil, Gedik, Molla Kasım ve Hıdırağa  Cami Yeşilyurt’taki diğer camilerdir. Yeşilyurt’un görülmesi gerekens bir başka noktası ise Malatya’nın içme ve sulama suyu ihtiyacını karşılayan  Kaptajdır. Kaptajda 1,5 milyon insana 100 yıllarca yetecek içme suyu vardır.  Hiçbir işleme tabi olmadan doğrudan vatandaşlara dağıtımı yapılmaktadır. Malatya’ın o meşhur suyu budur. Son derece tatlı ve sağlıklıdır. Gayet soğuk olan suda yengeç balık ve kurbağa yaşamamaktadır. Yeşilyurt sınırları içerisindeki Yeşilvadi baraj çalışmaları da hızla devam ediyor. Bittiğinde Malatya’ya büyük değer katacak. Şu an yüzde 65’i tamamlanmış durumda. Hem kent estetiğine katkı verecek. Hem de 6 bin dekar tarım arazisi suya kavuşacak. Kısacası Yeşilyurt yerel ve yabancı turistlerin uğrak yeri olmaya devam edecek.   HORATA Bir korana virüs çıktı gitmek nedir bilmiyor. Sonra deprem fırtınası Ben bunun suni olduğuna inananlardanım. Dünya nüfusunun çok olduğuna inanıp neden böyle bir şey çıkarmasınlar. Bunun panzehirinin de var olduğuna inananlardanım. Yani dünyayı ellerine geçirmek isteyenlerin eksik olmadığını ve yetkili mercilere kadar çıktıklarını sanıyorum. Bunların hepsi elbette tahminden öte değil. İnşallah bu karamsar düşüncelerde yanılan ben olurum. Yine tahmin ediyorum ki yakın bir zaman da yalnız herkes eve demeyecekler, kapı ve pencerelerinizi de açmayın tembihlerinde bulunacaklar. Bekleyip göreceğiz. İnşallah yanılacağım. Gelelim asıl mevzumuza. Güzel hemşehrilerim Malatyamızın diğer illerden bir farklı yönü de, mesire alanlarının yürüyerek gidebilme mesafesinde olması. Gerçekten Malatyamız öyle bir coğrafyanın üzerinde bulunuyor ki, merkezden bir kahve içimi mesafede onlarca mesire alanları var. Dinlenmek, kalabalıktan kaçıp kuş cıvıltıları arasında bir gün geçirmek istiyorsanız, kilometrelerce yola gerek YOK, aracınızla 10 dakika da ulaşacağınız yerler var. Oralarda sabah kahvaltısını, öğlen yemeğini yer, şekerleme yapar ve güzel bir geçirerek, akşama evinizde olabilirsiniz. Hiçbir ilde bu imkan yok. Şehire 3-5 kilometre uzaklıkta Horata gibi bir mesire alanı yok. Yazın sıcağında Horata da suya konulan karpuz çatlamaktadır. Horata’da yeşilin her tonunu görmek mümkündür. Konak Mahallesi’nde bulunan Horata Malatya’ya bir başka ilin bir semtinden daha yakındır ve hepsi 5 kilometre uzaklıktadır. Beydağı’nın eteklerinden çıkan Horata suyunun çevresi Konak’ta güzel bir ortam oluşturur. Özellikle yaz aylarında Malatyalıların akın ettiği Horata’da vatandaşlar durgun, temiz ve soğuk suların yanında dinlenme fırsatı bulabilirler. Baharın ne zaman geldiğini, yazın nasıl geçtiğini anlamadığımız bu ünlerde Horata gibi yerler Malatyalıların serinlediği yerler oluyor.   İSPENDERE İÇMELERİ Malatyamız Turgut Özal Araştırma Hastanesi ve Yeni Devlet Hastanesi ile ve yapılmakta olan hastanelerle bölgenin sağlık merkezi konumunda. Karaciğer nakli için dünyanın dört bir yanından hastaların geldiği Tıp Merkezi’nin yanı sıra Yeni Devlet Hastanesi ise her geçen gün güven veren doktorlarıyla gerçekten Malatya’yı sağlığın cazibe merkezi yapıyor. Bunların yanı sıra birçok ilçesinde şifalı sular kaynıyor. Bunlardan birisi İspendere İçmeleri. Malatya merkeze yakınlığına rağmen yeterli tanıtımı yapılmadığından gerekli ilgiden yoksun kalıyor. Malatya sağlık turizminin önemli bir parçası olan İspendere İçmeleri’ne bir kez gelmek yetiyor çünkü yararları görüldüğünde insanlar için tiryaki haline geliyor. Sağlık Bakanlığı Tıbbi Değerlendirme Kurulu tarafından hazırlanan raporuna göre, İspendere İçmelerinde özelliği bakımından kükürt, bikarbonat ve karışık termomineralli özellikleri bulunuyor. İspendere şifalı suyunun ayrıca ısıtılarak banyo kürü yapılması halinde, romatizmal, eklem ve yumuşak doku hastalıklarında, kronik bel ağrılarında, ortopedik operasyonlar, beyin, sinir cerrahisi sonrasında uzun süre hareketsiz kalınma durumlarında, spor yaralanmalarında, nörolojik rahatsızlıklarda tamamlayıcı tedavi olarak uygulanabilme özelliğine sahip olduğu belirtiliyor. Sağlık Bakanlığı Tıbbi Değerlendirme Kurulu ayrıca suyun bikarbonat içermesi nedeniyle, içilmesiyle mide ve bağırsak hastalıkları ve üriner yolu taş olgularında tamamlayıcı tedavi olarak uygulanabileceğini ifade ediyor. Dağın eteğinden akan su belki ilk içişte tuhaf geliyor ancak belli oluyor ki asil bir su. Diyorlar ki biz bunları şişelere doldurduk eve götürdük, buz gibi yaptık tükettiğimizde dağdaki sudan eser kalmadığını gördük. İlle de yerinde içmek gerekiyormuş. Onu bağrında besleyen dağ iyileşen hastaları görmek istiyor. Bu nedenle eve götürülen su özelliklerini yitiriyor. İl dışından gelen vatandaşların uzun süre konaklayabilecekleri mekanların da bulunduğu alan, yapılan çalışmaların tamamlanması ile bölge Malatya’nın sağlık turizmine ciddi anlamda katkı sunabilecek konumda. Bir tüyo daha, Malatyalıların rağbet etmediği İspendereye Adıyaman ve Elazığ başta olmak üzere komşu illerden binlerce ziyaret edenler oluyormuş. NEMRUT DAĞI M.Ö. 163 ve M.S. 72 yılları arasında, bu bölgede egemenlik kuran Kommagene Krallığı’nın kralı I. Antiochus, atalarına ve tanrılara minnettarlığını göstermek için krallığının en yüksek dağına anıtsal heykeller ve kendi mezarını yaptırmış. Aynı heykellerden 2 grup var. Bir grup heykel güneşin doğuşunu, diğer grup da batışını selamlayacak şekilde yerleştirilmiş. Heykellerin daha çok yerde duran kafaları için heykellerin bundan ibaret olduğu yanılgısına düşebilirsiniz. Aslında kafalar oturur pozisyondaki vücudlara ait ama zamana yenik düşmüşler. Dolayısı ile burayı yaşamanın en güzel yolu gün doğuşunda ya da batışında burada olmak. Özellikle de gün doğuşu bir başka. Gerçekten de efsane güzel. Karanlıkta göz gözü görmezken tepeye çıkıp, kendinize bir yer seçiyorsunuz. Sonra sanki sahnenin perdesi kalkar gibi gün aydınlanıyor ve hiç farkında olmadığınız muhteşem bir manzara ile karşılaşıyorsunuz. Önce önünüzden Nemrut’un hala aktif bir volkan olduğu zamanlardan kalmış, kurumuş lavlar başlıyor. Sonra aşağıda dağın neredeyse her yerinin bir su ile çevrili olduğunu görüyorsunuz. İleride puslu havanın içinden dağ silüetleri beliriyor. Çok derin ve mistik bir huzuru var. Nemrut Dağı’na çıkmak konusunda yapacağımız ilk ve en elzem uyarı, buraya ya gün doğumunda ya da gün batımında çıkmanız olur. Çünkü günün bu iki zamanı, en güzel manzaraların yaşandığı anlar. Işık daha güzel olduğundan çektiğiniz fotoğraflar da daha güzel çıkıyor. Ayrıca doğu terasında olacağınız, bu taraftaki heykellerin vücudları hala ayakta. Gün batımında çıkmayı tercih ederseniz, mutlaka güneşin batışından bir saat önce dağa çıkmaya başlayın ki batışa koştur koştur, ucu ucuna yetişmek durumunda kalmayın. Kendi Yiyecek ve İçeceğinizi Götürün Biz, yanımızda börekler ve bir termos dolusu sıcak çayla çıktık zirveye. Siz de kesinlikle yanınızda kendi çıkınınızla gelin. Çünkü zirvede gün doğumuna veya gün batımına karşı piknik yapmak gibisi yok, zaten açıksanız ya da susanız zirvede herhangi bir tesis yok (tuvalet dahil). Gün batımında burada olacaksanız, Suyu mutlaka ihmal etmeyin. Hangi Mevsim Olursa Olsun, Üstünüze Kalın Bir Şeyler Alın 2150 metre yüksekliğe ulaşan Nemrut Dağı’nın tepesine çıkmak zor değil ama soğuk olabiliyor. Hele ki gün doğumu için gidiyorsanız. Her ne kadar yaz mevsimi de olsa, dağın yukarılarına doğru çıktığınızda hava serinliyor. Bir de rüzgar da çıkarsa (ki çıkıyor) donuyorsunuz. Genellikle insanlar yanlarında battaniye getiriyor. Güneş doğunca hava hızlıca ısınıyor. Zaten genel olarak Nemrut Dağı’na Mayıs ayından sonra çıkılmaya başlanıyor. Çünkü bu aydan önce dağda kar oluyor. O yüzden sonbahar, ilkbahar veya yaz hangi mevsimde çıkacak olursanız olun, mutlaka yanınıza mevsime uygun kalın bir şeyler alın ki soğuk hava keyfinizi gölgelemesin. Gün doğuşuna kıyasla gün batımı daha sıcak olacaktır. Yukarıda sıcaklık da düşük olduğundan yaz da olsa terlik sandalet gibi ayakkabılarla rahat edemezsiniz. Kommagene Krallığı ve I. Antiochus Büyük İskender’in Perslerle olan savaşından galip gelmesi sonucunda, bu bölgenin valisi olan Mithridates’in bağımsızlığını ilan ediyor ve Kommagene Krallığı kuruluyor. Mithridates M.Ö 64 yılında öldüğünde, oğlu I. Antiochus tahta geçiyor. I. Antiochus’un döneminde krallığın en parlak dönemi yaşanıyor. İşte Nemrut’un tepesindeki anıt mezar da işte ona ait. Enteresandır ki burada yattığı biliniyor ancak mezarı henüz keşfedilememiş. İçine girilmesi halinde çöküp, girenlerin mezarı olacak şekilde inşa edilmiş. Mecvut teknolojiye rağmen hala gün yüzüne çıkartılamıyor. Dağda toplam 3 teras bulunuyor. Hepsini dolanmak 20-30 dakikada ama işin içine fotoğraflar girince tabi süreler uzuyor. Nemrut’un simgesi haline gelmiş tanrı heykelleri doğu ve batı teraslarında bulunuyorlar. Ortalarında da çizimde görüldüğü gibi tümülüs bulunuyor. Bugün doğu terası en iyi korunmuş olan. Buradaki tapınaktan geriye pek birşey kalmamış ancak heykellerin vücudları ve kafaları alanda sergileniyor. Büyük taş bloklardan oluşan heykelleri sağdan sola doğru sıralamak gerekirse, Aslan, Kartal, Antiochus, Kommagene, Zeus, Apollon ve Herakles’i görüyoruz. 2002’de tüm bu heykel başları, koptukları gövdelerin önüne yerleştirilmiş ve tek sıra halinde dizilmişler. Aslında zamanında, bu kolosal heykellerin gerçek boyutu 8-9 metrelere kadar varıyormuş. Koruyucu Heykeller: Kartal ve Aslan : Heykellerden Aslan ve Kartal, koruyucu hayvan heykelleri olarak biliniyor. Bunlar tanrılar dizisinin başında ve sonunda ikişerli olarak durur ve onları korurlarmış. Fakat dört koruyucu heykelden sadece tek bir çift günümüze gelebilmiş. Kartal, Kommagene Krallığı’nın gökyüzü hakimiyetini simgeliyor. Kendisi aynı zamanda Zeus’un insanlara buyruklarını ulaştırmasındaki aracı olarak biliniyor. Aslan ise Kommagene Krallığı’nın yeryüzündeki hakimiyetini simgeliyor. Anıtsal Tanrı Heykelleri Kral Antiochos (Sonradan aldığı ismi ile Theos): I. Antiochos, öldükten sonra, yanında olan diğer tanrıların kendi saygınlığını ebedi kılacağına inandığından, kendi heykelini de onların yanına yaptırır. Aslında Antipchos’un başı yapılan ilk keşiflerde bulunmamış. Heykelin baş kısmı, alandaki mıcırların arasında kaldığından ancak 1953 yılında başka bir amaçla yapılan araştırmada keşfedilmiş. Kaide kısmında ise elinde Zeus ve Apollon’da olduğu gibi bir dal demeti taşıdığı görülüyor.   Kommagene: Tanrılar dizisindeki tek kadın tanrı heykeli, bereket tanrıçası Kommagene. Sıra olarak Kral Antiochos ve Zeus arasında konumlanan heykelin baş kısmında bereketi simgeleyen nar ve üzüm motifleri dikkat çekiyor. Aynı şekilde arkasındaki kaide kısmında da kucağında da meyveler var. Aslında Kommagene’nin başı, anıtsal heykellerin keşfinden 1963 yılına kadar ait olduğu yerde kaidesinin üstündeymiş ama 1963’te heykele bir yıldırım düşmüş ve Kommagene’nin başı da diğer heykeller gibi yere düşmüş. Zeus: Tüm tanrıların tanrısı, en yüksek rütbeli tanrı olan Zeus, dizinin en ortasında konumlanıyor. Zaten diğerlerinden daha büyük boyutlarda olması da dikkat çekici. Başında bir Pers tiarası (tacı) takmış şekilde betimlenen Zeus’un çenesi kırık durumda ama aslında sakallı olduğu anlaşılıyor. Kaidesinde ise omzunda bir pelerin olduğu görülüyor. Apollon: Zeus’un oğlu, aynı zamanda aydınlığı ve aklı simgeleyen Apollon da Zeus’tan sonra dizilimdeki yerini alıyor. Babası Zeus’un aksine sakalsız ve daha genç görünen Apollon da elinde bir dal tutuyor. Üzerine bir tunik giymiş şekilde betimlenmiş. Herakles: Dizinin son heykeli, Zeus ve bir fani olan Alkmene’nin oğlu olan Herakles, insanın doğaya karşı olan mücadelesini simgeliyor. Zeus gibi sakalllı tasvir edilen Herakles, elinde bir sopa taşıyor. Tümülüs: Yukarıdaki fotoğraftan tümülüsün büyüklüğü daha iyi anlıyorsunuz. Zirve gibi görünen yer aslında kralın mezarının üzerine 30.000mᶟ kırma taş dökülerek oluşturulan tümülüs. Tanrıların makamı göklere yakın olmak için bölgenin en hakim tepesi olan Nemrut’u seçmişler. Bazı araştırmacılar burada sadece sadece Antiokhus’un babası Mithridates ve birkaç rahibin yattığını da düşünüyor. Eskiden heykellerin birinin ayağında bir tünel olduğu ancak sonradan üzerinin taş ile örtülerek kapatıldığı düşünülüyor. Buradaki eserlerden ilk kez bahseden Alman Mühendis Karl Sester, 1881 yılında Diyarbakır’da yol yapım işlerinde görevliymiş. Sester buranın Asurlular’dan kalmış olduğunu düşünüyormuş. Sester’in verdiği bilgiler ile Kraliyet Akademisi bu bölgeye araştırma yapması için Otto Punchtein liderliğinde bir ekip göndermiş. Bu ekip, buradaki eserler üzerinde uzun bir süre çalıştıktan sonra Otto Punchtein, Yunanca yazılmış olan kitabeyi çözmüş ve buranın Kommagene Krallığı’na ait olduğunu ve kralı I. Antiochus tarafından yaptırıldığını keşfetmiş. Antiochus’un ağzından yazılmış olan kitabe buranın sırrının çözülmesini sağlamış. Aynı zamanda bu kitabede I. Antiochus’un yazılarını da içeriyormuş. Sonraki yıllarda 1953’ten 1980’li yıllara dek süren arkeolojik çalışmalar, Amerika’lı Arkeolog Theresa Goell ve Friedrich Karl Dörner tarafından sürdürülmüş ve bu çalışmalara İstanbul Arkeoloji Müzesinin kurucusu Osman Hamdi Bey ve Alman Mühendis Karl Humann da katılmış. Bu kazılar sonucunda ortaya çıkan taşınabilir eserler çeşitli müzelerde sergilenirken, heykeller ve yazıtlar da Nemrut Dağı’nda ziyaretçilerini bekliyor. Nemrut Dağı, 1987 yılında UNESCO Dünya mirası listesine girmiş. Yani ne malatyanın ne de adıyamanınmış.1989 yılında Milli Park olarak ilan edilmiş ve bölge koruma altına alınmış.   Eğer Nemrut Dağı’na gün doğumunda çıkmaya karar verirseniz, hazır buralara kadar gelmişken, bölgede Kommagene Krallığı’ndan ve Roma İmparatorluğu’ndan kalma diğer yerleri de görmek isteyebilirsiniz. Karakuş Tümülüsü Karakuş Tümülüsü, Nemrut Dağı’na yürüyerek 8 dakika, 750 metre uzaklıkta kalan, Kommagene Krallığı kadınlarına ait bir anıt mezar. Yaklaşık 20 metre yüksekliğindeki tümülüsün üzeride bulunan sütundaki kartal heykelinden dolayı yöre halkı burayı karakuş olarak adlandırmış. Diğer sütunların üzerinde de boğa ve aslan heykelleri varmış ama günümüze sadece boğa heykelinin vücut kısmı gelmiş. Tümülüsün batısında ise Kommagene kralı I. Antiochos’un oğlu Kral II. Mithridates’in, kız kardeşi Laodike ile tokalaşma sahnesini betimleyen bir kabartma var. Sütun üzerindeki yazıttan anıt mezarın, Kral Antiochos’un eşi İsias, kızı Antiochis ve torunu Aka’ya ait olduğu anlaşılıyor. Cendere Köprüsü (Septumus Severus Köprüsü) Karakuş Tümülüsü’nü geçtikten yaklaşık 10 kilometre sonra Sincik-Kocahisar yol ayrımında bulunan ve Cendere Çayı üzerinde yer alan Cendere Köprüsü, Roma Köprüsü veya Septimius Severus Köprüsü, Roma İmparatoru Septimius Severus’un (MS 193-211) emriyle yaptırılmış. Antik Roma mimarisinin muhteşem bir anıtsal örneği olan köprü, toplam 7 metre genişliğinde, 30 metre yüksekliğinde ve 120 metre uzunluğunda. Köprünün en ilginç mimari özelliği ise hiç harç kullanılmadan yapılmış olması. KöprüHer iki tarafından da rampa şeklinde yükselerek orta kısımda birleşmesi, köprüye hem dayanıklılık hem de estetik bir görünüm katıyor. Arsameia Ören Yeri Adıyaman’a 60 kilometre, Nemrut Milli Parkı’na da 10 dakika sürüş mesafesinde olan Arsameia Ören Yeri’ne de gelmişken mutlaka gidin. Kral I. Antiochos kitabelerinde söz edildiğine göre, Arsameia (Nymphaios Arsameia’sı), İ.Ö. 2. yüzyılın başlarında Kommagene Krallığı’nın yazlık başkenti ve idare merkeziymiş. Buraya geldiğinizde, Mitras’ın kabartma stelini, ayin platformu üzerinde Antiochos-Herakles’in tokalaşma stelini ve bunun önünde Anadolu’nun bilinen en büyük Grekçe yazıtını, yazıtın bulunduğu yerden başlayan 158 metre derine inen tüneli görmeden geçmeyin. HAZIRLAYAN: Erol Kurhan
Erol Kurhan Malatya'nın Gezilecek Yerlerini Yazdı

 

Malatya ve İlçeleri; mesire yeri, doğal güzellikler, tarihi değerler açısından oldukça zengin bir durumdadır.

Sıcak yaz günlerinde, en azından serin bir ortamda, doğa ile baş başa zaman geçirebilmek mümkündür.

İşte Malatya’nın günü birlik gidilip gelinecek birkaç ilçesindeki sizleri cezbedecek konumlar.

 

ARGUVAN KIZIK BALIKLI ÇEŞME

Malatyamızın her köşesinde bir doğal, bir kültürel veya turistik güzelliğe şahit olmak mümkün.

Dünyanın tek Türkü Festivalının düzenlendiği Arguvanımız da da bir yapay göl var ki, görmek için kilometrelerce yol katetmek mümkün.

Bu ilginç cazibenin adı Balıklı Çeşme (Kutsal Balıklar Parkı).

Balıklı Çeşme ilçe merkezine 10 kilometre mesafedeki Kızık Köyü’nde.

Balıklı Çeşmede yaşayan balıklar, Somuncu Baba ve Şanlıurfa’daki balıklar gibi yörede yaşayanlar için kutsallık içeriyor ve iddia ediyorlar ki, bu balıklardan yiyenler ölüyorlar. Ayrıca ölen balıklar için cenaze töreni düzenliyorlar.

Balıklar bulaşıkçı balıklar, ver bulaşık kabını birkaç saniyede tertemiz yapsınlar. Bu bir iddia değil, o bölgede yaşayan köylü kadınların ifadesi. Balıklar öylesine temizliyor ki, tüm deterjanlardan temiz oluyor.

Balıklar önceleri pınarın oluşturduğu gölette barınırken, şimdilerde daha sonra alt kısma yapılan parktaki yapay bir göletin içinde yaşıyorlar.

Kızık Köyü’nde bulunan bu mekân piknik için de uygundur. Doğanın her rengi mevcut. Öylesine güzel manzara ki: adeta cennetten bir köşe.

Burada yapılan piknik de özlenilecek nitelikte oluyor ve bağımlılık yapıyor.

ARAPGİR

Gözden ırak ama  gönüllerin içinde ilçelerinden biridir Arapgir.

Doğa ve kültürün iç içe yoğrulduğu ilçenin elit bir hayran kitlesi var.

Kanyonları, yaylaları, yaban hayatıyla doğaseverlere, kerpiç konakları ve arkeolojisiyle kültür turizmine  hitap ediyor.

Arapgir, Malatya merkezine karayoluyla 114 kilometre uzakta.

 Tarihteki ilk adı Daskuza. İlk yerleşimin MÖ 120’ye kadar gittiği tahmin ediliyor. Bulgular, ilçe tarihinin 6-7 bin yıl öncesine kadar var olduğunu işaret ediyor.

Bu topraklardan Asur, Med, Roma, Emevi, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıkları geçmiş. Bölgenin en kalabalık yerleşimi olmuş.  son yüz yılda büyük göç vermiş. 19’uncu yüzyıl başındaki 40 bin nüfustan geriye 10 bin kişi kalmış.

İlçeyi hakkıyla keşfetmek için en az üç gün gerekiyor. Kanyon geçişine meraklıysanız Arapgir’de olma sürecinizi birkaç güne çıkarmanız gerekmektedir.

Arapgirliler, vefalı ve nahif kişilerdir. Bu nedenle ilçede etnik ve dini kimlik gündeme getirilmez. 

İlçeye girişte ilk göze çarpan beton binalardır. Dar ara sokaklara girdiğinizde ise çoğu hâlâ kullanılan kerpiç konaklar sizi hemen cezbedecektir.

Kent merkezinde yüzlerce tarihi evi eski görünümüne kavuşturan Malatya Koruma Uygulama Bürosu (KUDEB), şimdi de Arapgir’in kerpiç konaklarına el atmış.

ISSIZLAŞAN VADİ

İlçe sokaklarını gördükten sonra bir taksiye atlayıp merkeze 5 kilometre mesafedeki Eski Arapgir’e gidin. İlçenin tarihsel dönemdeki ilk yerleşim yeri Gözdere Vadisi.

Yaklaşık 5 kilometre uzunluğundaki bu yemyeşil vadide nüfus çok azalmış. Halk zamanla bugünkü merkeze taşınmış.

 Eski Şehir denilen yerleşim vadinin batı ve doğu yamaçlarında konuşlanmış. Burada yapacağınız 2 - 3 saatlik bir yürüyüşle, bir kısmı eski ihtişamını kısmen de olsa korumayı başarmış eski kerpiç konakları görebilirsiniz.

Konaklar geçmişte bölgede önemli bir yaşam kültürü oluşturulduğunun göstergesi. Eski Şehir’in büyük bölümü Osman Paşa Mahallesi. Burada 1824’te yapılan tarihi hamam ilk ziyaret edilecek yer. Bir zamanlar şehrin hamamıyken şimdi neredeyse bitki örtüsüyle kaplanmış.

Sonra sırayla Ali Velikzade Çeşmesi ve ardından da Gümrükçü Osman Paşa Camii var. 1824’te inşa edilen caminin medresi günümüze ulaşamamış. Caminin yaklaşık 500 metre kuzeyindeki Ümmü Gülsüm Hatun Çeşmesi (Nalbant Pınarı) bir başka tarihi değer. Kitabesine bakılırsa 1794’te yapılmış. Geçmişte bu alanda nalbantlar bulunurmuş. Yol üzerindeki Ulu Cami de geçmişin önemli değerlerinden. Çok tahrip edilmesine karşın duvarlarının bir kısmı ayakta. Minaresinin başka bir camide kullanıldığı sanılıyor.

 Aşağı doğru inerken Hankah, Telli Hamam, Tahta Minareli Cami, Yazılı Mağara, Sarnıç’ı göreceksiniz. En tepedeki Arapgir Kalesi, bahçelerdeki taş köprüleri atlamamak için buraya bir tam gün ayırmak gerekiyor.

Eski Şehir, Meydan Köprüsü’nde sona eriyor. Karşı tepedeki Serge Mahallesi de mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Araçla içinde kadar girilebilen mahalledeki evlerin neredeyse tümü kaderine terk edilmiş.

MACERA KANYONU

Arapgir doğa aktiviteleri açısından cazip bir konuma sahip.

30 civarında yürüyüş rotası bulunuyor. Yaylalarda dağ bisikletiyle uzun gezilere çıkmak mümkün. Maceranın gerçek adresi ise Kayaarası Kanyonu.

 Arapgir topraklarını ikiye bölen Kozluk Çayı sayesinde oluşmuş bu kanyon. Yaklaşık 13 kilometrelik parkur kaya tırmanışı tecrübesi olmayanlara, yükseklikten korkanlara uygun değil. Yine de çok zorlu olduğu söylenemez.

Kanyonun bir tarafından girilip diğer tarafından çıkılıyor. Her iki tarafta da birkaç kilometrelik doğa yürüyüşü yapılacak alanlar bulunuyor.

Meydan köprüsünden yaklaşık 2 kilometre ötedeki bir çardağın bulunduğu Kiraz Pınarı’na kadar küçük doğa yürüyüşleri de yapılabilir. Kiraz Pınarı’ndaki küçük çardağa kadar olan etap herkes için çok uygun.

Çardaktan sonra kanyonun kayalık ve tehlikeli kısmı başlıyor. Bu aşamadan sonra rotaya sadece kanyon geçişi tecrübesi olanların girmesi gerekiyor. Geçiş süresi grubun temposuna bağlı. 7 saatte de geçilebilir 15 saatte de. Gruptakilerin teknik kaya becerileri ve kondisyonları bu süreyi belirleyecek olan en önemli etken. Bu kanyonda dolaşırken özellikle sabahın erken saatlerinde çatal boynuzlu dağ keçilerini göreceksiniz.

 

ONAR KÖYÜ

Her köşesi bir zenginliğe ev sahipliği yapan Malatyamızın bu güzel ilçesinin, güzel köyü Onar’ı dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışacağız.

Tamamen kültür kokuyor, tamamen tarih kokuyor.

Onar Köyü tarihin ilk Cem Evi ve İslam öncesi duvarlarında Türkmenlere ait figürlerin olduğu mağara mezarlar ile yerli ve yabancı turistlerin ve de araştırmacıların ilgisini çekiyor.

Onar köyü, tarihi eser bakımından gizli cennet, gizli bir hazine. Daha köyün girişinde kitabeli, kubbeli, kürünlü, örtmeli tarihi köy çeşmesi karşılıyor ziyaretçileri.

Onar köyü, bir dağın üzerine yerleşmiş. Malatya İli'ne 105 km, Arapgir İlçesi'ne ise 15 km uzaklıktadır. Malatya-Arapgir karayolunun Arapgir’e 8 km kala güneydoğuya doğru 5 km içerde, sağlam bir zemin üzerine kurulmuştur.

Onar Köyü’nün kurucusu, geleneksel Alevi Seyyid Ocakları’ndan birinin temsilcisi ve ocağına bağlı geniş bir talipler ağı bulunan Şeyh Hasan Onar, yaygın adıyla Onar Dede’dir.

Tarihsel ve güncel olarak kırsal yerleşmenin tüm özelliklerini taşımakta ve ilkbaharın ilk ayından, sonbaharın son ayına kadar dolup taşan, kışın boşalan Onar Köyü'nün geçmişini uzaktan yakına üç büyük tarihsel evre içinde görmek ve incelemek gerekir. Anadolu Selçuklu Sultanı Alâaddin Keykubat döneminde Onar Zaviyesi yerleşim birimi çerçevesinde vakfedilmiş köyün arazisinde çok uzun süren bu tarihsel evrelerin-çağların neredeyse kesintisiz yaşandığı anlaşılmaktadır.

MAĞARA MEZARLAR

Yan yana uçurumun kıyısına sıralanmış mağara ve kaya mezarlar, köyün güneydoğusuna bakıyor. Sümela Manastırı’nı andırıyor. Bir yanı uçurum. Kaya mezarların girişleri alçak, girişin üstünde küçük ışıklıklar ve her odacıkta birkaç mezar yeri var. Genellikle sağda, solda ve karşıda olmak üzere yarım ay şeklinde, çift kişilik mezar yerleri. Başlar, iz yapmış gibi, çift kişilik mezarlar. Kenarlarına taşa oyulmuş çiçek motifleri işlenmiş. Koşan, hacimli atlar, develer, savaşçılar, güneş, hangi anlama geldiğini bilemediğim kutucuklar. Müthiş eserler bu mağaralar ve kaya mezarlar. İnsanı hayran bırakan, alıp ta bin yıllar öncesine götüren eşsiz güzellikler bunlar. Kaya mezarların ve mağaraların yer aldığı dağın dibindeki Sekili düzlükte de asırlık dutlar var.

Bugüne kadar hakkında yazılanlarda Roma Dönemi olarak bahsedilse de mezarların bulunduğu mağaraların duvarlarında bulunan figürler Türklerin orta Asya’da yaşadıkları yerlerde kullandıkları figürlerle aynı olması araştırmacıları şaşırtıyor.

Onar Köyündeki 19’u açık 5’i kapalı olmak üzere 24 mezar adeta geleceğe ışık tutuyor. Duvarlardaki sıralı at, çiçek, güneş, at üzerindeki kişinin elindeki ok gibi motifler Roma veya bir başka medeniyetten ziyade Orta Asya’daki figürlere benziyor.  Durum böyle olunca da Türklerin İslam’ı seçmeden önce de Anadolu’ya geldikleri iddiası kuvvet kazanıyor.

Açık ve içine girilebilen kaya mezarlarından en önemlisi, duvarlarında kırmızı aşı boyayla hayvan ve insan resimleri yapılmış “Sandıklı Mağara” adını taşıyan iç içe iki odalı kaya mezarıdır. 1,90 x 1,70 m. ölçülerinde bir ön oda ve bu odanın karşı duvarının sağ çaprazından 0, 65m. genişliğinde ve 0, 25 m. derinliğinde bir kapıyla girilen, 0,80 m. genişliğinde ve 1,60 uzunluğunda arka odadan oluşmaktadır Kaya mezarının ön odasında 1,45 m. ölçülerinde tabana oyulmuş bir ceset-mezar teknesi mevcuttur. Bu kaya mezarı boyutları açısından küçük olmasına rağmen, duvarlarındaki resimleriyle çok büyük önem arz etmektedir.

 

AKÇADAĞ

LEVENT VADİSİ

Akçadağ ilçesinde bulunan Levent Vadisi, sadece ülkemizin değil, dünyanın en eski ve en ilginç yerlerinden biridir.

65 Milyon yıl kadar öncesine dayanan kaya oluşumlarının yer aldığı vadide, Neolitik Çağ’dan kalma kalıntılar bulunuyor.

Akçadağ ilçesinin Levent Köyünde yer alan vadi, 28 Km uzunluğa sahip  ve bünyesinde son derece ilginç jeolojik oluşumlar, inanılmaz yükseklikte uçurumlar, gezmesi çok keyifli çeşit çeşit mağaralar bulundurmakta.

Mağaraların yoğunlaştığı en önemli noktalar İnkaya, Kozalak, Taşköy, Bağköy, Kolköy ve Küçükkürne köyleridir.

Bağköy kaya kabartmalarında Roma dönemi izleri görülmekle beraber, bu kalıntılar Genç Hitit dönemi eserleri olarak da bilinmektedir.  Vadi içinde birçok yerde karşılaşılan fosiller analiz edildiğinde bölgenin geçmiş dönemlerde bir denizden ibaret olduğu tahmin edilmektedir.

Kış aylarında Levent Vadisi muhteşem bir görüntüye bürünse de insan varlığı açısından sakinleşmekte; yaşam izleri azalmakta. Ancak, yaz aylarında içleri serin olan mağaralarda insanlar yaşamaktadır. Mağaralar kışın da sıcaktır. Yerli yaşayanların uğradığı yerlerdir.

Levent Vadisi, hiking (günübirlik doğa yürüyüşü), treking gibi doğa sporları için oldukça elverişli parkurlar içermektedir. Bölgenin bunlar ve benzeri aktiviteler açısından düzenlenerek turizme kazandırılması yönünde önemli adımlar atılmaktadır. Yerel yöneticiler Levent Vadisinin dünya mirası listesine girmeye aday olduğunu belirtmektedirler. Malatya Valiliği tarafından Levent Kanyonu ile başlatılan çalışmalar ile vadinin ve çevresinin hak ettiği kadar değer görmesi, bölgenin tanınması daha çok ziyaret alması hedeflenmektedir.

Malatya- Kayseri karayolunu takiben yaklaşık 40-50 Km ilerledikten sonra karşılaşılacak olan Levent Köyü tabelasının yönlendirmeleri ile devam edilmelidir. 1-2 Km kadar köye doğru ilerledikten sonra ikiye ayrılan yol, vadinin altına inilmek isteniyorsa soldan, köye çıkılmak isteniyorsa sağdan takip edilmelidir.

Malatya’ya havayolu ile direkt erişim mümkündür. Uçak ile kente ulaştıktan sonra Malatya Havalimanı rent-a-car firmalarından temin edilecek olan araç ile bölgeyi ve Levent Vadisini keşfe çıkmak son derece keyifli bir tercih olarak tavsiye edilmektedir.

Malatya yalnız bir isimden ibaret değil. Malatyalının bağlılığı da yalnız isme değil.

Dünyanın ilk ticaret merkezinin Arslan Tepe olmasından, ülkeye cumhurbaşkanları başbakanlar yetiştirmesine, Dünyanın kayısı ihtiyacını karşılamasından, yetişen onlarca sanatçısına kadar.

Mesire yerlerinden, su kaynaklarına, Karakaya barajına, Hekimhan cevizine, Akçadağ armuduna, Doğanşehir fasulyesine ve benzeri bir çok ürüne, mesela Arapgir üzümünden reyhanına kadar.

Her yanı özellikli, doğunun Parisi Malatya’da bu günlerde gündem Levent Vadisi.

Levent Vadisi 65 milyon yıl kadar öncesine dayanan kaya oluşumlarından meydana geliyor.

Dünyadaki ilginç doğal alanları arasında gösteriliyor. Neolitik çağdan kalma kalıntıların da bulunduğu 28 kilometre uzunluğundaki Levent Vadisi'nde son derece ilginç jeolojik oluşumlar, uçurumlar ve mağaralar yer alıyor.

Güneşin doğuşu ile güzel, güneşin batışı ile bir başka güzel olan Levent vadisi, birçok etkinliğe de sahne oluyor. Vadi fotoğrafçıların, modacıların hatta ekstrem sporcuların ilgisini çekiyor.

Tarihi ve farklı jeolojik yapısının yanı sıra sarp kayalıkların bulunduğu vadi, dik bir kaya bloğu üzerine çelikten yapılan ve zemini cam olan seyir terasından kuş bakışı izlenebiliyor.

Bin 400 rakımda ve vadi tabanından 240 metre yükseklikte bulunan seyir terası, yapıldığı 2012'den bu yana yoğun ilgi görüyor. Seyir terasının etrafındaki bazı mağaralar ve kaya blokları güneş enerjili sistemle aydınlatılıyor.

Son zamanlarda özellikle yerli turistlerden yoğun ilgi gören, kurulduğu 2012'den bu yana 1 milyona yakın yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen seyir terasına ilgi her geçen gün artıyor.

Bölgenin ana yola yakın olması ziyaretçiler için büyük şans.

 

SULTANSUYU HARASI

Akçadağ ilçesi sınırları içindeki Sultansuyu Harası, Malatya’nın 27 kilometre uzağında Malatya-Kayseri karayolu üzerinde bulunmakta.

Orta Asya’dan gelen at sevgimiz nedeniyle Malatya’da gezilmesi ve görülmesi gereken yerlerdendir.

1865 yılında kurulup günümüze kadar sektöre en güzel yarış atları Sultansuyu Harası’nda yetiştirilir.

Hara, safkan Arap atlarıyla ünlü olmakla beraber yöre çiftçisine tarım ve hayvancılık alanında destek de sağlamaktadır.

Vatandaşlara bir program dahilinde açık olan Sultansuyu Harasında piknik yapmak, at binmek mümkün.

CASA ŞEHİTLİĞİ

Anıt, 16 Mayıs 2001 tarihinde düşen CN 235 (CASA 235) uçağında şehit olan 34 subay/astsubay ile erbaş/erlerin anısına 30 Eylül 2001 tarihinde uçağın düştüğü yerde inşa edilmiştir. Anıt Park, Malatya Valiliği’nce 2. Ordu Komutanlığı ve Malatya Belediyesi’nin katkılarıyla yapılmış, arazi Şeyho Ertaş tarafından bağışlanmıştır.

Şehitlikte yetişen elma ve armutlar oldukça ilginç. Elmanın boyutu zeytin büyüklüğünde ve çok lezzetli. Armutlarda oldukça küçük. Görülmesi, ziyaret edilmesi şehitlerimizi de sevindirecektir.

KÖY ENSTİTÜSÜ

Akçadağ Köy Enstitüsü, Malatya ve çevre illerdeki köy çocuklarına eğitim vermek amacı ile 1940 yılında kuruldu. Yarışma şartnamesinde belirtilen okul, işlik, ahır, lojman gibi binaların büyük bir kısmı 1940-1946 yılında inşa edildi.

Bu dönemde beş sınıf için derslik, atölye, kütüphane mekânları bulunan ayrı ayrı binalar yapılmıştır. 1954 yılında enstitülerin ilköğretmen okuluna dönüşmesi ile enstitü dönemi eğitimine benzer eğitim verildiğinden ahır ve tarımsal ürün depoları dışında diğer binalar özgün biçimde kullanılmıştır. 1965 yılında tüm sınıflar aynı çatı altında toplanarak yeni okul binası ve idari bina, 1975 yılında cami ve spor salonu, 1978 yılında yeni pansiyon binası inşa edilmiştir. Enstitü yerleşkesinde 1965 yılında yapılan ilköğretim binası 1974 yılında Akçadağ Öğretmen Lisesi, 1990 yılından 2015 yılına kadar ise Akçadağ Anadolu Öğretmen Lisesi olarak kullanımı devam etmiştir. Günümüzde terk edilen yerleşkede enstitü dönemine ait okul binaları, atölye, ahır, kümes ve tahıl depoları gibi yeni eğitim sistemi içinde yer almayan binalar terk edilerek doğa ve insan tahribatına maruz bırakılmıştır.

DARENDE GÜNPINAR ŞELALESİ

Malatya’nın öylesine güzel gezilecek görülecek yerleri var ki, kimileri yaz mevsiminde, kimileri de her mevsimde bir başka güzel oluyor.

Bunlardan biri Günpınar Şelalesi.

Yazın, doğa ile başbaşa zaman geçirmek isteyen Malatyalılar, çok uzun yola rağmen Günpınar’ı tercih ediyorlar.

Günpınar Şelalesi, ülkemizin 243.tabiat parkı olma özelliğine sahip.

Yazın piknik yapmak üzere ziyaret edilirken, ilkbahar ve sonbahar aylarında adeta fotoğrafçılara poz veren gelini andırıyor. Hiç her renge bezendiği ilk bahar ve sonbahar da ilgi görmez mi.

Görülesi bir doğal güzelliğe ev sahipliği yapan şelale, bu dönemlerde sayısız ziyaretçi ağırlamakta. Şelalenin Darende’ye olan uzaklığı yaklaşık 5 km iken, Malatya il merkezine 110 km. uzaklıkta.

Kışın zaman zaman donan şelale, bu mevsimde de ziyaretçilerine görsel ziyafet sunuyor.

Yani Şelale her mevsim çevre il ve ilçelerin yanı sıra, turla gelen ziyaretçileri de ağırlıyor.

Günpınar Şelalesi 40 m yükseklikten dökülmekte ve ortaya muhteşem bir manzara çıkmakta. Sol tarafında kalan kaynak suyunun kış aylarında donmasıyla tıpkı Pamukkale'ye benzemektedir. Hem bu güzellikleri hem de tabiat parkı ilan edilmesi bölgeye gelen ziyaretçi sayısına olumlu anlamda katkı sağlıyor.

Bünyesinde yeme-içme gibi ihtiyaçlarınızı giderebileceğiniz ve sevdiklerinizle dinlenirken manzaranın tadını çıkarabileceğiniz işletmeler bulunmakta. Bölge kesinlikle doğa yürüyüşleri ve doğa fotoğrafçılığı için uygun.

Siz de bölge ziyaretiniz sırasında Günpınar Şelalesi'nin yanı sıra Sulu Mağara'yı seyahat planınıza dahil edebilirsiniz.

 

SOMUNCU BABA

Darende İlçesi'nin Zaviye Mahallesi’nde bulunan Somuncu Baba TürbesiSomuncu Baba Camii ve Balıklı Göl ile bir arada bulunur. Türbenin yapım tarihine ait bilgi bulunmamakla birlikte caminin minaresi 1686 tarihlidir. Caminin ortasında türbe bulunmakta ve onun içerisinde de Cumhuriyet devri ahşap işçiliği ile yapılmış bir sanduka yer almaktadır.

Türbeyi içinde muhafaza eden Şeyh Hamit-i Veli Zaviyesi’ne ait olan caminin yıkılması ile yerine bugünkü taş ve ahşap malzemeden inşa edilen cami yapılmıştır. Caminin güney yönünde, bugün kütüphane olarak kullanılan dikdörtgen bir oda vardır. Türbe içinde taş mimarili kabirler bulunmaktadır. Ayrıca caminin bodrum katında, Somuncu Baba Müzesi bulunmaktadır.

DOĞANŞEHİR SÜRGÜ BARAJI

Malatya ve ilçeleri su açısından oldukça şanslı. Aslında ülkemiz 3 tarafı denizlerle çevrili. 4 denizde kıyıları olan bir ülke.

Ama madalyonun tersine bakıldığında, bu denizlerden çok iyi yararlandığımız söylenemez. Çünkü sağlığımız için de olsa gerekli şekilde balık tüketmiyoruz. Karadeniz Bölgesi illeri dışında denizden yeterince yararlandığımızı da göremiyoruz.

Denizlerin yanı sıra iç kısımda önemli sularımız bulunuyor. Yeraltı sularımızda önemli miktarda. Mesela Malatya’da 4 metre kazılsa su çıkıyor.

Genelde sulamada kullanıyoruz suyu, tarıma daha yatkın olduğumuzdan tercihimiz hep bu yönde oluyor.

Gerek kara, gerekse hava yolculuğunda göllerimizin de güzelliği ile ne kadar övünsen az olduğunu anlıyoruz.

Tabi bir set yaparak gerçekleşen göllerimiz var. Bu göllerden biri de 1969 yılında tamamlanan Sürgü Baraj gölüdür. Barajın gövde hacmi 1.220.000 m3 olup, akarsu yatağından yüksekliği 55 metredir. 10.098 hektarlık bir alana sulama hizmeti vermektedir.

Sürgü Barajı, Malatya ilinde, Sürgü Çayı üzerinde, sulama amacı ile inşa edilmiş bir barajdır. Baraj Malatya-Adıyaman yolu üzerinde Doğanşehir ilçesi Sürgü Mahallesi’nde yer alıyor.

Yöre halkı, sulamanın yanı sıra, küçük çapta balıkçılık ve mesire yeri olarak yararlanıyor.

TAKAZ

Malatya’mız mesire yerleri açısından da oldukça şanslı illerden biridir.

Malatya merkeze birkaç dakikalık mesafede doğaya karşı, doğal ürünlerle kahvaltı yapmak, gün boyu orada kalıp, büyük bir mutlulukla akşam Malatya’ya dönmek mümkün.

Doğanşehir ilçesinin 14 kilometre güneydoğusunda Sürgü beldesinde bulunan Takaz mesire alanı da mükemmel imkânları nedeniyle, özellikle yaz aylarında Malatyalıların uğrak bir yeri olarak karşımıza çıkıyor.

Emin olun ki her Malatyalı Takaz’a gitmiş, doğal güzelliklere kendini bırakmıştır. Yazın gökkuşağındaki renklerin tümünü Takaz’da bulmak mümkün.

Bir suyu var ki yazın en sıcak ayında dahi karpuz çatlatacak kadar soğuktur.

Malatya’dan her gün yüzlerce konuğunu ağırlayan Takaz çok temiz sularıyla, adeta bir doğal akvaryumdur. En lezzetli alabalık burada yetişir

Yöre halkının oldukça rağbet ettiği bir mesire yeridir. Malatya’dan da her gün çok sayıda ziyaretçi, güzelliklerini görmek ve lezzetli alabalıklarından yemek için Takaz(Takas)’a gitmektedir. Malatya’ya 70 kilometre mesafede olan mesire yeri soğuk ve temiz sularıyla doğal bir akvaryum görünümündedir.

KARANLIKDERE KANYONU

Malatya Doğanşehir ilçesine bağlı Erkenek kasabası sınırları içerisinde bulunan Karanlıkdere Kanyonu ve şelalesi tam bir doğa harikası.

Malatya Gölbaşı yolu kuzeyinde  2 bin 324 metre uzunluğundaki kanyonda, mevsimsel yağış şartlarına göre  su debisi ve özellikleri de yansıtan iki şelale bulunuyor.

Kimi zaman kayalara çarpa çarpa düşen su, kış aylarında yüzlerce metre uzunluğunda buz kütlesi fotoğrafçılara mükemmel pozlar veriyor.

Derin ve dar görünümünde olan kanyon karayoluna paralel olduğundan ilk kez görenler için korkutucu, hem de müthiş bir doğa manzarası olarak hafızalarda yer alıyor.

Çevresinde alabalık tesisler ve karayolu tüneli vardır. Tünelin çıkışında tabi kaynak suyunun aktığı bir çeşme bulunuyor ayrıca Erkenekli vatandaşların sahipliğinde etrafta yetişen ürünleri satan manavlar var.
Dibi görünmeyen kanyon, yoldan geçerken rahatlıkla görülebilen kayaların arasından 30-40 metre yükseklikten dökülen şelale, Dağların arasından usulca süzülen akarsuyu ve yol ilerledikçe vadinin sonlandığı yerdeki geniş ova gerçekten görülmeye değer güzellikte.

 

HEKİMHAN GİRMANA KANYONU

Doğal güzelliklerin ilk sırasında gelen ve Darende, Akçadağ, Arapgir gibi ilçelerde sözü edilen kanyonlardan biri de Hekimhan’da bulunuyor.

Malatya’ya 55 kilometre uzaklıkta bulunan ve son yıllarda yerli yabancı turistlerin rahatça dolaşmalarını sağlayacak askı yürüme parkuru ile kanyon konuklarını 4 mevsim farklı manzaralarla karşılıyor.

Gerekli tanıtımının yapılmaması nedeniyle hak ettiği ilgiyi görmeyen Girmana Kanyonunda rafting yapmakta mümkün, fotoğrafçılar için mükemmel doğa sunumu da mümkün.

5 Bin 700 metre uzunluğundaki kanyonda 5 bin metreye yakın yürüyüş parkuru bulunuyor.

Girmana Kanyonu 1050 metre rakımlı olup, yürüyüş parkurlarına yapılan seyir balkonlarında doğal güzelliği izlemek mümkün.

Bizim yapacağımız bir şey yok ancak, yerel halkın kazanması için Girmanılılar başta olmak üzere, tüm Hekimhanlı yönticilerin ve bürokratların tanıtım konusunda tanıtımlarını yapması gerekiyor.

PÜTÜRGE ŞİRO ÇAYI

Adına şarkılar, destanlar yazılan Şiro Çayı, Pütürge ilçesinde yer alan bir akarsudur.

Şiro Çayı çevresinde büyük bir yerleşim yeri olmadığından şimdilerde ıslah edilip, sebze yetiştiriciliği ve besicilik faaliyetlerine başlamak hedefleniyor.

Debisi ve havzası Tohma Çayı'nın yarısı kadar küçüktür, bu nedenle rafting yapacak derecede bol suyu olmamasına rağmen yüzmeye elverişlidir.

Kendine özgü hamsi büyüklüğünde lezzetli balığı vardır. Fırat Nehri'nden gelen diğer balıklar da bu çayda yaşar.

Aşırı kuraklık ve sulama için Çay'ın kullanılması sonucu, Çay zaman zaman neredeyse dere seviyesine kadar çekilir ama Fırat Nehri'yle vuslatını bunlar engelleyemez.

Şİro çayı Pütürgeli ve Doğanyollu hemşehrilerimiz için bir çaydan ötededir,yerel dilde “şüre çayı” diye ifade edilir. Şiro Çayı özlemdir,hasrettir ve vuslatın bir köprüsü olarak yaşamları ile iç içe olan değerler arasındadır.

Kimine göre Şiro Çayı çocukluktur, gençliktir, baba evidir, kimine göre gözden süzülen yaştır. Bu gün Şiro çayı desek, her Pütürgelinin mutlaka bir diyeceği vardır.

Çay Pütürge’nin dağlarından akan sulardan oluşur ve Fırat Nehrine dökülür.

 

YEŞİLYURT ÇIRMIKTI

Yeşilyurt Malatya’ya 8 kilometre uzaklıkta.

Şirin mi şirin bir ilçemizdir.

Yeşil alanları, suları ile yaz aylarının cazibe merkezidir.

Çok önceleri Çırmıktı, sonra İsmet Paşa, 1957’den itibaren de ismi Yeşilyurt olmuş, Malatya Büyükşehir statüsüne geçince yılların Yeşilyurt’u Çırmıktı Mahallesi olmuştur.

Özellikle yazın sıcak günlerinde stresten uzak kalmak isteyenler Yeşilyurt’un yolunu tutarlar.

Yeşilyurt Malatya’nın meyve bahçesidir.

Mesire yeridir.

Kentin gürültüsünden kaçan kişi 10-15 dakika sonra kendini doğanın kucağında bulur.

Yakınlığı ve yeşilliği ile Yeşilyurt Malatya için büyük şanstır.

O kadar yakın ki 45-50 yıl öncesi orta okul ve lise öğrencileri Malatya’daki okullarına yürüyerek, gelip giderlermiş.

Yazın hafta sonları ilçe nüfusu 5’e 10’a katlanır.

Yeşilyurt’u kelimelerle anlatmak imkânsız, ancak yaşamak gerekir.

Daha önce meyve yetiştirilen birçok bahçe bugün piknik alanı haline getirilmiştir.

Kahvaltı bahçelerinden, kendin pişir kendin ye şeklindeki mesire alanlarına onlarca mekân vardır.

Yeşilyurt’a bağlı Gündüzbey, Yakınca ve Konak’ta bulunan mesire alanları haftanın 7 günü dolar taşar.

Buralarda, doğa ile iç içe, Yeşilyurt’a has tadlara ulaşmak da mümkündür.

Kasap, Manav ve Fırınların yeri Yeşilyurt’ta farklıdır.

Her gün hummalı bir çalışma sergilerler.

Fırınlardan çeşitli et yemekleri mesire alanlarına servis edilir.

İlk kez gelenlerin dahi böylesine rahat edebileceği bir başka ilçe yoktur dur sanıyorum.

Tabi ki burada en önemli özellik, mesire alanlarının çokluğudur.

Ata parkı,

İnek pınarı,

Kaptaj, 

Seyir tepesi,

Atılgan parkı,

Su sesi,

Horata,

Pınarbaşı,

Kozluk,

mesire alanlarından aklıma gelenleridir.

Buralarda yemeğinizi yer, çayınızı içerken, kulaklarınızda kuş ve su sesinden başka ses olmaz.

Yeşilyurt’ta her meyve yetişir.

Sulak bir araziye sahip olunması nedeniyle Üzümün, Şeftalinin, Armudun, Elmanın tadı Yeşilyurt’ta bir başka özelliktedir.

Ancak kirazın yeri farklıdır.

Bu nedenle her yıl bir Kiraz Festivali düzenlenir.

Kirazın hasat dönemi yapılan festival büyük ilgi görür.

Yeşilyurt’ta ilk kez mesire alanlarında zaman geçirenlerin, ayrılırken üzüntülü olduklarını görmek mümkündür.

Bu gün ilçe merkezindeki en önemli tarihi yapı 1750’ lerde  inşa edilen Camii Kebir’dir.

Kölükoğlu,

Çalıklı Hacı Halil,

Gedik,

Molla Kasım ve

Hıdırağa  Cami Yeşilyurt’taki diğer camilerdir.

Yeşilyurt’un görülmesi gerekens bir başka noktası ise Malatya’nın içme ve sulama suyu ihtiyacını karşılayan  Kaptajdır.

Kaptajda 1,5 milyon insana 100 yıllarca yetecek içme suyu vardır.

 Hiçbir işleme tabi olmadan doğrudan vatandaşlara dağıtımı yapılmaktadır.

Malatya’ın o meşhur suyu budur.

Son derece tatlı ve sağlıklıdır.

Gayet soğuk olan suda yengeç balık ve kurbağa yaşamamaktadır.

Yeşilyurt sınırları içerisindeki Yeşilvadi baraj çalışmaları da hızla devam ediyor.

Bittiğinde Malatya’ya büyük değer katacak.

Şu an yüzde 65’i tamamlanmış durumda.

Hem kent estetiğine katkı verecek.

Hem de 6 bin dekar tarım arazisi suya kavuşacak.

Kısacası Yeşilyurt yerel ve yabancı turistlerin uğrak yeri olmaya devam edecek.

 

HORATA

Bir korana virüs çıktı gitmek nedir bilmiyor. Sonra deprem fırtınası

Ben bunun suni olduğuna inananlardanım.

Dünya nüfusunun çok olduğuna inanıp neden böyle bir şey çıkarmasınlar.

Bunun panzehirinin de var olduğuna inananlardanım.

Yani dünyayı ellerine geçirmek isteyenlerin eksik olmadığını ve yetkili mercilere kadar çıktıklarını sanıyorum.

Bunların hepsi elbette tahminden öte değil.

İnşallah bu karamsar düşüncelerde yanılan ben olurum.

Yine tahmin ediyorum ki yakın bir zaman da yalnız herkes eve demeyecekler, kapı ve pencerelerinizi de açmayın tembihlerinde bulunacaklar.

Bekleyip göreceğiz. İnşallah yanılacağım.

Gelelim asıl mevzumuza.

Güzel hemşehrilerim Malatyamızın diğer illerden bir farklı yönü de, mesire alanlarının yürüyerek gidebilme mesafesinde olması.

Gerçekten Malatyamız öyle bir coğrafyanın üzerinde bulunuyor ki, merkezden bir kahve içimi mesafede onlarca mesire alanları var.

Dinlenmek, kalabalıktan kaçıp kuş cıvıltıları arasında bir gün geçirmek istiyorsanız, kilometrelerce yola gerek YOK, aracınızla 10 dakika da ulaşacağınız yerler var.

Oralarda sabah kahvaltısını, öğlen yemeğini yer, şekerleme yapar ve güzel bir geçirerek, akşama evinizde olabilirsiniz.

Hiçbir ilde bu imkan yok.

Şehire 3-5 kilometre uzaklıkta Horata gibi bir mesire alanı yok.

Yazın sıcağında Horata da suya konulan karpuz çatlamaktadır.

Horata’da yeşilin her tonunu görmek mümkündür.

Konak Mahallesi’nde bulunan Horata Malatya’ya bir başka ilin bir semtinden daha yakındır ve hepsi 5 kilometre uzaklıktadır.

Beydağı’nın eteklerinden çıkan Horata suyunun çevresi Konak’ta güzel bir ortam oluşturur.

Özellikle yaz aylarında Malatyalıların akın ettiği Horata’da vatandaşlar durgun, temiz ve soğuk suların yanında dinlenme fırsatı bulabilirler.

Baharın ne zaman geldiğini, yazın nasıl geçtiğini anlamadığımız bu ünlerde Horata gibi yerler Malatyalıların serinlediği yerler oluyor.

 

İSPENDERE İÇMELERİ

Malatyamız Turgut Özal Araştırma Hastanesi ve Yeni Devlet Hastanesi ile ve yapılmakta olan hastanelerle bölgenin sağlık merkezi konumunda.

Karaciğer nakli için dünyanın dört bir yanından hastaların geldiği Tıp Merkezi’nin yanı sıra Yeni Devlet Hastanesi ise her geçen gün güven veren doktorlarıyla gerçekten Malatya’yı sağlığın cazibe merkezi yapıyor.

Bunların yanı sıra birçok ilçesinde şifalı sular kaynıyor.

Bunlardan birisi İspendere İçmeleri.

Malatya merkeze yakınlığına rağmen yeterli tanıtımı yapılmadığından gerekli ilgiden yoksun kalıyor.

Malatya sağlık turizminin önemli bir parçası olan İspendere İçmeleri’ne bir kez gelmek yetiyor çünkü yararları görüldüğünde insanlar için tiryaki haline geliyor.

Sağlık Bakanlığı Tıbbi Değerlendirme Kurulu tarafından hazırlanan raporuna göre, İspendere İçmelerinde özelliği bakımından kükürt, bikarbonat ve karışık termomineralli özellikleri bulunuyor.

İspendere şifalı suyunun ayrıca ısıtılarak banyo kürü yapılması halinde, romatizmal, eklem ve yumuşak doku hastalıklarında, kronik bel ağrılarında, ortopedik operasyonlar, beyin, sinir cerrahisi sonrasında uzun süre hareketsiz kalınma durumlarında, spor yaralanmalarında, nörolojik rahatsızlıklarda tamamlayıcı tedavi olarak uygulanabilme özelliğine sahip olduğu belirtiliyor.

Sağlık Bakanlığı Tıbbi Değerlendirme Kurulu ayrıca suyun bikarbonat içermesi nedeniyle, içilmesiyle mide ve bağırsak hastalıkları ve üriner yolu taş olgularında tamamlayıcı tedavi olarak uygulanabileceğini ifade ediyor.

Dağın eteğinden akan su belki ilk içişte tuhaf geliyor ancak belli oluyor ki asil bir su. Diyorlar ki biz bunları şişelere doldurduk eve götürdük, buz gibi yaptık tükettiğimizde dağdaki sudan eser kalmadığını gördük. İlle de yerinde içmek gerekiyormuş. Onu bağrında besleyen dağ iyileşen hastaları görmek istiyor. Bu nedenle eve götürülen su özelliklerini yitiriyor.

İl dışından gelen vatandaşların uzun süre konaklayabilecekleri mekanların da bulunduğu alan, yapılan çalışmaların tamamlanması ile bölge Malatya’nın sağlık turizmine ciddi anlamda katkı sunabilecek konumda.

Bir tüyo daha, Malatyalıların rağbet etmediği İspendereye Adıyaman ve Elazığ başta olmak üzere komşu illerden binlerce ziyaret edenler oluyormuş.

NEMRUT DAĞI

M.Ö. 163 ve M.S. 72 yılları arasında, bu bölgede egemenlik kuran Kommagene Krallığı’nın kralı I. Antiochus, atalarına ve tanrılara minnettarlığını göstermek için krallığının en yüksek dağına anıtsal heykeller ve kendi mezarını yaptırmış.

Aynı heykellerden 2 grup var. Bir grup heykel güneşin doğuşunu, diğer grup da batışını selamlayacak şekilde yerleştirilmiş. Heykellerin daha çok yerde duran kafaları için heykellerin bundan ibaret olduğu yanılgısına düşebilirsiniz. Aslında kafalar oturur pozisyondaki vücudlara ait ama zamana yenik düşmüşler.

Dolayısı ile burayı yaşamanın en güzel yolu gün doğuşunda ya da batışında burada olmak. Özellikle de gün doğuşu bir başka. Gerçekten de efsane güzel.

Karanlıkta göz gözü görmezken tepeye çıkıp, kendinize bir yer seçiyorsunuz. Sonra sanki sahnenin perdesi kalkar gibi gün aydınlanıyor ve hiç farkında olmadığınız muhteşem bir manzara ile karşılaşıyorsunuz. Önce önünüzden Nemrut’un hala aktif bir volkan olduğu zamanlardan kalmış, kurumuş lavlar başlıyor. Sonra aşağıda dağın neredeyse her yerinin bir su ile çevrili olduğunu görüyorsunuz. İleride puslu havanın içinden dağ silüetleri beliriyor. Çok derin ve mistik bir huzuru var.

Nemrut Dağı’na çıkmak konusunda yapacağımız ilk ve en elzem uyarı, buraya ya gün doğumunda ya da gün batımında çıkmanız olur. Çünkü günün bu iki zamanı, en güzel manzaraların yaşandığı anlar. Işık daha güzel olduğundan çektiğiniz fotoğraflar da daha güzel çıkıyor. Ayrıca doğu terasında olacağınız, bu taraftaki heykellerin vücudları hala ayakta.

Gün batımında çıkmayı tercih ederseniz, mutlaka güneşin batışından bir saat önce dağa çıkmaya başlayın ki batışa koştur koştur, ucu ucuna yetişmek durumunda kalmayın.

Kendi Yiyecek ve İçeceğinizi Götürün

Biz, yanımızda börekler ve bir termos dolusu sıcak çayla çıktık zirveye. Siz de kesinlikle yanınızda kendi çıkınınızla gelin. Çünkü zirvede gün doğumuna veya gün batımına karşı piknik yapmak gibisi yok, zaten açıksanız ya da susanız zirvede herhangi bir tesis yok (tuvalet dahil).

Gün batımında burada olacaksanız, Suyu mutlaka ihmal etmeyin.

Hangi Mevsim Olursa Olsun, Üstünüze Kalın Bir Şeyler Alın

2150 metre yüksekliğe ulaşan Nemrut Dağı’nın tepesine çıkmak zor değil ama soğuk olabiliyor. Hele ki gün doğumu için gidiyorsanız. Her ne kadar yaz mevsimi de olsa, dağın yukarılarına doğru çıktığınızda hava serinliyor. Bir de rüzgar da çıkarsa (ki çıkıyor) donuyorsunuz. Genellikle insanlar yanlarında battaniye getiriyor. Güneş doğunca hava hızlıca ısınıyor.

Zaten genel olarak Nemrut Dağı’na Mayıs ayından sonra çıkılmaya başlanıyor. Çünkü bu aydan önce dağda kar oluyor. O yüzden sonbahar, ilkbahar veya yaz hangi mevsimde çıkacak olursanız olun, mutlaka yanınıza mevsime uygun kalın bir şeyler alın ki soğuk hava keyfinizi gölgelemesin.

Gün doğuşuna kıyasla gün batımı daha sıcak olacaktır.

Yukarıda sıcaklık da düşük olduğundan yaz da olsa terlik sandalet gibi ayakkabılarla rahat edemezsiniz.

Kommagene Krallığı ve I. Antiochus

Büyük İskender’in Perslerle olan savaşından galip gelmesi sonucunda, bu bölgenin valisi olan Mithridates’in bağımsızlığını ilan ediyor ve Kommagene Krallığı kuruluyor.

Mithridates M.Ö 64 yılında öldüğünde, oğlu I. Antiochus tahta geçiyor. I. Antiochus’un döneminde krallığın en parlak dönemi yaşanıyor. İşte Nemrut’un tepesindeki anıt mezar da işte ona ait. Enteresandır ki burada yattığı biliniyor ancak mezarı henüz keşfedilememiş. İçine girilmesi halinde çöküp, girenlerin mezarı olacak şekilde inşa edilmiş. Mecvut teknolojiye rağmen hala gün yüzüne çıkartılamıyor.

Dağda toplam 3 teras bulunuyor. Hepsini dolanmak 20-30 dakikada ama işin içine fotoğraflar girince tabi süreler uzuyor. Nemrut’un simgesi haline gelmiş tanrı heykelleri doğu ve batı teraslarında bulunuyorlar. Ortalarında da çizimde görüldüğü gibi tümülüs bulunuyor.

Bugün doğu terası en iyi korunmuş olan. Buradaki tapınaktan geriye pek birşey kalmamış ancak heykellerin vücudları ve kafaları alanda sergileniyor. Büyük taş bloklardan oluşan heykelleri sağdan sola doğru sıralamak gerekirse, Aslan, Kartal, Antiochus, Kommagene, Zeus, Apollon ve Herakles’i görüyoruz. 2002’de tüm bu heykel başları, koptukları gövdelerin önüne yerleştirilmiş ve tek sıra halinde dizilmişler. Aslında zamanında, bu kolosal heykellerin gerçek boyutu 8-9 metrelere kadar varıyormuş.

Koruyucu Heykeller: Kartal ve Aslan : Heykellerden Aslan ve Kartal, koruyucu hayvan heykelleri olarak biliniyor. Bunlar tanrılar dizisinin başında ve sonunda ikişerli olarak durur ve onları korurlarmış. Fakat dört koruyucu heykelden sadece tek bir çift günümüze gelebilmiş.

Kartal, Kommagene Krallığı’nın gökyüzü hakimiyetini simgeliyor. Kendisi aynı zamanda Zeus’un insanlara buyruklarını ulaştırmasındaki aracı olarak biliniyor. Aslan ise Kommagene Krallığı’nın yeryüzündeki hakimiyetini simgeliyor.

Anıtsal Tanrı Heykelleri

Kral Antiochos (Sonradan aldığı ismi ile Theos): I. Antiochos, öldükten sonra, yanında olan diğer tanrıların kendi saygınlığını ebedi kılacağına inandığından, kendi heykelini de onların yanına yaptırır. Aslında Antipchos’un başı yapılan ilk keşiflerde bulunmamış. Heykelin baş kısmı, alandaki mıcırların arasında kaldığından ancak 1953 yılında başka bir amaçla yapılan araştırmada keşfedilmiş. Kaide kısmında ise elinde Zeus ve Apollon’da olduğu gibi bir dal demeti taşıdığı görülüyor.

 

Kommagene: Tanrılar dizisindeki tek kadın tanrı heykeli, bereket tanrıçası Kommagene. Sıra olarak Kral Antiochos ve Zeus arasında konumlanan heykelin baş kısmında bereketi simgeleyen nar ve üzüm motifleri dikkat çekiyor. Aynı şekilde arkasındaki kaide kısmında da kucağında da meyveler var. Aslında Kommagene’nin başı, anıtsal heykellerin keşfinden 1963 yılına kadar ait olduğu yerde kaidesinin üstündeymiş ama 1963’te heykele bir yıldırım düşmüş ve Kommagene’nin başı da diğer heykeller gibi yere düşmüş.

Zeus: Tüm tanrıların tanrısı, en yüksek rütbeli tanrı olan Zeus, dizinin en ortasında konumlanıyor. Zaten diğerlerinden daha büyük boyutlarda olması da dikkat çekici. Başında bir Pers tiarası (tacı) takmış şekilde betimlenen Zeus’un çenesi kırık durumda ama aslında sakallı olduğu anlaşılıyor. Kaidesinde ise omzunda bir pelerin olduğu görülüyor.

Apollon: Zeus’un oğlu, aynı zamanda aydınlığı ve aklı simgeleyen Apollon da Zeus’tan sonra dizilimdeki yerini alıyor. Babası Zeus’un aksine sakalsız ve daha genç görünen Apollon da elinde bir dal tutuyor. Üzerine bir tunik giymiş şekilde betimlenmiş.

Herakles: Dizinin son heykeli, Zeus ve bir fani olan Alkmene’nin oğlu olan Herakles, insanın doğaya karşı olan mücadelesini simgeliyor. Zeus gibi sakalllı tasvir edilen Herakles, elinde bir sopa taşıyor.

Tümülüs: Yukarıdaki fotoğraftan tümülüsün büyüklüğü daha iyi anlıyorsunuz. Zirve gibi görünen yer aslında kralın mezarının üzerine 30.000mᶟ kırma taş dökülerek oluşturulan tümülüs. Tanrıların makamı göklere yakın olmak için bölgenin en hakim tepesi olan Nemrut’u seçmişler.

Bazı araştırmacılar burada sadece sadece Antiokhus’un babası Mithridates ve birkaç rahibin yattığını da düşünüyor. Eskiden heykellerin birinin ayağında bir tünel olduğu ancak sonradan üzerinin taş ile örtülerek kapatıldığı düşünülüyor.

Buradaki eserlerden ilk kez bahseden Alman Mühendis Karl Sester, 1881 yılında Diyarbakır’da yol yapım işlerinde görevliymiş. Sester buranın Asurlular’dan kalmış olduğunu düşünüyormuş. Sester’in verdiği bilgiler ile Kraliyet Akademisi bu bölgeye araştırma yapması için Otto Punchtein liderliğinde bir ekip göndermiş.

Bu ekip, buradaki eserler üzerinde uzun bir süre çalıştıktan sonra Otto Punchtein, Yunanca yazılmış olan kitabeyi çözmüş ve buranın Kommagene Krallığı’na ait olduğunu ve kralı I. Antiochus tarafından yaptırıldığını keşfetmiş. Antiochus’un ağzından yazılmış olan kitabe buranın sırrının çözülmesini sağlamış. Aynı zamanda bu kitabede I. Antiochus’un yazılarını da içeriyormuş.

Sonraki yıllarda 1953’ten 1980’li yıllara dek süren arkeolojik çalışmalar, Amerika’lı Arkeolog Theresa Goell ve Friedrich Karl Dörner tarafından sürdürülmüş ve bu çalışmalara İstanbul Arkeoloji Müzesinin kurucusu Osman Hamdi Bey ve Alman Mühendis Karl Humann da katılmış. Bu kazılar sonucunda ortaya çıkan taşınabilir eserler çeşitli müzelerde sergilenirken, heykeller ve yazıtlar da Nemrut Dağı’nda ziyaretçilerini bekliyor.

Nemrut Dağı, 1987 yılında UNESCO Dünya mirası listesine girmiş. Yani ne malatyanın ne de adıyamanınmış.1989 yılında Milli Park olarak ilan edilmiş ve bölge koruma altına alınmış.

 

Eğer Nemrut Dağı’na gün doğumunda çıkmaya karar verirseniz, hazır buralara kadar gelmişken, bölgede Kommagene Krallığı’ndan ve Roma İmparatorluğu’ndan kalma diğer yerleri de görmek isteyebilirsiniz.

Karakuş Tümülüsü

Karakuş Tümülüsü, Nemrut Dağı’na yürüyerek 8 dakika, 750 metre uzaklıkta kalan, Kommagene Krallığı kadınlarına ait bir anıt mezar. Yaklaşık 20 metre yüksekliğindeki tümülüsün üzeride bulunan sütundaki kartal heykelinden dolayı yöre halkı burayı karakuş olarak adlandırmış. Diğer sütunların üzerinde de boğa ve aslan heykelleri varmış ama günümüze sadece boğa heykelinin vücut kısmı gelmiş.

Tümülüsün batısında ise Kommagene kralı I. Antiochos’un oğlu Kral II. Mithridates’in, kız kardeşi Laodike ile tokalaşma sahnesini betimleyen bir kabartma var. Sütun üzerindeki yazıttan anıt mezarın, Kral Antiochos’un eşi İsias, kızı Antiochis ve torunu Aka’ya ait olduğu anlaşılıyor.

Cendere Köprüsü (Septumus Severus Köprüsü)

Karakuş Tümülüsü’nü geçtikten yaklaşık 10 kilometre sonra Sincik-Kocahisar yol ayrımında bulunan ve Cendere Çayı üzerinde yer alan Cendere Köprüsü, Roma Köprüsü veya Septimius Severus Köprüsü, Roma İmparatoru Septimius Severus’un (MS 193-211) emriyle yaptırılmış.

Antik Roma mimarisinin muhteşem bir anıtsal örneği olan köprü, toplam 7 metre genişliğinde, 30 metre yüksekliğinde ve 120 metre uzunluğunda. Köprünün en ilginç mimari özelliği ise hiç harç kullanılmadan yapılmış olması. KöprüHer iki tarafından da rampa şeklinde yükselerek orta kısımda birleşmesi, köprüye hem dayanıklılık hem de estetik bir görünüm katıyor.

Arsameia Ören Yeri

Adıyaman’a 60 kilometre, Nemrut Milli Parkı’na da 10 dakika sürüş mesafesinde olan Arsameia Ören Yeri’ne de gelmişken mutlaka gidin. Kral I. Antiochos kitabelerinde söz edildiğine göre, Arsameia (Nymphaios Arsameia’sı), İ.Ö. 2. yüzyılın başlarında Kommagene Krallığı’nın yazlık başkenti ve idare merkeziymiş.

Buraya geldiğinizde, Mitras’ın kabartma stelini, ayin platformu üzerinde Antiochos-Herakles’in tokalaşma stelini ve bunun önünde Anadolu’nun bilinen en büyük Grekçe yazıtını, yazıtın bulunduğu yerden başlayan 158 metre derine inen tüneli görmeden geçmeyin.

HAZIRLAYAN: Erol Kurhan

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve gazetemalatya.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.