Biz Gündüzbeyliler pestile "bastık" derdik. Sizin yörenizde ne denir, bilmiyorum. Beyaz renkli üzüm pestiline "Üzüm bastığı", kırmızı renkli dut pestiline de "Tut bastığı" derdik.
Her iki bastığı da herkes kendi evinde yapardı ve tamamen organikti, o zamanlar ne kimyasal madde vardı ne de zihinler kirliydi. Sahtekârlığın ve hilenin henüz icat edilmediği bir zamanda ve yerde yaşıyorduk. Ve esasen buna da gerek duymazdık çünkü herkes kendi ürününü kendisi yapıyordu.
Annem, anneannem, halalarım, bibilerim hepsi aynı mahallede otururlardı ve komşularla beraber yardımlaşma ile (imece usulü) yapardık.
Malzemelerimiz ve ocağımız, bir gün önceden hazırlanır, erkenden kalkılır (Sabah namazından önce), ocaklar yakılır, dut ve üzüm suları sıkılır (o zaman ilkel usullerle ve insan gücüyle) sonra kazanlarda pişen üzüm şırası çırpılır ve damlarda kurutulurdu.
Bu süreç son derece yorucu ama bir o kadar da zevkliydi çünkü kışlık yiyeceğimiz hazırlanırdı.
Büyük leğenlerde ocakta kaynatılan üzüm suyu çırpılır ve beyaz köpük haline getirilirdi, sonra arada bir parmağımızı içine daldırır, "Hııııım ne kadar lezzetli olmuş" derdik... Ben bu parmak daldırma, tadına bakma usülünü biraz abartırdım ???? Annem de bir tane elime vururdu! Çünkü çok yaramazdım ama çok da çalışırdım. Şimdi Tecde'de yapılan bu köpük ve üzüm bastığını görünce küçüklüğüm aklıma geldi. İlk aklıma gelen yorgunluğum, müthiş efor harcardım, her tarafım çakşardı, ertesi günü bir hafta ayağa kalkamazdım. Ama korkumdan mı nedir (Annem biraz otoriterdi) yorulduğumuzu bile söyleyemezdik. Kışın yemesi de bir o kadar zevkliydi, annem saklardı ama ben yine de yerini bulur kaçırır hatta dışarıda top oynadığım mahalle arkadaşlarıma verirdim. Mahalle arkadaşlarım da bana getirirdi. Çünkü o zaman bu ürünler çok kıymetliydi ve idareli tüketmek zorundaydık.
İşte Tecde'de bir evde yapılıp satılan pestilleri görünce küçüklüğüm aklıma geldi. Biraz hüzünlendim ve "galiba yaşlandım, yolun sonuna geldim" dedim.
Neyse... Gelelim buradaki pestillere, ablamız yıllarca 3 çocuğuna bakmak ve okutmak için bu işi yapıyor. Diyor ki, "Benim yemediğim bir şeyi yapmam ve satmam." Bugünkü şartlarda fena değil... Temizlik ve sıhhi şartlar normal... Kalite normal... Fiyat biraz pahalı...
Ama alınmaya değer mi, değer...
Evlerde kendi yiyeceği için yapılan pestilleri aratmayacak kalitede...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Son Haberler
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Malatya'da Dut Pestili...
Malatya'da dut pestilinin ayrı bir yeri vardır...
Haber: Alişan Hayırlı
Biz Gündüzbeyliler pestile "bastık" derdik. Sizin yörenizde ne denir, bilmiyorum. Beyaz renkli üzüm pestiline "Üzüm bastığı", kırmızı renkli dut pestiline de "Tut bastığı" derdik.
Her iki bastığı da herkes kendi evinde yapardı ve tamamen organikti, o zamanlar ne kimyasal madde vardı ne de zihinler kirliydi. Sahtekârlığın ve hilenin henüz icat edilmediği bir zamanda ve yerde yaşıyorduk. Ve esasen buna da gerek duymazdık çünkü herkes kendi ürününü kendisi yapıyordu.
Annem, anneannem, halalarım, bibilerim hepsi aynı mahallede otururlardı ve komşularla beraber yardımlaşma ile (imece usulü) yapardık.
Malzemelerimiz ve ocağımız, bir gün önceden hazırlanır, erkenden kalkılır (Sabah namazından önce), ocaklar yakılır, dut ve üzüm suları sıkılır (o zaman ilkel usullerle ve insan gücüyle) sonra kazanlarda pişen üzüm şırası çırpılır ve damlarda kurutulurdu.
Bu süreç son derece yorucu ama bir o kadar da zevkliydi çünkü kışlık yiyeceğimiz hazırlanırdı.
Büyük leğenlerde ocakta kaynatılan üzüm suyu çırpılır ve beyaz köpük haline getirilirdi, sonra arada bir parmağımızı içine daldırır, "Hııııım ne kadar lezzetli olmuş" derdik... Ben bu parmak daldırma, tadına bakma usülünü biraz abartırdım ???? Annem de bir tane elime vururdu! Çünkü çok yaramazdım ama çok da çalışırdım. Şimdi Tecde'de yapılan bu köpük ve üzüm bastığını görünce küçüklüğüm aklıma geldi. İlk aklıma gelen yorgunluğum, müthiş efor harcardım, her tarafım çakşardı, ertesi günü bir hafta ayağa kalkamazdım. Ama korkumdan mı nedir (Annem biraz otoriterdi) yorulduğumuzu bile söyleyemezdik. Kışın yemesi de bir o kadar zevkliydi, annem saklardı ama ben yine de yerini bulur kaçırır hatta dışarıda top oynadığım mahalle arkadaşlarıma verirdim. Mahalle arkadaşlarım da bana getirirdi. Çünkü o zaman bu ürünler çok kıymetliydi ve idareli tüketmek zorundaydık.
İşte Tecde'de bir evde yapılıp satılan pestilleri görünce küçüklüğüm aklıma geldi. Biraz hüzünlendim ve "galiba yaşlandım, yolun sonuna geldim" dedim.
Neyse... Gelelim buradaki pestillere, ablamız yıllarca 3 çocuğuna bakmak ve okutmak için bu işi yapıyor. Diyor ki, "Benim yemediğim bir şeyi yapmam ve satmam." Bugünkü şartlarda fena değil... Temizlik ve sıhhi şartlar normal... Kalite normal... Fiyat biraz pahalı...
Ama alınmaya değer mi, değer...
Evlerde kendi yiyeceği için yapılan pestilleri aratmayacak kalitede...